Genel Başkan Yardımcımız ve Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç, kumar alışkanlığıyla gündeme gelen kişilerin “iyilik meleği” gibi sunulmasının, toplumun değer dünyasını aşındırdığına ve gençlere yanlış örnekler sunduğuna dikkat çekti.
Genel Başkan Yardımcımız ve Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, iç gündeme dair önemli
açıklamalarda bulundu.
Dinç, "Aile ve Nüfus 10 Yılı" kapsamında
düzenlenen, aileyi tahrip eden ve ahlaki yozlaşmayı körükleyen sözde kültürel
etkinliklere, kamuoyunda geniş yankı uyandıran deprem bölgeleri için toplanan yardımların
kumar masalarında kullanılması iddialarına ve vakıf üniversitelerinde çalışan
akademisyenlerin sorunlarına değindi.
“Kumar illetine bulaşmış kişiler toplumda rol
model olarak öne çıkarılmamalı”
Deprem bölgeleri için toplanan yardımların kumarda
kullanıldığı iddialarına dair değerlendirmelerde bulunan Dinç, “Seküler, laik
kesimin bir zamanlar adeta toz kondurmadığı bazı sözde sanatçı ve program
sunucularının, ‘ahbap çavuş’ ilişkileriyle milletin duygularını sömürerek
deprem bölgeleri için topladıkları yardımları, özellikle kumar masalarında ve
sanal kumar ortamlarında çarçur ettiklerine dair güçlü iddialar, kamuoyunda
geniş yankı uyandırmıştır. Bu iddialar, kumar illetini ve bu illete bulaşmış
kişilerin toplumda rol model olarak öne çıkarılmasının doğuracağı tehlikeleri
bir kez daha gündeme getirmiştir.” dedi.
“Bir neslin geleceği ekrandaki jetonların
parıltısına terk edilemez”
Kumarın artık sadece kumarhane masalarında olmadığına, cep
telefonu ekranlarında, “canlı bahis” bildirimlerinde ve gençlerin gözü önünde
akan reklam kuşaklarında yer bulduğuna da dikkat çeken Dinç, “Bu, bağımlılığın
en tehlikeli yanı, kazanma vaadiyle süslenerek meşrulaştırılması ve toplumun
güya saygın gördüğü isimler eliyle dolaylı olarak normalleştirilmesidir. Oysa
bir neslin geleceği ekrandaki jetonların parıltısına terk edilemez. Bu çürümeye
karşı sözden öte eylem şarttır.” şeklinde konuştu.
“Bu tür tanıtımlara izin veren mecralar
caydırıcı şekilde cezalandırılmalı”
Her türlü kumar organizasyonunun yasaklanması, bahis ve
kumar reklamlarına yönelik denetimlerin caydırıcı hale getirilmesi çağrısında
bulunan Dinç, şunları söyledi: “Dijital bahis platformlarının reklam ve
sponsorluk yoluyla gençlere ulaşması engellenmeli; bu tür tanıtımlara izin
veren mecralar caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Gençliğimize bırakılacak
en büyük miras, hesapsız bir servet değil; emeğin ve alın terinin kıymetini
bilen sağlam bir karakterdir.”
“Milletin geleceği, şansa değil emeğe; sahte
parıltılara değil sadakate emanet edilmelidir”
Kumar bağımlılığının bireysel bir zaaf olarak değil
tedavi edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olarak görülmesi gerektiğini
dile getiren Dinç, “Bağımlılıkla mücadele kapsamında mahalle, cami ve okul
işbirliğiyle erişilebilir rehabilitasyon ağları kurulmalıdır. Okullarda erken
yaşta verilecek farkındalık eğitimiyle gençler, kumar bağımlılığının yol açtığı
yıkım konusunda bilinçlendirilmelidir. Milletin geleceği, şansa değil emeğe;
sahte parıltılara değil sadakate emanet edilmelidir.” diye konuştu.
“Bu davranışlarla anılan kişilerin toplumda
rol model olarak parlatılmasından vazgeçilmeli”
Medya mensuplarının ve kamu kurumlarının da daha dikkatli
olması gerektiğine vurgu yapan Dinç, şunları kaydetti: “Unutulmamalıdır ki bu
milletin huzura dair umudu; hırsızın, kumarbazın ve arsızın gerçekten hesap
verdiği gün başlayacaktır. Ayrıca bu davranışlarla anılan kişilerin toplumda
rol model olarak parlatılmasından da vazgeçilmelidir. Kumar alışkanlığıyla gündeme
gelen kişilerin ‘iyilik meleği’ gibi sunulması, toplumun değer dünyasını
aşındırmakta ve gençlere yanlış örnekler sunmaktadır.”
