Gündem Değerlendirmesi (23.01.2019)

Partimizin 23 Ocak 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık gündem değerlendirmesinde, bu hafta aile içi şiddet ve İstanbul Sözleşmesi, tarım ürünlerinin ithalat izinleri ile Malezya’nın Filistin duyarlılığı meseleleri ele alındı.

AİLE İÇİ ŞİDDET VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve Türkiye’nin çekince koymaksızın imzaladığı “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olarak bilinen “İstanbul Sözleşmesi”, Hırvatistan parlamentosundan sonra Bulgaristan parlamentosunda da tepkiyle karşılandı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında aile düşmanı ve feminist yaklaşımlar içeren, bununla birlikte cinsel yönelim kavramlarıyla eşcinselliği özendiren, eşcinsel evlilikleri meşrulaştıran girişimler; bu tip sözleşmelerle mevzuatlarda kendilerine yer bulmuşlardır.

“Kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve cinsel istismarların önlenmesi, tüm otorite ve sivil toplum kuruluşlarının temel görevlerinden biri olmalı, yasalar korumacı bir yaklaşımla işletilmelidir. Ancak gelinen noktada kadına yönelik şiddet kamuflajı altında ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve cinsiyet ayrımcılığı ön plana çıkarılmaktadır. Aile kurumunu korumakla görevlendirilen çeşitli kurumlar, bunun yerine evlilik dışı ilişkileri onaylama faaliyetleri yürütmektedirler.

Toplumunda manevi ve ahlaki değerlerin çözülmesini hızlandıran yasalar ve yasaların dayanaklarını oluşturan çeşitli uluslararası sözleşmeler, ürkütücü bir zemin oluşturmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi iştirakleriyle attığı adımlarda toplumun yararını öncelemeli, Avrupa uyumunu birincil hedef yapmamalıdır. Yasalar, toplumlarca kendi maddi ve toplumsal gerçeklikleri nazara alınarak yapılır. Her toplumun farklı ahlaki ve manevi değerleri, bunlara dayalı da farklı beklentileri vardır. Aile kurumu üzerine inşa edilen Türkiye toplumunun, aile kurumunu dağıtan ve bireyi bencilliğe hapseden Avrupa’dan bu noktada beslenemeyeceği tüm kamuoyunun malumudur.

Eğitim sistemi ve aile kurumu AB projelerinin ve neoliberal mantığın laboratuvarı yapılmamalıdır. CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi) Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) erkeği kadın karşısında potansiyel düşman kabul eden ve aileyi değersizleştiren feminist hareketlerin kadın algısı/anlayışı temel alınarak hazırlanmış sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin şiddetin önlenmesi adı altında cinsel sapıklığı teşvik eden cinsiyet tanımları inanç ve ahlak değerlerimize tamamen aykırıdır. Aileyi yıkarak bireysel yaşama teşvik, evlilik dışı ilişkilerin onanması; toplumların geleceği açısından endişe vericidir. Şiddeti önlemenin yolu cinsiyet ayrımcılığı ve feminizm değil; inanç ve toplumsal ahlak kurallarıyla yetişmiş vicdan sahibi bilinçli bireyler yetiştirmektir.

Bu sözleşmelerin dayattığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) politikalarını 40-50 yıldır uygulayan ülkelerdeki evlenme/boşanma oranları, evlilik dışı ilişkilerden doğan çocuk oranı, kadına uygulanan şiddet, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve hatta intihar oranları ürkütücüdür. Durum her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Bu politikaları uzun yıllar uygulayan ülkelerde sorunlar çözülememiş, TCE politikaları mevcut sorunları daha da ağırlaştırmıştır. Sağlıklı bireylerin gelişimi için sosyal, ekonomik tedbirlerin yanı sıra sağlıklı aile kurumlarının oluşumu için de tedbir alınmalı, aile içi iletişim güçlendirilerek aile kurumu korunmalıdır. Türkiye, ailevi sorunların aşılması noktasında çareyi kendi öz değerlerinde aramalıdır. Toplumsal çöküş demek olan aile yapısının dağılması istenmiyorsa, Türkiye bu sözleşmelerden imzasını çekmelidir.

