GENÇLERİN “ŞİDDET KÜLTÜRÜNDEN”
KORUNMASI İÇİN TÜM KURUMLAR KOORDİNASYON İÇİNDE ÇALIŞMALIDIR
Son dönemde dijital mecralarda, sokaklarda ve maalesef
okullarda tanık olduğumuz şiddet sarmalı, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve gençlerimiz için
ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Akran zorbalığı, sosyal medyadaki
denetimsizlik ve kontrolsüz şiddet içerikleri birbirini beslemeye devam ediyor.
Bu bağlamda, çocuklarımızı ve gençlerimizi “şiddet kültüründen” korumak, artık
ertelenemez bir devlet politikası olmak zorundadır.
Bu doğrultuda yetkili mercileri somut adımlar atmaya
çağırıyoruz:
-Çocukların eriştiği sosyal medya platformlarına etkili
yaş doğrulama ve koruyucu güvenlik mekanizmaları getirilmeli; platformlar
çocuklara yönelik risk değerlendirmesi yapmakla yükümlü tutulmalıdır.
-Akran zorbalığı ve siber zorbalıkla mücadele için okullarda etkin bir takip ve
müdahale sistemi oluşturulmalı, rehberlik servisleri güçlendirilmelidir.
-Cinayet, cinsel saldırı ve ağır şiddet olaylarına ilişkin görüntülerin,
suç yöntemlerinin ve mağdurların
mahremiyetini ihlal eden ayrıntıların reyting veya etkileşim amacıyla yayımlanmasının önüne geçecek
etkili düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
-Şiddeti özendiren veya normalleştiren yayınlara yönelik
yaptırımlar caydırıcı hâle getirilmeli; gerektiğinde yayın kısıtlamaları
uygulanmalıdır.
-RTÜK, BTK, Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı arasında çocukların dijital güvenliğini sağlamak amacıyla etkin bir
koordinasyon mekanizması oluşturulmalıdır.
Haber alma özgürlüğünü koruyarak, şiddetin teşhir edilmesini ve özendirilmesini engelleyen bir hukuk düzeninin bir an önce kurulması gerekir. Güvenli bir gelecek ve şiddetten arınmış bir toplum inşa etmek, devletin ve tüm karar vericilerin öncelikli görevidir.
“13. YARGI PAKETİ ADALET VE EŞİTLİK
TEMELİNDE ŞEKİLLENMELİDİR”
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek, ekim ayında 13. Yargı
Paketi’nin Meclis gündemine getirilmesinin planlandığını ve özellikle
yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını
açıkladı.
Yargının hızlanması elbette önemlidir. Ancak asıl hedef,
adaletin zamanında ve hakkaniyetle tecelli etmesi olmalıdır. Geciken adalet kadar, yeterince
araştırılmadan ve adaletten uzak şekilde verilen hızlı kararların da ciddi hak
kayıplarına yol açacağı unutulmamalıdır. Yargılamalar makul sürede
tamamlanırken adil yargılanma hakkından asla taviz verilmemelidir.
Paketten önemli bir beklenti de yıllardır mağduriyetlere
yol açan süresiz nafaka uygulamasının hakkaniyet temelinde yeniden
düzenlenmesidir. Nafaka; evlilik süresi, tarafların ekonomik ve sosyal şartları
ile somut olayın özellikleri dikkate alınarak ölçülü ve adil bir sisteme
kavuşturulmalıdır.
İnfaz hukukunda ise artık dönemsel, kişiye veya suç
türüne göre farklılaşan parçalı düzenlemelerden vazgeçilmelidir. Adli
suç-siyasi suç veya farklı kategoriler üzerinden ayrım yapan bir infaz
anlayışı, adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz.
Beklentimiz; ayrımcılığı ortadan kaldıran, öngörülebilir, kalıcı, herkes için tek, adil ve eşitlikçi bir infaz sisteminin hayata geçirilmesidir.
EMEKLİNİN SOSYAL ADALET ARAYIŞI
Ankara’da Anayasa Mahkemesi önünde seyyanen zam talebiyle
düzenlenen eylemde, emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nun hayatına son vermesi,
ekonomik ve toplumsal sıkıntıların geldiği vahim boyutu gözler önüne sermiştir.
Yaşanan bu acı hadise karşısında ailesine ve yakınlarına sabır diliyoruz.
Milyonlarca emeklimiz ve dar gelirlimiz, her geçen gün
ağırlaşan bir geçim mücadelesi veriyor. “Para için değil, onur için” çığlığı,
emeklinin sadaka değil, yıllarca verdiği emeğin karşılığıyla insanca yaşamak
istediğini açıkça ortaya koyuyor.
