Haber dosyasını indirin
İndir
Batman Milletvekilimiz Serkan Ramanlı, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında sürekli revize edilen OVP hedeflerinin hayat pahalılığını derinleştirdiğini belirtti.
Programların değişmesine ve tarihlerin sürekli ötelenmesine rağmen vatandaşın alım gücünde hiçbir iyileşme yaşanmadığını vurgulayan Ramanlı, ekonomik düzenin kökten değişmesi gerektiğini belirterek, ‘Faizsiz Türkiye Süreci’ başlatılması çağrısında bulundu.
Parti Sözcümüz ve Batman Milletvekilimiz Serkan Ramanlı, TBMM’de
düzenlediği basın toplantısında; 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli
Program'a (OVP), yüksek konut kiralarına, yeni nesil çetecilik ve suç örgütü
yapılanmalarına, tesettürün moda malzemesi haline getirilmesine ve Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansı’nın ikiyüzlü tavrına dair değerlendirmelerde bulundu.
“Hedefler revize
ediliyor, hayat pahalılığı derinleşiyor”
Ekonomi programlarında
hedeflerin sürekli revize edilmesine ve geçim sıkıntısına dikkat çeken Ramanlı,
“Ekonomide programlar değişiyor, hedefler revize ediliyor, tarihler ileriye
öteleniyor. Fakat vatandaşın alım gücünde ve mutfak hesabında maalesef bir
iyileşme görülmüyor. 2023’te açıklanan OVP’de 2026 yılı enflasyon hedefi yüzde
8,5 olarak belirlenmişti. Bugün ise 2026 için öngörülen oran yüzde 28,4. Yani
üç yıl önce ‘2026’da tek haneli enflasyon’ denirken bugün aynı hedef 2029’a
bırakılıyor ve yüzde 9 olarak belirleniyor. Büyüme hedefinde de benzer bir
tablo var. 2023’te 2026 için yüzde 5 büyüme hedeflenirken bugün bu oran yüzde
3,3’e çekiliyor. Yüzde 5’lik büyüme hedefi de 2029’a öteleniyor.” dedi.
“Hedeflerin
önemli bir bölümü kâğıt üzerinde dahi tutturulamamıştır”
Açıklanan
hedeflerin önemli bir bölümünün kâğıt üzerinde dahi tutturulamadığını
vurgulayan Ramanlı, kamu kaynaklarının yanlış yönetildiğini belirterek şunları
söyledi:
“Hedeflerdeki bu
sapmaların vatandaşın hayatındaki karşılığı ise hayat pahalılığı ve gelir
kaybıdır. Ağustos ayında açlık sınırı 37 bin 388 liraya, yoksulluk sınırı 121
bin 786 liraya ulaştı. Buna karşılık kamu kaynaklarının nereye yöneldiğine
baktığımızda Hazine’nin 1,915 trilyon lira faiz ödediğini, nakit açığının 1,40
trilyon lirada kaldığını görüyoruz.”
“Faize dayalı
anlayış terk edilmeli”
Ekonomik düzenin
değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Ramanlı, “Enflasyon hedefi OVP’lerde 13
kez revize edildi ve maalesef kalıcı bir çözüm bulunamadı. Sorun artık yalnızca
hedeflerin tutturulamaması değil, bu hedeflerin neden sürekli revize edilmek
zorunda kaldığı ve vatandaşın neden bu yükü taşımaya devam ettiğidir. Artık
hedefleri değil, ekonomik düzeni değiştirmeliyiz. Faize dayalı anlayış terk
edilmeli; üretim, istihdam ve adil paylaşım esas alınarak ‘Faizsiz Türkiye
Süreci’ başlatılmalıdır.” çağrısında bulundu.
Yüksek konut
kiralarının dar gelirli vatandaşı zorladığını belirten Ramanlı, yüksek
kiraların artık milyonlarca vatandaş için yalnızca bir barınma sorunu
olmadığını, doğrudan bir geçim ve hayatta kalma meselesi haline geldiğini
vurguladı.
“Yüksek konut
kiraları doğrudan bir geçim meselesidir”
Açıklamasında sabit
gelirli vatandaşların dert yandığı yüksek konut kiralarına da dikkat çeken
Ramanlı, “Özellikle geliri sabit olan emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz ve
dar gelirli vatandaşlarımız kazançlarının çok büyük bir bölümünü kiraya ayırmak
zorunda kalmaktadır. Emeklinin, asgari ücretlinin başını sokacağı bir evin
kirasını dahi karşılamakta zorlandığı bu tabloda, refahtan ve insanca bir
hayattan söz etmek mümkün değildir.” diye konuştu.
