Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, Ankara’da BM Kadın Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma’nın onaylanmasını öngören kanun teklifinin, İstanbul Sözleşmesi'ne benzer bir tehlike taşıdığına dikkat çekti.

Genel Başkan Yardımcımız ve Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Ankara’da BM Kadın Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma’nın onaylanmasını öngören kanun teklifine, İş Bankası'ndaki CHP hisselerine, ABD’nin Suriye hükümeti ile Lübnan ve Hizbullah’ı çatıştırma girişimine ve fiziksel olarak var olmayan araçların kayıttan düşürülmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Meclis toplumsal dokumuzla uyumsuz teklifleri reddetmelidir”

Demir, “Türkiye ile Birleşmiş Milletler Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi (BM Kadın) arasında imzalanan ‘Ankara’da BM Kadın Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma’nın onaylanmasını öngören 147 Sayılı Kanun Teklifi, Meclis Genel Kurulunun gündemine gelmiştir. İlgili birimin kuruluş amacı, üye ülkelerde sözde toplumsal cinsiyet eşitliğine; özde ise biyolojik cinsiyeti inkâr ile cinsiyetsizleştirme ve sapıklığı yaygınlaştırmaya yönelik mevzuat, politika ve birtakım çerçevelerin uygulanması için ortak çalışmalar yürütmek olarak tanımlanmaktadır.” dedi.

“Kadını medeniyetimizin ve geleceğimizin baş mimarı olarak görüyoruz”

Kadına ve aileye yönelik her türlü hukuki düzenlemenin, politika ve projenin; medeniyet tasavvurumuza, inanç dünyamıza ve toplumsal değerlerimize tam uyum sağlaması gerektiğini vurgulayan Demir, “Biz; kadını medeniyetimizin ve geleceğimizin baş mimarı olarak görüyor; ailenin ve neslin korunmasını bir toplumsal beka meselesi olarak değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Ciddi endişeler taşımaktayız”

Söz konusu anlaşmayı İstanbul Sözleşmesi'nin küresel bir uzantısı olarak değerlendirdiklerini belirten Demir, “Söz konusu anlaşmanın; toplumsal dokumuzla ve medeniyet kodlarımızla uyuşmayan İstanbul Sözleşmesi ile CEDAW sistematiğini referans alan BM Kadın Birimi’nin etki alanını genişleteceği, kamuya ve sivil topluma nüfuzunu kolaylaştıracağı yönünde ciddi endişeler taşımaktayız.” şeklinde konuştu.

​“Kamuoyunun bu haklı hassasiyeti göz önünde bulundurulmalı”

Özellikle Gazze'de on binlerce kadın ve çocuğun katledildiği bir soykırıma seyirci kalan Birleşmiş Milletlerin, kadın hakları konusundaki söylemlerinin inandırıcılığını yitirdiğinin apaçık ortada olduğuna dikkat çeken Demir, “Kamuoyunun bu haklı hassasiyetini göz önünde bulundurarak, Meclis Genel Kurulunun, bu anlaşmayı oylarken millî ve manevi değerlerimizi merkeze alan daha temkinli ve dikkatli bir tutum sergileyeceğine inanıyoruz.” diye konuştu.

“İş Bankası bir partinin değil kamunun malıdır”

İş Bankasındaki CHP hisselerinin mülkiyeti ve yönetimi konusunda da açıklamada bulunan Demir, hisselerin doğrudan bir partinin tasarrufunda olamayacağını ve kamunun malı olması gerektiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Hindistan Müslümanları tarafından Kurtuluş Savaşı’na destek amacıyla gönderilen yardım paralarının İş Bankasının kuruluşunda kullanıldığı bilinmektedir. Dönemin tek parti iktidarı, siyasi gücünü de kullanarak CHP’yi birçok şirkete olduğu gibi adı geçen bankaya da ortak yapmıştır. Çok partili siyasi düzende böyle bir ortaklığın halen devam ediyor olması, siyasette fırsat eşitliğine aykırı olduğu gibi bu durum, halkın tamamına ait olan bir kamu malının belirli bir siyasi parti lehine ayrıcalıklı biçimde kullandırılması sonucunu doğurmaktadır.”

“Banka yönetimindeki CHP kontenjanı sonlandırılmalı”

İş Bankasının kuruluş ilkelerine uygun şekilde yeniden yapılandırılması çağrısında bulunan Demir, “İsmi çok sayıda yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve cinsel taciz olaylarına karışmış bir partide, parti yönetimini elde tutmak için hizipler arası büyük çekişmeler yaşanmakta ve kamuoyunda bunun sebeplerinden birinin de partinin hükmettiği para kaynakları olduğu iddia edilmektedir. Yapılması gereken, banka yönetimindeki CHP kontenjanının sonlandırılması ve bankanın kuruluş ilkelerine uygun şekilde yeniden yapılandırılmasıdır.” dedi.

