Haber dosyasını indirin
İndir
Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, Meclis’e sunulan "Terörsüz Türkiye" ile ilgili çerçeve yasa teklifine imza verdiklerini açıkladı. Demir, Kürt meselesine yönelik de kapsayıcı ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Genel Başkan Yardımcımız ve Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında; "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda hazırlanan 12 maddelik "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ni imzaladıklarını bildirdi.
“Teklifin memleketimize hayırlar
getirmesini temenni ediyoruz”
Yasa metninin tamamen partimizin taleplerini yansıtmadığını ancak büyük
resme odaklandıklarını belirten Demir, toplumsal uzlaşı için esneklik
gösterdiklerini ifade ederek, “Türkiye'nin normalleşmesine vesile olsun ve
sürecin çözümüne katkı sunsun diye bazı hususlara elbette ki gözümüzü kapatıp
‘evet’ dedik ve teklifi imzaladık. Bundan sonraki süreçte de parti olarak her
türlü katkıyı sunmaya devam edeceğiz.” dedi.
Demir, “Yaklaşık 2 yıldan beri devam eden süreçle alakalı bugün çok önemli
bir adım atıldı. Nihayet, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine dair bir çerçeve yasa
metni Meclis'e sunuldu. Teklifin memleketimize hayırlar getirmesini temenni
ediyoruz. Kardeşliğe, birliğe, beraberliğe; Türkiye'nin normalleşmesine,
terörün bitmesine vesile olmasını temenni ediyoruz. Biz de HÜDA PAR olarak bu
yasa teklifine imza attık. Teklifin en kısa sürede yasalaşmasını temenni
ediyoruz.” diye konuştu.
Türkiye'de 40 yılı
aşkın süredir devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi amacıyla atılan
adımlara ve yürütülen çözüm çabalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan
Demir, Kürt meselesinin "Terörsüz Türkiye" başlığından ayrı ve adalet
ekseninde yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.
“Çatışmalı
sürecin sona erdirilmesini destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz”
Çatışmalı süreci
bitirmeye yönelik adımları usul ve üslup çekincelerine rağmen desteklediklerini
ve desteklemeye de devam edeceklerini bildiren Demir, “Kırk yılı aşkın bir
süredir devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi amacıyla atılan adımları
ve çözüm çabalarını, usul ve üsluba ilişkin bazı çekincelerimiz bulunmakla
birlikte, destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ne silahlı örgüt
jargonuyla sosyal hayatın şekillendirilmesi ne de hukuk dışına çıkarak
kendilerini devletin sahibi gibi gören grup ve kliklerin toplumsal birlikteliği
bozan tutum ve davranışları kabul edilebilir. Bu yöntemler, çözümsüzlükten
siyasi ve maddi rant elde eden kimi karanlık çevrelerin ve dış mihrakların
elini güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmamıştır.” dedi.
“Kürt meselesine
ilişkin kapsayıcı ve kalıcı çözümler geliştirilmelidir”
Silah ve şiddetin çözümsüzlüğü
derinleştirdiğini belirten Demir, Kürt meselesine yönelik kapsayıcı ve kalıcı
yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Yaşanan
tecrübeler, silah ve şiddetin çözüm aracı olarak kullanılmasının yalnızca
çözümsüzlüğü derinleştirdiğini açıkça göstermiştir. ‘Terörsüz Türkiye’ süreci kapsamında
yasal düzenlemelerin ve ‘çerçeve yasanın’ konuşulduğu bu günlerde, Kürt
meselesine ilişkin de kapsayıcı ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesi yönündeki çabalar
artırılmalıdır. Toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak, adalet duygusunu
güçlendirecek ve sorunların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek yasal
düzenlemelerin hayata geçirilmesinin zamanı gelmiştir.”
Bu süreçte gerekli
psikolojik ve toplumsal zeminin oluşturulması, kamuoyundaki kaygıların
giderilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Demir, sorumluluğun siyasi
iktidara, bürokrasiye ve akademik çevrelere düştüğünü belirtti.
