Haber dosyasını indirin
İndir
Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç, yapılacak kapsamlı bir yasal düzenlemeyle belediye şirket işçilerine şartsız kadro verilmesi çağrısında bulundu.
Genel Başkan Yardımcımız ve Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Emekli Dijital Kart uygulaması, engelli bireylere protez desteğinin artırılması, MEB'in yeni eğitim yılı düzenlemeleri, yükseköğretimdeki arz-talep dengesizliği ve belediye şirket işçilerinin yaşadığı sıkıntılar hakkında değerlendirmelerde bulundu.
“Emekli Dijital Kart uygulaması
yaygınlaştırılmalıdır”
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı tarafından geliştirilen ve 2024 yılında e-Devlet üzerinden
kullanıma sunulan Emekli Dijital Kart uygulamasının, emekliler açısından önemli
bir adım olduğunu ifade eden Dinç, “Ancak mevcut sistemin en önemli sorunu,
kartın sağladığı avantajların standart ve merkezi bir sistem üzerinden
yürütülmemesidir. Birçok hizmetin kurumlar arasında yapılacak protokollere
bırakılması, uygulamada ciddi farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Emeklilerimizin önemli bir bölümünün temel ihtiyaçlarını karşılamakta
zorlandığı dikkate alındığında, küçük de olsa ekonomik bir destek sağlayacak bu
imkânın daha yaygın olarak kullanılması önem taşımaktadır.” dedi.
“Emekli Dijital
Kart tüm emeklilerimiz için sosyal hakka dönüştürülmelidir”
Kamu kurumlarında,
belediyelerde, ulaşım hizmetlerinde, konaklamada ve sosyal tesislerde
emeklilere yönelik indirimlerin sağlanması gerektiğini belirten Dinç, “Bu
nedenle Emekli Dijital Kart; hangi hizmetlerde, hangi asgari indirim
oranlarıyla ve hangi kurumlarda geçerli olacağını belirleyecek yasal bir
çerçeveye kavuşturulmalıdır. Bütünleşmiş bir altyapı oluşturularak bu imkânlar,
81 ilimizdeki tüm emeklilerimiz için eşit, erişilebilir ve uygulanabilir bir
sosyal hakka dönüştürülmelidir.” ifadelerini kullandı.
“Engelli
bireylerin protez alımında SGK desteği artırılmalı”
Engelli bireylerin
bağımsız ve üretken bir hayat sürdürebilmeleri için protezlerin vazgeçilmez bir
ihtiyaç olduğunu ancak SGK’nın protez ve yardımcı cihazlar için yaptığı
ödemeler ile güncel piyasa fiyatları arasında büyük fark olduğuna dikkat çeken
Dinç, şunları söyledi:
“Özellikle dar
gelirli engelli bireyler, bu farkı karşılayamadıkları için ciddi mağduriyet
yaşamaktadır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamındaki geri ödeme tutarları,
enflasyon ve döviz kurundaki artışlar karşısında yetersiz kalmıştır. Bazı
protezlerde SGK desteği, gerçek maliyetin yalnızca yüzde 4 ila yüzde 10’u
düzeyindedir. Bu nedenle birçok engelli vatandaş ihtiyacına uygun ve kaliteli
proteze ulaşamamakta veya yüksek miktarda fark ücreti ödemek zorunda
kalmaktadır.”
“Engelli
bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak adil bir geri ödeme sistemi
oluşturulmalıdır”
Engelli bireylerin yürüyebilmesi, çalışabilmesi ve eğitime devam edebilmesi
için geri ödeme tutarlarının güncel piyasa koşullarına göre yeniden
belirlenmesi gerektiğini ifade eden Dinç, “Protez;
yürüyebilmek, çalışabilmek, eğitime devam edebilmek ve sosyal hayata
katılabilmek için büyük önem taşımaktadır. Protezini yenileyemeyen kişilerin
hareketlerinin kısıtlanması, zamanla sosyal hayattan uzaklaşmalarına neden
olabilmektedir. Bu mağduriyetin
giderilmesi için geri ödeme tutarları güncel piyasa koşullarına göre yeniden
belirlenmeli, katılım payları azaltılmalı ve engelli bireylerin ihtiyaçlarını
karşılayacak adil bir geri ödeme sistemi oluşturulmalıdır.” çağrısında bulundu.