Bugün mesele yalnızca maaşın kaç lira olduğu değildir.
Asıl mesele, o maaşla ay sonuna kadar nasıl geçinilebildiğidir. Bir emekli,
aldığı maaşla kaç kilo et alabiliyor, kaç ekmek alabiliyor, pazar filesini kaç
kez doldurabiliyor; kirasını ve faturalarını karşılayabiliyor mu? 2026’da net
asgari ücret 28.075 TL, en düşük emekli aylığı 23.552 TL iken açlık sınırı 38
bin lirayı, yoksulluk sınırı 120 bin lirayı, tek başına yaşayan bekâr bir
çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 48 bin lirayı geçti.
2026 yılı başında asgari ücrete % 27 zam yapıldı. Gıda
fiyatları yıllık yüzde 33,79, konut ve enerji giderleri ise yüzde 39,77 arttı.
Rakamlar ortada; emeklinin maaşı daha ayın başında kira, fatura ve mutfak
masrafına bölünüyor. Daha ay bitmeden para bitiyor, ihtiyaçlar bitmiyor. Asgari
ücret, bekâr bir çalışanın bile ihtiyaçlarının yarısına ancak yetiyor.
Emekli sadaka istemiyor. Asgari ücretli alın terinin
karşılığını alamıyor. Dar gelirliler insanca yaşamak istiyor.
Yıllarca çalışıp prim ödeyen insanımız, ay sonunu
getirebilmek ve torununa harçlık verebilmek istiyor; pazara giderken hesabını
defalarca yapmak zorunda kalmak istemiyor.
İktisadi politikaların merkezine faiz değil; insan, adalet ve sosyal devlet konulmalıdır. Emekli maaşları ve asgari ücret hayat pahalılığı karşısında insan onuruna yaraşır seviyeye yükseltilmelidir.
AİLEYİ KORUYAN ÇÖZÜM: AİLE HAKEMLİĞİ
6284 sayılı Kanun kapsamında 2025 yılı içerisinde 100 bin
erkeğe tedbir kararı uygulanmıştır.
Bu kararlar, gerçek şiddet mağdurlarının korunması
bakımından hayati bir önem taşımakla birlikte, aile içi her uyuşmazlığın şiddet
kapsamında değerlendirilip uzaklaştırma tedbirine başvurulması, aile bağlarını
zayıflatan sonuçlar doğurmaktadır.
Nitekim uygulamada, şiddet iddiasına ilişkin delil
aranmadan uzaklaştırma tedbiri kararları hızlı bir şekilde verilmektedir.
Hâlbuki daha hakkaniyetli olan, şiddet mağdurunu korumak ile aile içi
uyuşmazlıkları adil bir biçimde değerlendirmek arasında denge kurmaktır.
Basit nedenlerle dağılma tehlikesi yaşayan yuvaları
kurtarmak için Aile Hakemliği mekanizması oluşturulmalıdır. Hakemlik sürecinde
tarafların ayrı ayrı dinlenmesi, sürdürülemeyecek evlilikler ile çözülebilir
aile uyuşmazlıkları birbirinden ayrılabilecektir. Böylece ne zulme uğrayan
kadın görmezden gelinecek ne de her uyuşmazlıkta taraflardan biri peşinen suçlu
kabul edilecektir.
Aileyi korumak, gerçek mağduru korumakla başlar; ancak aile sorunlarını çözmek, tarafları birbirinden uzaklaştırmakla mümkün değildir. Adalet, merhamet ve hakkaniyet temelinde bir Aile Hakemliği sistemi hayata geçirilmelidir.
İŞGALCİ REJİMİN TÜRKİYE'DEKİ
PROPAGANDA HESAPLARI KAPATILMALIDIR
Sosyal medya mecraları, günümüzde salt bir iletişim alanı
olmanın ötesine geçerek en etkili propaganda ve algı yönetimi araçlarından biri
haline gelmiştir. Bu bağlamda, küresel çapta birçok devlet ve istihbarat
servisi, kamuoyunu manipüle etmek ve dezenformasyon yaymak amacıyla bu
platformları stratejik bir zemin olarak kullanmaktadır.
Son dönemde ülkemizde, "dezenformasyon" ve
"milli güvenlik" gerekçeleriyle birçok sosyal medya hesabına yargı
kararlarıyla erişim engeli getirildiğini yakından takip etmekteyiz.
Milli güvenlik hassasiyetleri bu denli net bir şekilde
işletilirken; siyonist işgal rejiminin Türkiye'deki propaganda aygıtı olan
"@TurkishIDF" adlı hesabın ve benzerlerinin faaliyetlerine devam
etmesi büyük bir çelişkidir.