“Toplumsal barış
ve kalıcı çözüm için gerekli adımlar ivedilikle ve kararlılıkla atılmalıdır”
Kürt meselesinin; toplumsal
barışın sağlanması ve güçlü bir Türkiye’nin inşa edilmesi amacıyla, adalet ve
ahlak ekseninde, “Terörsüz Türkiye”
sürecinden ayrı ve kapsamlı bir şekilde yeniden ele alınması çağrısında bulunan
Demir, “Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı marjinal grupların
çıkışlarına prim verilmemeli; toplumsal barış ve kalıcı çözüm için gerekli
adımlar ivedilikle ve kararlılıkla atılmalıdır.” diye konuştu.
“Denetimler;
dürüst esnafı mağdur eden bir uygulamaya dönüşmemelidir”
Son günlerde
özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik maliye denetimlerinin uygulanış
biçimine ilişkin yoğun şikâyetlerin olduğunu bildiren Demir, “Maliyenin kayıt
dışılıkla mücadele etmesi, vergi denetimi yapması, taklit ve tağşişi önlemesi
elbette asli görevlerindendir. Vatandaşımızın fahiş fiyatlardan ve haksız
uygulamalardan duyduğu rahatsızlık da haklıdır. Ancak denetimler; ticari hayatı
aksatan, saatlerce süren ve dürüst esnafı mağdur eden bir uygulamaya
dönüşmemelidir. Bununla birlikte denetimlerin temel amacı işletmeleri
cezalandırmak değil, mevzuata uyumlarını sağlayarak eksikliklerini
gidermelerine rehberlik etmek olmalıdır. Kamu düzenini veya insan sağlığını
doğrudan tehdit eden ağır ihlaller dışında, ilk tespitte işletmelere
eksikliklerini gidermeleri için makul bir süre tanınmalı; denetimler yol
gösterici, eğitici ve çözüm odaklı bir anlayışla yürütülmelidir. Kasıtlı ve
tekrarlanan ihlallerde ise gerekli yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalıdır.
Böyle bir yaklaşım hem dürüst esnafı koruyacak hem de kayıt dışılıkla
mücadelede daha kalıcı ve etkili sonuçlar sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
“Vergide adalet,
denetimde ölçülülük şarttır”
Yüksek kira,
enerji, finansman ve girdi maliyetleri altında ayakta kalmaya çalışan esnafın
denetimler nedeniyle hizmet veremez hâle gelmesinin ne esnafa ne de vatandaşa
fayda sağlamayacağının altını çizen Demir, şöyle devam etti:
“Suistimalde
bulunanlarla dürüst esnaf aynı kefeye konulmamalı; denetimler risk esaslı, ölçülü
ve ticari faaliyetleri gereğinden fazla aksatmayacak şekilde
gerçekleştirilmelidir. Vergide adalet yalnızca denetimle sağlanamaz. Bugün
ülkemizde vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 60’ı, başta KDV ve ÖTV olmak üzere
dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Geliri düşük olan da yüksek olan da aynı mal
ve hizmet üzerinden aynı oranlarda dolaylı vergi ödemektedir. Bu durum, vergi
yükünün dar gelirli vatandaşlar üzerinde daha ağır hissedilmesine neden
olmaktadır. Gerçek vergi adaleti; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi
alınmasıyla ve verginin Anayasa'nın mali güce göre vergilendirme ilkesi
doğrultusunda belirlenmesiyle mümkündür.”