“Öncelikli amaç,
şahsiyet gelişimini desteklemek olmalıdır”
Milli Eğitim
Bakanlığının yeni eğitim yılı düzenlemelerine de değinen Dinç, “Bu
düzenlemeleri sadece ‘yasaklar ve kurallar’ üzerinden değil, nasıl bir eğitim
ortamı ve nasıl bir gençlik hedeflendiği üzerinden değerlendirmek gerekir. Okullarda
düzen, disiplin ve güvenlik elbette gereklidir. Ancak öncelikli amaç,
sorumluluk bilincini, aidiyet duygusunu ve şahsiyet gelişimini desteklemek
olmalıdır.” şeklinde konuştu.
Kılık kıyafet
uygulamasında öğrencilerin yaş grubu, ekonomik şartları, sağlık durumları ve
farklı ihtiyaçlarının gözetilmesi, uygulamanın gençleri tek tip hâle getiren
bir kalıba dönüşmemesi gerektiğini belirten Dinç, öğretmenlere yönelik kılık
kıyafet düzenlemesinin de öğrencilerin ve toplumun karşısında örnek teşkil
edecek bir tutum ve davranış anlayışını desteklemesinin önemine işaret etti.
“Daha güvenli,
adil, bilinçli ve ahlaklı bir eğitim ortamı oluşturulmalıdır”
Ders sırasında cep
telefonu kullanımının sınırlandırılmasının pedagojik açıdan gerekli olduğunu
belirten Dinç, “Eğitimin amaçlarından biri de gençlerimizi dijital bağımlılık
dâhil her türlü bağımlılıktan korumak ve teknolojiyi bilinçli kullanan bireyler
olarak yetiştirmektir. Çünkü mesele yalnızca daha kontrollü okullar değil, daha
güvenli, adil, bilinçli ve ahlaklı bir eğitim ortamı oluşturmaktır.” diye
konuştu.
"Eğitimde
amaç sadece yasak koymak değil, güçlü ve iradeli bir gençlik
yetiştirmektir"
Okul güvenliği,
disiplin ve veli-öğretmen ilişkilerinde de öğrencinin güvenliğini ve öğretmenin
otoritesini koruyan; aileyi eğitim sürecinin dışında bırakmayan, karşılıklı
saygıyı esas alan bir okul ikliminin oluşturulmasının gerekliliğine işaret eden
Dinç, “Eğitim, gençleri sadece kurallara uyan bireyler olarak değil, doğruyu
yanlıştan ayırt edebilen ve doğru olanı kendi iradesiyle tercih eden, güçlü bir
şahsiyete sahip bireyler olarak yetiştirmeyi amaçlamalıdır.” dedi.
“YÖK istihdam odaklı planlamaya geçmelidir"
2026-YKS
yerleştirme sonuçlarının ardından yükseköğretimdeki arz-talep dengesizliğine
dikkat çeken Dinç, gençlerin yeteneklerinden ziyade istihdam kaygısıyla tercih
yapmak zorunda kaldığını vurgulayarak şunları dile getirdi:
“2026-YKS
yerleştirme sonuçları açıklandı. Ortaya çıkan tablo, gençlerin tercihlerini
ilgi ve yeteneklerinden daha çok, istihdam kaygısıyla şekillendirdiğini
gösteriyor. Tıp için başarı sırası barajı 50 bin, diş hekimliğinde 80 bin,
eczacılıkta 100 bin ve mühendislikte 300 bin olarak uygulanıyor. Buna rağmen
yüksek puanlı öğrencilerin hemşirelik gibi alanlara yönelmesi ve bazı
mühendislik programlarının yeterli talep görmemesi, yükseköğretimde ciddi bir
arz-talep ve insan kaynağını yönlendirme konusunda ciddi bir planlama sorununa
işaret ediyor.”
“Her ile
üniversite değil, ihtiyaca göre kontenjan belirlenmelidir”
Mevcut tablodan
gerekli derslerin çıkarılarak iş gücü piyasasının ihtiyaçlarını ve gelecekteki
istihdam kapasitesini veriye dayalı olarak analiz eden; fakülte ve
kontenjanları bu öngörülere göre planlayan, öğrenciyi de istihdam imkânları
konusunda şeffaf biçimde yönlendiren bir yükseköğretim politikasının oluşturulmasının
önemine dikkat çeken Dinç, “Artık ‘her ile üniversite’ anlayışından ‘ihtiyaca
göre üniversite’ anlayışına geçilmeli, kontenjanlar buna göre belirlenmelidir.