“Aileyi daha fazla tahrip edecek
etkinliklerin organize edilmesi büyük bir çelişki”
2026-2035 döneminin "Aile ve Nüfus 10 Yılı"
ilan edildiğini hatırlatan Dinç, “Aile kurumunu güçlendirecek ve gençleri
bilinçlendirecek etkinliklerin yapılması beklenirken maalesef aileyi daha fazla
tahrip edecek ve ahlaki yozlaşmayı körükleyecek etkinliklerin sözde kültürel
faaliyet olarak kabul edilip organize edilmesi büyük bir çelişkidir.” dedi.
“Kültürel etkinlikler aileyi güçlendirecek
nitelikte olmalıdır”
Kültürün bir toplumun geçmişinden bugüne biriktirdiği tüm
değerler olduğuna vurgu yapan Dinç, “Buna binaen kültürel anlamda yapılacak tüm
etkinlikler ahlak ve aile gibi bizleri bugüne taşıyan değerleri yansıtacak ve
koruyacak nitelikte olmalıdır. Oysa ülkemizde yapılan sözde kültür
festivalleri, tamamen Batı’nın hazcı, teşhirci, ahlakı dejenere edici,
gayrimeşru ilişkileri teşvik edici anlayışını temsil etmektedir.” ifadelerini
kullandı.
“Örnek şahsiyetleri öne çıkaran bir anlayış
benimsenmelidir”
İstanbul'da düzenlenmesi planlanan bazı etkinliklere
cinsel sapkınlığın propagandasını yapan grupların ve gayriahlaki hayatları olan
sözde ünlülerin davet edilmesinin rol model ihtiyacı olan gençliğe vurulan
büyük bir darbe olduğunun altını çizen Dinç, şöyle devam etti:
“Gençliğin geleceğinin şekillendiği kültür ve sanat
alanında, günübirlik popülerlik uğruna değer aşınmasına yol açacak
uygulamalardan kaçınılmalı; gençlerimizin anlam arayışı ve rol model ihtiyacı
göz ardı edilmemelidir. Popüler olanı değil, topluma değer katan, kültürel ve
ahlaki sorumluluk taşıyan örnek şahsiyetleri öne çıkaran bir anlayış
benimsenmelidir. Gençlerimizin değer dünyasını güçlendirecek sağlıklı kültür
politikaları bu anlayış üzerine inşa edilmelidir.”
“Vakıf
üniversitelerinde son iki yılda yüzlerce akademisyen işini kaybetti”
Açıklamasının devamında vakıf üniversitelerinde çalışan
akademisyenlerin sorunlarına da değinen Dinç, “Vakıf üniversitelerinde son iki
yılda yüzlerce akademisyen işini kaybetti. ‘Norm kadro fazlası’, ‘bölüm kapatma’
gibi gerekçelerin ardında çoğu zaman bilimsel liyakattan ziyade, kurumların
gelir-gider hesabı yatıyor. Öyle ki mahkeme kararıyla görevine dönen
akademisyenler dahi yeniden işten çıkarılıyor; öğrenciler ise bu belirsizlik
nedeniyle zaman zaman eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalıyor. İlim,
piyasanın kâr-zarar cetveline sıkıştırılmamalıdır. Araştırma, yayın ve bilimsel
üretimle de yükümlü akademisyenlerin haftalık ders yükünün on beş-on sekiz
saate çıkarıldığı, hocaların bir gecede ‘fazla’
ilan edildiği bir düzende ne akademik nitelik ne de öğrencinin hakkı
korunabilir. Özellikle de sosyal bilimlerde bu sorunların daha yoğun yaşanması
kaygı vericidir.” diye konuştu.
“İlmin ve emeğin hak ettiği saygıyı gördüğü
bir düzen hayata geçirilmelidir”
Vakıf üniversitelerinde keyfî ve toplu işten çıkarmalara
son verilmesi gerektiğini ifade eden Dinç, “İş güvencesi yasal teminata
kavuşturulmalı; ‘norm kadro’ değerlendirmeleri şeffaf ve nesnel ölçütlere
bağlanmalı; mahkeme kararları istisnasız uygulanmalıdır. Bu mağduriyetlerin
giderilmesi için kamu üzerine düşeni yapmalı; ilmin ve emeğin hak ettiği
saygıyı gördüğü bir düzen bir an önce hayata geçirilmelidir.” çağrısında
bulundu.
Dinç konuşmasının sonunda, 2023'te Adana İl Başkanlığımız binasının mescidinde namaz kıldığı sırada uğradığı bıçaklı saldırıda şehid olan
Sacid Pişgin’i şehadetinin sene-i devriyesinde rahmetle yâd etti.





