Gündem Değerlendirmesi (10.09.2019)

Partimizin 10 Eylül 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; çocukları dağa kaçırılan annelerin feryatları, üretimde düşüş ve ekonominin küçülmesi, Müslüman ülkelerin Keşmir’e sahip çıkması ve insani krizin derinleştiği Yemen gibi gündemin önce çıkan başlıkları ele alındı.

ÇOCUKLARI DAĞA KAÇIRILAN ANNELERİN FERYATLARI

HDP Diyarbakır il teşkilatı önünde Hacire Akar, çocuğunun dağa kaçırıldığı gerekçesiyle başlattığı oturma eyleminden sonuç aldıktan sonra başka aileler de bu eylem biçimine başvurmaya başladılar. Şu anda çocuklarına kavuşmak ümidiyle oturma eylemine katılan aile sayısı 18’i bulmuş durumdadır.

Evlatlarına kavuşma ümidiyle harekete geçen annelerin eylemi farklı çevrelerce farklı yorumlanmaktadır. Bir tarafta çocuklarına kavuşma arzusuyla yanıp tutuşan annelerin feryatlarını mecrasından saptırma çabaları, diğer taraftan ailelerin tutumuna yönelik hakaretlere varan iddialar havada uçuşmaktadır.

Bölgede uzun zamandan beridir örgütün başvurduğu silahlı çatışma yöntemi, gençlerin dağa götürülüşünü beraberinde getirmiştir. Silahlı örgüt saflarında çatışmalarda veya iç infazlarda bugüne kadar ölen, öldürülen, kaybolup haber alınamayan gençlerin sayısı on binlerle ifade edilmektedir. Bunların önemli bir kısmı çocuk denecek yaştadır. Bu durum zaten bölgede bir travma halini sürekli diri tutmaktadır.

Şüphesiz ki her anne, çocuğunun yanı başında olmasını arzular ve bu arzusunu hiçbir dünyalığa değişmez. Dolayısıyla dağa çıkmış da olsa annelerin evlatlarına kavuşma arzusunu farklı sebeplerle izah etmeye yeltenmek insani bir tutum değildir. Annelerin çocuklarını isteme hakları vardır ve çocuklarına kavuşma arzusunun yanında olduğumuzu belirtmek isteriz.

Ortada meşru talepleri olan Kürt halkı, meşru taleplere kulak tıkayan devlet yetkilileri ve meşru talepleri bir istismar zemini olarak kullanan silahlı örgüt vardır. Bu fiili duruma kalıcı bir çözüm bulunmadığı taktirde bugün annelerin haykırışlarıyla gündeme yeniden gelen bu pratik, aşılması zor kısır döngü olma özelliğini sürdürmeye devam edecektir.

Meşru talepler karşılansaydı, ortada istismar edilecek bir zemin kalmayacak, gençler de şu veya bu nedenlerle başkalarının istismarına aldanıp annelerinin yüreklerine kor ateşi düşürecek durumda olmayabileceklerdi.

Bugün annelerin içten çığlıklarına ses verip hamasete kurban etmeden duygularını paylaşmak; masum, haklı ve fıtri isteklerini hor görüp ajanlık yaftası vurmak basitliğine düşmekten de kaçınmak gerekir. Yetkililer başta olmak üzere herkes yaşanan acıları bir daha düşünmeli, istismar alanlarını ortadan kaldırıp meşru talepleri karşılayacak köklü çözümlere odaklanmalıdır.

Çözüm odaklı perspektifler geliştirilmedikçe gençleri yutan bu kısır döngü son bulmayacak, farklı trajedilerle önümüze tekrar tekrar gelmeye devam edecektir.

ÜRETİMDE DÜŞÜŞ VE EKONOMİNİN KÜÇÜLMESİ

Yılın birinci çeyreğindeki %2,6 küçülmeden sonra ikinci çeyrekte de %1,5'lik küçülme gerçekleşti. Ekonomik göstergeler, önümüzdeki dönemde de küçülmenin devam edeceğinin işaretlerini ortaya koymaktadır.

Ekonominin uzun bir süreden beri önce duraklama sonra da küçülme emareleri, sahadan gelen makul uyarı ve önerilere rağmen iktidarın gerekli adımları atmayıp, bilakis olumsuzlukları daha da büyüten bir tercihte ısrar etmesi, bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu ortaya çıkarmıştır.