Yükseköğretim Kurulu; MEB, ilgili bakanlıklar ve sektörlerle birlikte 5, 10 ve
15 yıllık istihdam projeksiyonları hazırlamalıdır.” dedi.
"Gençlere
yalnızca ‘sevdiğin bölümü seç’ demek yetmez"
Türkiye'nin
gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağının bugünden öngörülmesi gerektiğini
vurgulayan Dinç, “Gençlere yalnızca ‘sevdiğin bölümü seç’ demek yetmez; esas
gaye gençlerin yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda seçtikleri meslekte iş
bulabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve geleceğini güvenle kurabildiği
bir sistemi inşa etmek olmalıdır. Bu, yalnızca gençlerin bölüm tercihi değil
Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağını bugünden öngörme,
üniversite kontenjanlarını ihtiyaca göre planlama ve gençlerimizin geleceğini
plansız tercihlere mahkûm etmeme meselesidir.” diye konuştu.
Belediye şirket işçilerinin yaşadığı sıkıntılara ve hak kayıplarına da
değinen Dinç, aynı işi yapan kadrolu işçilerle şirket işçileri arasındaki ücret
ve sosyal hak uçurumunun çalışma barışını temelden sarstığını belirtti.
“Belediye şirket
işçileri kadro ve adalet bekliyor”
Aynı kurumda, aynı işi yaptıkları kadrolu mesai arkadaşlarıyla
kıyaslandığında ücret, sosyal haklar ve iş güvencesi bakımından ciddi bir
haksızlığa uğrayan şirket işçileri için kapsamlı bir yasal düzenleme çağrısında bulunan Dinç,
“Ulaşım, temizlik, park-bahçe bakımı gibi hizmetleri büyük
bir özveriyle yerine getiren belediye şirket işçileri, yıllardır emeklerinin
karşılığını tam olarak alamadıkları gibi hak ettikleri hukuki güvenceye de bir
türlü kavuşamadı. Aynı belediyede, aynı işi yapan mesai arkadaşlarıyla birlikte
çalışan belediye şirket işçileri; kadrolu işçilerle kıyaslandığında ücret,
sosyal haklar ve iş güvencesi bakımından ciddi bir haksızlığa uğramaktadırlar.
Bu durum çalışma barışını ve adalet duygusunu zedelemektedir.” şeklinde
konuştu.
“Türkiye, ‘işten
çıkarılan işçiler’ tartışmasından kurtulmak zorundadır”
700 bine yakın
emekçinin her yerel seçim döneminde işini kaybetme korkusuyla baş başa
bırakıldığını vurgulayan Dinç, “700 bine yakın işçi kardeşimiz her yerel seçim
döneminde, ‘Acaba ekmeğimi kaybeder miyim?’ korkusunu yaşamamalıdır. Türkiye,
her yerel seçim sonrasında gündeme gelen ‘işten çıkarılan işçiler’
tartışmasından ve bu utanç verici tablodan kurtulmak zorundadır. Uzun bir
süredir yerel seçimler, yerel hizmet yarışının ötesine geçerek siyasal bir fay
hattına dönüşmüş durumdadır. Her gelen yönetimin, kendisinden önceki yönetimi
desteklediği gerekçesiyle işçileri işten çıkarması, çalışanları ve ailelerini
mağdur ettiği gibi toplumsal barışı da zedelemektedir.” dedi.
“Belediye şirket
işçilerine kadro verilmeli”
Yapılacak kapsamlı
bir yasal düzenlemeyle belediye şirket işçilerine şartsız kadro verilmesi, işçi
alım ve çıkarmalarına kanuni sınırlamalar getirilerek emekçinin hukukunun güvence
altına alınması gerektiğini belirten Dinç, son olarak şunları kaydetti:
“Toplumsal birliğe
ve huzura ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde yapılacak kapsamlı bir yasal
düzenlemeyle belediye şirket işçilerine kadro verilmesi ve işçi alımlarına
kanuni bir sınırlama getirilmesi, hem siyasi gerilimleri azaltacak hem kaynak
kullanımında verimliliği artıracak hem de aynı işi yaptıkları halde daha düşük
ücretle ve daha sınırlı özlük haklarıyla çalışan işçilerimizin hukukunu
koruyacaktır.”
Önemli Gelişmeler
Siyonist rejimin saldırısına misliyle karşılık verilmelidir August 27, 2026