Gazze'de on binlerce kardeşimizi vahşice katlederek
soykırım suçu işleyen bir terör şebekesinin, ülkemizde böylesine serbest bir
biçimde propaganda ve 5. kol faaliyeti yürütebilmesi asla kabul edilemez.
Türkiye kamuoyunu açık manipülasyonlar ve algı operasyonlarıyla yanıltan bu dezenformasyon merkezinin faaliyetlerine son verilmesi için İletişim Başkanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nu (BTK) göreve davet ediyoruz.
AFGANİSTAN-PAKİSTAN ÇATIŞMASI
Afganistan İslam Emirliği ile Pakistan arasında
çatışmaların yeniden başlaması endişe vericidir. Uzun yıllar süren savaş ve
işgalin ardından Afganistan yönetimi, son derece kısıtlı imkânlarla ülkesini
yeniden ayağa kaldırmaya, ekonomisini toparlamaya ve halkının temel
ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır.
Böylesi hassas bir süreçte yeni bir çatışma ortamı,
Afganistan’ın kalkınma ve yeniden yapılanma çabalarına ağır zarar verecektir.
Pakistan’ın askerî güç ve kapasitesini kardeş ve komşusu Afganistan’a karşı
kullanması, özellikle sivillerin hedef alınması kabul edilemez.
İki kardeş ülke arasındaki sorunların geçici ateşkeslerle ertelenmesi değil, köklü biçimde çözülmesi gerekmektedir. Tarafları derhal kalıcı ateşkese, saldırıları durdurmaya ve mevcut sorunları kapsamlı bir barış anlaşmasıyla sonuçlandıracak diplomatik süreci başlatmaya çağırıyoruz.
NETANYAHU’NUN BM’DE KONUŞTURULMASI
Gazze’de soykırım suçu işleyen
ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında tutuklama kararı verdiği soykırımcı
katil Netanyahu’nun BM kürsüsünden insanlığa parmak sallaması, Birleşmiş
Milletlerin resmen kurumsal iflasıdır.
Dahası, bebek katili Netanyahu BM kürsüsünden,
uluslararası hukuk ve BM kararları uyarınca işgal altında bulunan toprakları
kendi terör yapısının toprağı olarak nitelendirerek, BM ile kendi kararlarının
dahi uygulanmasını sağlayamayan bir yapı olarak alay etmiştir.
Birleşmiş Milletlerin acilen kapsamlı bir reforma
ihtiyacı vardır. Dünya düzeni, birkaç devletin ayrıcalıkları ve veto hakkı
üzerine kurulamaz. Uluslararası sistem, üstünlerin hukukuna değil, hukukun
üstünlüğüne dayanmalıdır.
Kurum, belirli devletlerin çıkarlarını koruyan bir yapı olmaktan çıkarılmalı; bütün milletlerin adil ve eşit biçimde temsil edildiği daha adil bir uluslararası kuruluş haline getirilmelidir.
AZERBAYCAN’DA OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜ
YASAĞI
Azerbaycan’da okul kıyafetine ilişkin yapılan yeni
düzenleme, başörtülü kız çocuklarının eğitim hakkını engelleyen son derece
kaygı verici bir adımdır. “Laikliğe uygun olmayan giyim unsurları” kılıfı
altında başörtüsünün eğitim ve çalışma hayatında bir engel gibi sunulması,
doğrudan Müslüman halkın inancına ve temel insan haklarına yapılmış bir
saldırıdır.
İtalya gibi Batı ülkelerinde İslam karşıtı zihniyetin
burka ve peçe yasakları eleştirilirken halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan
Azerbaycan’da başörtüsünün bir tehdit gibi görülmesi kabul edilemez.
Azerbaycan’ı yönetenler, Batılılaşma adı altında kendi halkının değerleriyle,
tarihiyle ve inancıyla kavga etmekten derhal vazgeçmelidir.
Türkiye, 28 Şubat karanlığında uygulanan başörtüsü
yasaklarının toplumda nasıl derin yaralar açtığını acı bir şekilde tecrübe
etmiştir. Bu nedenle, kardeş gördüğü Müslüman Azerbaycan halkının başörtüsü
hakkına sahip çıkmak ve aynı acıların orada yaşanmasına engel olmak, Türkiye
için de önemli bir sorumluluktur.
Azerbaycan yönetimini, bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçmeye ve başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını hiçbir ayrım gözetmeksizin ve şartsız olarak güvence altına almaya çağırıyoruz.