“Çözüm kira
sınırında değil, konut arzındadır”
Yüksek kiraların
düşürülmesine yönelik yeni ve etkili modellerin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini
belirten Ramanlı, “Partimizin daha önce bir çözüm yolu olarak kamuoyuyla
paylaştığı TOKİ’nin Kiralık Sosyal Konut Projesi, bu açıdan önemli bir
başlangıç niteliğindedir. Ancak üretilecek konut sayısının sınırlı kalması
hâlinde, bu adımın kronikleşen barınma krizini tek başına çözmeye yetmeyeceği
de açık bir gerçektir. Kalıcı çözüm, yalnızca kira artışlarını sınırlamakla da
mümkün değildir. Daha fazla konut üretilmesi, uygun maliyetli konut üretiminin
desteklenmesi ve başta inşaat maliyetleri olmak üzere üretim maliyetlerinin düşürülmesi
zorunludur.” dedi.
“Vatandaşı
korumak için bütüncül politika şart”
Popülist
politikalar yerine üretime odaklanılması gerektiğini belirten Ramanlı, şunları
söyledi:
“Bugün yüksek
faizlerin konut ve inşaat sektöründeki hareketliliği ciddi biçimde daralttığı
da bir gerçektir. Yeni konut üretiminin yavaşlaması, yarının kira krizini daha
da büyütecektir. Vatandaşımızın barınma hakkını tam anlamıyla güvence altına
alan, konut üretimini ve konut arzını sürdürülebilir şekilde artıran bütüncül
bir politikaya artık her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.”
Çeteler yeni,
tehlike eski: Önleyici tedbirler şart
Son dönemde
tırmanışa geçen yeni nesil çetecilik ve suç örgütü yapılanmalarına da dikkat
çeken Ramanlı, Türkiye'nin geçmişteki mafyatik yapıların bedelini çok ağır
ödediğini hatırlatarak önemli uyarılarda bulundu.
“Zedelenen kamu
düzeni”
Ramanlı, “Türkiye,
geçmişte çeteleşmenin, mafyatik yapıların ve suç örgütleri arasındaki alan
kapma mücadelelerinin topluma ne kadar ağır bedeller ödettiğini tecrübe
etmiştir. Bu yapılar yalnızca asayişi bozmakla kalmamış, şiddeti
sıradanlaştırarak hukuka ve kamu düzenine duyulan güveni zedelemiştir. Güç
kullanmanın, tehdidin, kolay yoldan para kazanmanın, gayrimeşru ve yasa dışı
yollarla nüfuz elde etmenin özendirici hâle gelmesi, toplumsal değerlerde de
ciddi tahribata yol açmıştır.” şeklinde konuştu.
“Tehdit ve güç
gösterisi çete kültürüne dönüşebilmektedir”
Gençliği tehdit
eden yeni nesil suç örgütlerine karşı polisiye tedbirlerin tek başına yeterli
olmadığını belirten Ramanlı, “Bugün yeni nesil çetecilik, geçmişte yaşanan
sorunların sosyal medya ve dijital iletişim kanalları üzerinden farklı
biçimlerde yeniden ortaya çıkması riskini taşımaktadır. Yasa dışı bahis,
dolandırıcılık ve uyuşturucu ağları çocuklara ve gençlere daha kolay
ulaşabilmektedir. Okulda ya da mahallede başlayan baskı, dışlama, tehdit ve güç
gösterisi zamanla gruplaşmaya, şiddetin normalleşmesine ve çete kültürüne
dönüşebilmektedir.” diye konuştu.
“Sorumluluğu
yalnızca çocuklara ve gençlere yüklemek doğru değildir”
Sorumluluğun sadece
çocuklara yüklenemeyeceği uyarısında bulunan Ramanlı, açıklamasını şöyle
sürdürdü:
“Bu noktada
sorumluluğu yalnızca çocuklara ve gençlere yüklemek doğru değildir. Devletin
görevi ve sorumluluğu, suç işlendikten sonra operasyon yapmakla sınırlı
değildir. Devlet, çocukları ve gençleri suç örgütlerinin etkisinden korumak
için suç oluşmadan önce gerekli önlemleri almakla da yükümlüdür. Bunun için
okullarda ve mahallelerde erken müdahale mekanizmaları kurulmalı, dijital
ortamlar etkin biçimde takip edilmeli ve gençlerin suç örgütleri tarafından
güç, statü ve kazanç vaatleriyle kandırılmasının önüne geçilmelidir.”
“Geçmişteki
çeteciliğin ağır bedelleri yeni nesillere yaşatılmamalıdır”
Geçmişte
çeteciliğin topluma ödettiği ağır bedellerin yeni kuşaklara yeniden
yaşatılmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten Ramanlı, “Çetecilik
yalnızca bir asayiş sorunu değil, aynı zamanda sosyoekonomik ve sosyokültürel
bir sorundur. Geleceğe dair umudu azalan, emeğiyle hayatını değiştirebileceğine
inanmayan gençler; kolay para, güç ve statü vaatlerine daha açık hale
gelmektedir. Ailede, okulda ve toplumda merhamet, vicdan, adalet, sorumluluk ve
başkasının hakkına saygı gibi değerlerin yeterince aktarılmaması da şiddetin ve
haksız kazancın normalleşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle çetecilikle
mücadele sadece polisiye tedbirlerle değil; ekonomik şartların iyileştirilmesi,
gençlere gelecek umudu verilmesi ve ahlak, din ile değerler eğitiminin
güçlendirilmesiyle mümkündür. Türkiye, geçmişte çeteciliğin topluma ödettiği
ağır bedellerin yeni kuşaklara yeniden yaşatılmasına izin vermemelidir.” dedi.