“Küresel bir yardım organizasyonuna öncülük edecek bir yapıya kavuşturulmalı”

Hindistanlı Müslümanların yardımlarıyla kurulmuş olan bankanın faizli işlemlerden çektirilmesi ve bir katılım bankasına dönüştürülmesi gerektiğini belirten Demir, “Bundan sonra oluşturulacak ek kurum ve kuruluşlarla küresel bir yardım organizasyonuna öncülük edecek bir yapıya kavuşturulması, bankanın kuruluş amacıyla daha uyumlu olacaktır.” önerisinde bulundu.

“Asıl hedefleri siyonizmin bölgesel yayılmacılığının önünü açmaktır”

ABD Başkanı Donald Trump’ın, küresel ölçekte büyük tepki toplayan siyonist terör rejimini göz önünden çekmek amacıyla Suriye yönetimini Lübnan ve Hizbullah ile savaştırma niyetini açıkça itiraf etmesinin, emperyalizmin bölgedeki kirli “böl-yönet” taktiğinin yeni bir tezahürü olduğuna dikkat çeken Demir, şöyle konuştu:

“Bu sinsi plan, savaş sonrasında da iki ülke arasındaki geçmiş gerilimler ve ihtilaflı sınır bölgeleri kışkırtılarak sürdürülmek istenmektedir. Esasen ABD, siyonistlerle arasına mesafe koyamamakta; tam aksine dünyadaki müttefikleriyle bile arası açılan siyonist oluşumu korumaya çalışmaktadır. Asıl hedefleri komşuları birbiriyle savaştırarak güçsüzleştirmek ve siyonizmin bölgesel yayılmacılığının önünü açmaktır.”

“Bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu karanlık senaryoların gerçekleşmesine geçit verilmemeli”

Suriye yönetiminin, bölgesel dengeleri altüst etmeyi amaçlayan bu tehlikeli şantaj ve tehdit mekanizmasına karşı gösterdiği direncin kıymetli olduğuna da vurgu yapan Demir, “Şam yönetimi, bu emperyalist baskılara asla boyun eğmemelidir. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri, şantajlarla baskı altına alınmaya çalışılan Suriye’yi yalnız bırakmamalı; bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu karanlık senaryoların gerçekleşmesine geçit vermemelidirler.” uyarısında bulundu.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde fiilen mevcut olmayan araçların kayıtlarının silinmesi talebi

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 1994-2000 yılları arasında Silopi-Irak hattında taşımacılık yapan yaklaşık 3 bin aracın 2000 yılında Irak ile yaşanan sorunlar nedeniyle faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığını hatırlatan Demir, “Güvenliğin bulunmadığı açık sahalarda uzun süre bekleyen bu araçlar ekonomik ömürlerini tamamlayarak çalışamaz hale gelmiş, parçaları çalınarak fiilen ortadan kalkmıştır. Araçların büyük bölümü geçmişteki düzenlemelerle hurdaya ayrılıp tescilleri silinmiş olsa da adli süreçler veya çeşitli nedenlerle bu haktan yararlanamamış yaklaşık bin 500 araç hâlâ kayıtlı görünmekte; fiziken var olmayan bu araçlar nedeniyle binlerce vatandaşımız ödeme imkânı bulunmayan ve her gün artan MTV ve vergi borcu yükü altında ezilmektedir. Üzerlerinde araç kayıtlı göründüğü için bu vatandaşlarımız sosyal yardımlardan dahi yararlanamamaktadır.” diye konuştu.

“Araçların kayıtlarının geriye dönük silinmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmalı”

Fiziksel olarak var olmayan ancak trafik tescil kayıtlarında göründüğü için Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) borcu çıkaran araçların kayıttan düşülmesi için Karayolları Trafik Kanunu’nun hurdaya ayırma hükümlerinin veya mahkeme kararlarının işletilmesi çağrısında bulunan Demir, son olarak şunları dile getirdi:

“Bu noktada ilgili tüm kurumlarımıza sesleniyoruz; yıllardır süren bu mağduriyetin sona ermesi, ancak fiilen mevcut olmayan bu araçların kayıtlarının geriye dönük silinmesini sağlayacak yasal bir düzenlemeyle mümkündür. Atılacak bu adım, hem binlerce vatandaşımızı ödeyemeyecekleri bir borç yükünden kurtaracak hem ihtiyaç sahibi ailelerin sosyal yardımlara erişiminin önünü açacaktır. Bölgemiz insanının haklı beklentisinin karşılığını bulması için yetkililerimizi bu konuda sorumluluk almaya ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.”