Özellikle imalat sanayii ve makina teçhizat yatırımlarındaki sıkıntıların bir türlü aşılamaması, gelecek açısından iyiye işaret değildir. Son dönemde elektrik ve doğalgaza arka arkaya gelen fahiş zamlar, doğrudan üretim maliyetlerini yükselterek enflasyonu artırmıştır. Bu durum üretimi ve istihdamı düşürerek ekonomik küçülmenin derinleşmesini de beraberinde getirecektir.

Üretim ve imalat sanayi, makina teçhizat yatırımlarının artması ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi için çeşitli teşvik programları üzerinde çalışılmalı, krizin derinleşmesinin önüne geçilmelidir.

Piyasanın nabzı iyi tutulmalı, halkın, esnafın, tüccarın sıkıntıları duymazdan gelinmemelidir. Topluma güven, piyasaya bir hareket kazandırılmalı, somut adımlar psikolojik destekle sürdürülmelidir.

Güven ortamının tesisi, öngörülebilir bir gelecek planlaması için şartlar oluşturulmalı, âdeta basiret bağlanması olarak düşünülen durumdan kurtulmalıdır.

MÜSLÜMAN ÜLKELER KEŞMİR’E SAHİP ÇIKMALI

Hindistan, Cammu Keşmir bölgesine ayrıcalık tanıyan anayasanın 370’nci maddesini iptal ederek, bölgenin otonom yapısını ortadan kaldırdı. Kararın ardından Hindistan güvenlik güçleri tarafından bölgeye yönelik geniş çaplı bir saldırı başlatıldı.  Bölgenin iletişim kanalları sınırlandırıldı, kararı protesto eden halka yönelik saldırılarda birçok sivil katledildi.  Hindistan ve Pakistan arasında da büyük bir gerilime sebebiyet veren Keşmir krizi sivil halka yönelik şiddet eylemleriyle hala devam ediyor. 

İletişim kanallarının kesilmesi, sivillere yönelik saldırılar Keşmir’i adeta bir açık hava hapishanesine çevirmiş ancak İslam ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya yaşanan bu zulme tepkisiz kalmıştır. Üstelik 50 bin insanın yaşamını yitirdiği 30 yıllık trajediyi yeniden başlatan Hindistan Başbakanı, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından üst düzey devlet nişanına layık görülmüş ve BAE Ümmetin sorunu olan Keşmir meselesini Hindistan’ın bir iç meselesi olarak değerlendirmiştir. 

Dünyada yaşanan tüm insani krizlere, zulme sözlü ve fiili olarak tepki göstermesi gereken İslam ülkeleri Asya’da açık hava hapishanesine dönüştürülen ikinci bir Gazze krizine tepkisiz kalmakta ve Müslüman Keşmir halkını ambargo ve zulme teslim etmektedir. Başta İslam İş birliği Teşkilatı ve üye ülkelerin hükümetleri olmak üzere tüm kuruluşlar ve Müslüman halklar Keşmir meselesini sahiplenmeli, Hindistan gerçekleştirdiği zulüm ve katliamlar sebebiyle caydırıcı yaptırımlarla cezalandırılmalıdır. 

YEMEN’DE İNSANİ KRİZ DERİNLEŞİYOR 

Başladığı 2014 yılından bu yana on binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan Yemen’deki iç savaş, sağlık ve gıda sorununu da beraberinde getirmiştir. Ülkede temiz suya erişimin sağlanamaması, ilaç ve tıbbı teçhizat eksikliği sebebiyle salgın hastalıklar yaygınlaşmış kolera, difteri gibi salgın hastalıklar ve açlık sebebiyle on binlerce kişi yaşamını yitirmiştir. Son olarak Dünya Sağlık Örgütünden yapılan açıklamada ülkedeki 35 bin kanser hastasının da tedavi imkânlarından yoksunluk sebebiyle yaşamının tehlikede olduğu açıklandı. 

Salgın hastalıkların yanı sıra Suudi Krallığı’nın öncülüğündeki koalisyonun saldırıları ve gıda girişinin engellenmesi sonucu oluşan açlık, ülkedeki can kaybının en büyük sebepleri arasında yer almaktadır. Suud Krallığı uçaklarının bir hapishaneye yönelik hava saldırısında en az 156 kişi katledildi ve BM tarafından BAE’nin gizli gözaltı merkezlerinde tecavüz, işkence gibi birçok insanlık dışı eylemi gerçekleştirdiği açıklandı. Saldırıların yanı sıra sahada da farklı güçlerin finansal ve ideolojik açıdan desteklenmesi savaş sürecini uzatmakta, insani krizi derinleştirmektedir. Ülkede insani krizin sonlanmasının yolu kalıcı ateşkes ve siyasi müzakereyle mümkün olabilecektir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