“Manevi ve
ahlaki eğitim zorunlu olmalı”
Okul öncesi
eğitimde din ve değerler eğitiminin sistemli ve zorunlu hale getirilmesi
gerektiğini ifade eden Demir, “Eğitimin öğrencilere kazandırdıkları ve
kazandıramadıkları üzerinden müfredat ve eğitim programları tartışmalara konu
olmakta, belli aralıklarla değiştirilmektedir. Okul öncesi eğitim yalnızca
akademik hazırlık olarak görülmemeli; karakter, değerler, sorumluluk, saygı ve
güzel ahlakın kazandırıldığı temel bir eğitim evresi olarak görülmelidir. Bu
anlamda birçok ülkede din ve değer temelli eğitim modeli uygulanmakta ve müspet
sonuçlar elde edildiği bilinmektedir. Türkiye’de de anaokullarında manevi ve
ahlaki eğitimin sistemli ve zorunlu hale getirilmesi ertelenemez bir hak ve
ihtiyaçtır. Çocuklarımız yalnızca bilgiyle değil; iman, edep, merhamet,
doğruluk ve kul hakkı bilinciyle yetiştirilmelidir. Güçlü toplumun temeli,
sağlam karakterli ve yüksek ahlaki değerlere sahip nesillerdir.” diye konuştu.
“Manevi
kalkınmayı önceleyen bir eğitim anlayışı, ülkemizin en önemli yatırım
alanlarından biri olmalıdır”
Suçla ve toplumsal
yozlaşmayla mücadelenin yalnızca güvenlik tedbirleriyle sağlanamayacağını
belirten Demir, “Çözüm, çocukların vicdanını ve ahlakını güçlendiren nitelikli
bir eğitim anlayışından geçmektedir. ‘Ağaç yaşken eğilir.’ atasözü, eğitim
politikalarının temel ilkelerinden biri olmalıdır. Erken yaşta verilecek manevi
eğitim; çocukların kişilik gelişimine katkı sunacak, aileyi güçlendirecek,
toplumsal yozlaşmanın önlenmesine yardımcı olacaktır. Maddi kalkınma kadar
manevi kalkınmayı da önceleyen bir eğitim anlayışı, ülkemizin en önemli yatırım
alanlarından biri olmalıdır.” dedi.
Orman yangınlarının; ülkenin doğasını, doğal hayatını ve millî servetini
yok ettiğine dikkat çeken Demir, yangınlardan etkilenen vatandaşlara
geçmiş olsun dileklerini iletti.
“Ormancılık
politikaları bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir”
Orman yangınlarıyla mücadelede temel yaklaşımın, hızlı müdahale kadar
yangın çıkma olasılığını azaltan bilimsel ve önleyici politikaların uygulanması
olduğuna işaret eden Demir, “Orman yangınlarıyla
mücadelede esas hedef, yalnızca yangına hızlı müdahale etmek değil, yangın
riskini bilimsel yöntemlerle en aza indirecek önleyici ormancılık
politikalarının hayata geçirilmesi olmalıdır. Bu kapsamda, özellikle reçine
oranı yüksek çam ağaçlarının yoğun olduğu yangın riski yüksek bölgelerde,
ormancılık politikaları bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.
Yöresel şartlara uygun, yangına karşı
nispeten daha dirençli yerli türlerden oluşan karışık orman yapısı teşvik
edilmelidir.” diye konuştu.
“Yangınlara
karşı daha dayanıklı orman ekosistemleri oluşturulmalıdır”
Ormanların
geleceğini koruyacak, yangın riskini azaltacak ve bilimsel esaslara dayalı uzun
vadeli bir ormancılık reformunun gecikmeden başlatılmasının gerekliliğine
dikkat çeken Demir, “Ağaçlandırma politikaları, kısa vadeli ve plansız uygulamalarla
değil, üniversitelerin, ormancılık uzmanlarının ve ilgili kurumların ortak çalışmaları
sonucunda elde edilecek bilimsel veriler doğrultusunda yeniden
şekillendirilmelidir. Ülkemizin
yangınlarla mücadele kapasitesi her açıdan güçlendirilmeli ve yangınlara karşı
daha dayanıklı orman ekosistemleri oluşturulmalıdır.” çağrısı yaptı.