TARIM ÜRÜNLERİNİN İTHALAT İZİNLERİ

Tarım ve hayvancılıkla ilgili yanlış politikalar yıllardır gündemdedir. Ülke potansiyelinin çok yüksek olmasına rağmen ithalata ihtiyaç duyulması, uygulanan politikaların yanlışlığının tescilidir. Geçtiğimiz hafta, ekonomide hedeflerin tam isabetle tutturulduğu açıklanırken, Toprak Mahsulleri Ofisine buğday, arpa, nohut, mercimek, fasulye gibi bazı hububat ve bakliyatın gümrüksüz olarak ithalat yetkisi verildi. Bakliyat ve hububatta ithalatçı duruma düşmek hedeflenmiş bir şey midir? Ya da bu kararın önümüzdeki ekim döneminde çiftçinin tarlasına hangi ürünü ekeceğine etkisi hesaplanmış mıdır?

Piyasadaki arz ve talep durumu dikkate alınarak ihtiyaç olduğunda bu tür kararlar alınabilir ancak neden ithalata ihtiyaç duyulur duruma gelindiği konusu sorgulanmalıdır. Özellikle düşük ve orta gelirliler için daha önemli olan gıda ürünleri fiyatının enflasyonun düştüğü dönemlerde de artmaya devam etmesinin en önemli sebeplerinden olan gıda arzındaki problemler giderilmelidir. Tarım ve hayvancılık ile ilgili kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapılmalı ve köklü çözümler bulunmalıdır. Halkımıza, kaliteli gıda maddesini ucuza yedirmek için tedbirler alınmalı, bu ihtiyaçların yurt içinde yetiştirilmesine öncelik verilmelidir. Hangi tarım ürününe ne miktarda ihtiyaç olduğu belirlenmeli ve çiftçilerimiz tarım teşvikleri ile ihtiyaç duyulan ürünleri yetiştirmeye teşvik edilmelidir. Atılması gereken adımlar zamanında atılmazsa telafisi zor sonuçlar ortaya çıkacaktır. Özellikle hububat tarımında bir dönemin bir yıl olduğu unutulmamalıdır.

MALEZYA’NIN FİLİSTİN DUYARLILIĞI

İşgal rejimi ablukası altındaki Gazze Şeridi sınırında düzenlenen barışçıl "Büyük Dönüş Yürüyüşü" gösterilerine yönelik saldırılarda bugüne kadar en az 225 Filistinli kardeşimiz katledildi. İşgal rejimi tarafından en ağır saldırıların gerçekleştiği bu dönemde İslam dünyasının saldırılara yönelik tepkisizliği son derece vahimdir. Filistin meselesinde ortak bir tavır sergileyemeyen İslam ülkeleri, aksine bölgede Filistin gibi birçok mağdur bölgenin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Siyasi ve ekonomik çıkarlar ve ihtilafların ön planda tutulması, işgal rejiminin var olan kaotik ortamı değerlendirmesiyle sonuçlanmış ve Filistinlilere yönelik insan hakkı ihlalleri artış göstermiştir. Aynı zamanda işgal rejimi, bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye yönelik adımlar atmış ve ortak güvenlik stratejileri belirlenmiştir. Filistin meselesine tepkisizlik böylesine tehlikeli bir sürece girmişken Malezya’dan gelen, içinde işgal rejiminin veya temsilcilerinin bulunduğu etkinliklere izin verilmeyeceği kararı son derece umutlandırıcıdır. Müslüman kamuoyunun Filistin meselesine yönelik duyarlılığını ve tepkisini koruması halinde diğer Müslüman ülke yöneticilerinin de işgal rejimine yönelik bu tavrı takınacağı noktasında inancımız tamdır. Tüm ihtilafların ve çıkarların üzerinde tutulması gereken Filistin meselesinin geleceği, ümmetin duyarlılığına ve işgal rejimine yönelik atılacak ortak bir adıma bağlıdır. Bu tavrın gelişmesini ve yayılmasını umuyor, işgal rejiminin her platformda yalnızlaştırılabilmesi için tüm Müslüman kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