Dış İlişkiler Başkanımız Hüseyin İmir, uluslararası kurumların iflas ettiğini belirterek Gazze’de siyonist işgal rejiminin katliamlarına karşı yegâne çözümün askerî bir duruş olduğunu vurguladı.
Dış İlişkiler Başkanımız Hüseyin İmir, emperyalist ABD'nin bölgedeki saldırılarına, Gazze'deki sözde ateşkes sürecine ve Kıbrıs'ta Müslüman kimliğine yönelik yürütülen yozlaştırma politikalarına dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
"ABD, korku
üreterek haraç kesen küresel bir hayduttur"
ABD’nin İran’a yönelik başlattığı hukuksuz saldırıların
hiçbir sınır tanımadan devam ettiğine dikkat çeken İmir, doğrudan elektrik
santralleri, su tesisleri ve köprüler gibi sivil altyapıların hedef alındığını
kaydetti.
Bu saldırıların arka planında siyonist rejimin güvenliğini
tahkim etme ve bölgenin petrol kaynaklarına çökme arzusu olduğunu ifade eden
İmir, "Bu kirli savaşla bölgeyi kaosa sürükleyen Trump liderliğindeki
yapı, sistematik olarak savaş suçu işlemekte ve bölge ülkelerini kendine kalkan
yaparak savaşı tüm bölgeye yaymaya çalışmaktadır. Sözde güvenliklerini sağlama
vaadiyle bölge ülkelerinden açıkça 'koruma haracı' talep eden ABD, korku üreterek
haraç kesen küresel bir haydut gibi hareket etmektedir." ifadelerini
kullandı.
“Bu cezasızlık
sürecinin devam etmesi, küresel düzeni tamamen anarşiye sürükleyecektir”
Gazze’deki soykırım karşısında kurumsal iflas yaşayan
uluslararası kuruluşların, savaş tüccarlarına karşı hiçbir caydırıcılık
üretemediğinin altını çizen İmir, “Dünya, hukukun askıya alındığı ve her
hukuksuz misalin bir sonraki vahşet için ‘emsal teşkil ettiği’ tehlikeli bir
kuralsızlık sürecine ilerlemektedir. Bu cezasızlık sürecinin devam etmesi,
küresel düzeni tamamen anarşiye sürükleyecektir. Uluslararası kurumların kalan
son meşruiyetini kurtarabilmesinin yegâne şartı, köklü bir yapısal reformdur. Küresel
kurumlar, bu suç şebekelerine karşı yaptırım uygulayacak şekilde yeniden
yapılandırılmadığı müddetçe uluslararası hukuk, sömürgecilerin maskesi olmaktan
öteye geçemeyecektir. İnsanlığın geleceği, bu kuralsızlık sürecine ve savaş
tüccarlarına karşı tecrit politikasının acilen devreye sokulmasına bağlıdır.”
dedi.
“Garantör ülkelerin
tepkisizliği siyonist saldırganlığı cesaretlendirmektedir”
Açıklamasında Gazze'deki duruma da geniş yer ayıran İmir,
ilan edilen ateşkese rağmen işgal rejiminin saldırılarının devam ettiğini
hatırlattı.
ABD’nin Gazze’ye yönelik sözde barış planının, siyonistlerin
suikastlarını daha serbestçe yapabilmelerine ve işgal alanlarını
genişletmelerine imkân sağlamak için kurgulanmış bir "aldatmaca"
olduğunu ifade eden İmir, “Bu sürecin bu şekilde sürdürülmesi imkânsızdır. Ne
yazık ki garantör ülkelerin sergilediği tepkisizlik ve eylemsizlik politikası,
siyonist saldırganlığı daha da şiddetlendirmekte ve katliam şebekesini
cesaretlendirmektedir. Bu aşamada uluslararası kamuoyunun baskısı hayati bir
öneme sahiptir. Vicdan sahibi kitleler Gazze’yi asla gündemden düşürmemeli,
garantör ülkelere hukuki ve insani sorumluluklarını her an hatırlatmalıdır.”
şeklinde konuştu.
“Soykırım suçuna
karşı tek somut çözüm; siyonistlere karşı askerî bir duruş sergilemektir”
İmir, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Ateşkes
kavramı, soykırımın en büyük finansörü ve hamisi olan Trump’ın utanmazca ifade
ettiği gibi ‘daha yavaş ateş etmek’ yani katliamı zamana yaymak sığlığından
acilen çıkarılmalıdır. Bu anlayış yıkılmadığı müddetçe, siyonistlerin vahşi
katliamlarının önüne geçilmesi mümkün olmayacaktır. İşlenen soykırım suçuna ve
devam eden toprak gasplarına karşı tek somut çözüm; siyonistlere karşı sahada
askerî bir duruş sergilemektir.”
"Kıbrıs'ta en
büyük tehlike Müslümanların kimliksizleştirilmesidir"
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümü münasebetiyle Doğu
Akdeniz'deki jeopolitik gelişmelere de değinen İmir, ABD, İngiltere ve
Fransa’nın bölgedeki haksız askerî yığınağına ve Avrupa Parlamentosu’nun (AP)
Türkiye aleyhtarı ikiyüzlü raporuna tepki gösterdi.
Türkiye’nin meşru haklarını ve KKTC’nin egemenliğini
korumaya muktedir olduğunu belirten İmir, Batılı devletlerin çıkarlarına göre
şekillenecek hiçbir tavize geçit verilmemesi gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs'ta asıl tehlikenin manevi tahribat olduğuna dikkat
çeken İmir, "Kuzey Kıbrıs ve Türkiye için en büyük tehlike; askerî ya da
tek taraflı enerji anlaşmalarından kaynaklı tehditler değil, Kıbrıslı
Müslümanların kültürel açıdan Rumlaştırılması ve kimliksizleştirilmesidir.”
dedi.
“Kıbrıs adeta bir
kumar ve fuhuş cenderesine hapsedilmiştir”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin bazı milletvekillerinin
serzenişine de açıklamasında yer veren İmir, açıklamasını şöyle noktaladı: “Kuzey
Kıbrıs adeta bir kumar ve fuhuş cenderesine hapsedilmiştir. İslamî kimliğin
hedef alınıp aşındırıldığı, kültürel alandaki bu sistematik yozlaştırmaya
maalesef bugüne kadar etkili bir önlem alınamamıştır. Bugün Kuzey Kıbrıs'ta, ‘Türkiye'yi
istemiyoruz’ diyenlerin oranı göz ardı edilemeyecek bir düzeydedir. Bu
tehlikeyi bertaraf etmenin yolu ise askerî alanda alınacak tedbirlerden değil,
medeniyet değerlerimiz temelinde toplumsal kimliğin ve kültürün yeniden inşa ve
tahkim edilmesinden geçmektedir.”