İstanbul
Galataport'ta bir giyim firması
tarafından gerçekleştirilen “tesettür defilesine” tepki
gösteren Ramanlı, dinî değerlerin ve İslamî
kimliğin podyum eğlencesine alet edilmesini eleştirdi.
“Tesettür podyum
malzemesi değildir, dinî değerlerimiz alay konusu yapılamaz”
Geçmişte 28 Şubat zihniyetinin başörtüsüne yönelik doğrudan baskılarını
büyük mücadelelerle geride bıraktıklarını hatırlatan Ramanlı, bugün ise
tesettür düşmanlığının çok daha sinsi ve yozlaştırıcı bir versiyonu ile karşı
karşıya kalındığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Müslüman kadının
başörtüsü bir moda aksesuarı değil, Müslüman kadının İslamî kimliğinin
göstergesi ve İslam’ın şiarlarındandır. İstanbul Galataport’ta bir firma
tarafından gerçekleştirilen defilede, Allah’ın emri olan tesettür, bir gösteri
ve moda malzemesine dönüştürülmüş; Yüce Allah’ın kadınlar için baş tacı olan
ayeti, kutsallığına yakışmayacak bir şekilde sergilenmiştir. Dinî değerlerimizi
bu şekilde alaya almak ve aşağılamak karşılıksız kalmamalı; kutsallarımızı
hedef alan, yozlaştıran ve aşağılayan uygulamalara etkin hukuki tedbirler
alınmalıdır.”
“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın kararı çifte
standarttır”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) İran dosyasını Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sevk etme kararına da değinen Ramanlı,
kararın Batı merkezli küresel sistemin iki yüzlülüğünü bir kez daha ortaya
koyduğunu vurgulayarak, “Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı’nın (IAEA) İran’ı ‘yükümlülüklere uymamakla’ suçlayıp BM Güvenlik
Konseyi’ne sevk etmesi, uluslararası sistemdeki çifte standardın tescilidir.”
dedi.
“Nükleer
yalanlar askeri saldırıları meşrulaştırıyor”
Uluslararası
kurumların taraflı tutumlarına sert tepki gösteren Ramanlı, ajansın ürettiği
iddiaların ve nükleer söylemlerin, küresel güçlerin askeri müdahalelerini
meşrulaştırmak için tasarlanmış birer kurgudan ibaret olduğunu belirterek, “IAEA’nın
ürettiği nükleer yalanların, uluslararası kamuoyunu ikna ederek askeri
saldırıları meşrulaştırmaya ve küresel koalisyonlar oluşturmaya hizmet ettiği
ortadadır. Müzakere süreci devam ederken 28 Şubat'ta ABD ve siyonist işgal
rejimi tarafından İran'a yönelik başlatılan saldırılardan önce de benzer
taraflı tutumların sergilendiği unutulmamalıdır. Tam 47 yıldır sürdürülen ‘İran
nükleer silaha 2 hafta kaldı’ söylemleri, geçmişte Irak’ta uydurulan ‘cehennem
silahları’ yalanı gibi tüm dünyayı felakete sürüklemektedir.” ifadelerini
kullandı.
“Siyonist terör
rejiminin nükleer tesislerine neden müfettiş girmiyor?”
Ajansın 2015
Nükleer Anlaşması’yla şeffaflığını tescilleyen ve askeri saldırılardan önce de
tesislerini denetime açık tutarak iş birliğini sürdüren bir ülkeyi haksız yere
hedef tahtasına koyduğunu ifade eden Ramanlı, kurumun gerçek işlevinden
saptığını vurgulayarak son olarak şunları kaydetti:
“IAEA; 2015 Nükleer
Anlaşması’yla şeffaflığını tescilleyen ve savaştan önce de ajansla iş birliğini
sürdürerek tesislerini denetime açık tutan bir ülkeyi hedef almak yerine,
anlaşmayı tek taraflı yıkan ABD’nin kurgucusu olmayı derhal bırakmalıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gerçek görevini yerine getirmek istiyorsa; ABD’nin çeşitli türdeki
bombalarıyla dünyaya getirdiği yıkıma, siyonist rejimin Gazze ve Lübnan’da
sivil halkın tepesine yağdırdığı tonlarca bombanın türüne ve saklanan nükleer
tesislerine odaklanmalıdır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi
Antlaşması'na (NPT) imza atmayan, nükleer cephaneliğini gizleyen siyonist terör
rejiminin nükleer tesislerine bugüne kadar tek bir IAEA müfettişi girebilmiş
midir? IAEA’nın
sergilediği bu tehlikeli ve taraflı tutum, yarın bağımsız ülkelerin barışçıl
nükleer çalışma haklarını gasp edip onları hedef almak için gerekçe olarak
kullanılabilecek ahlaktan yoksun bir ikiyüzlülüktür.”
Önemli Gelişmeler
Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu'ndan yeni eğitim-öğretim yılı mesajı September 14, 2026
