Gündem Değerlendirmesi (19.08.2019)

Partimizin 19 Ağustos 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

SEÇİLMİŞLERİN GÖREVLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMASI

İçişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye başkanlarının haklarındaki soruşturmalar nedeniyle re’sen görevlerinden uzaklaştırıldıkları, yerlerine ise o illerin valilerinin kayyum olarak atandıkları bildirildi.

Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin kaldırılması veya en azından zayıflatılması beklenirken 2016 yılında 5395 sayılı Belediye Kanunu’nda yapılan değişiklik ile mevcut vesayet güçlendirilmiştir. Seçilmiş olmak hiç kimseye suç işleme imtiyazı vermez ancak suç işlediği iddiasıyla görevinden uzaklaştırılmış seçilmiş bir kişinin yerine bakanlık veya valilik tarafından geçici de olsa atama yapılması 2016 yılında yapılan değişiklik ile “kanuni” hale getirilmiş ise de “hukuki” değildir.

Hukuka aykırı uygulamalarla çözüm aramak doğru değildir. Ancak olağanüstü durumlarda istisnai olarak başvurulabilecek bir uygulama olması gereken kayyum atama usulünun olağan dönemlerde de uygulanması hukuka ve siyaset kurumuna olan güveni daha da zedeleyecektir.

KEŞMİR’DE İNSAN HAKLARI İHLALİ

1947 yılında, nüfusunun yüzde 90’ı Müslüman olan Keşmir halkı Pakistan’a katılmaktan yana tavır almış ancak Keşmir prensi halkın muhalefetine rağmen Hindistan ile birleşmeye karar vermişti. Hindistan anayasasına eklenen 370’nci madde ile Cammu Keşmir bölgesi dış ilişkiler, finans ve iletişim dışında kendi yasalarını düzenlemekte serbest otonom bir yapıya sahip oldu. Ancak Hindistan 5 Ağustos’ta Cammu Keşmir’e ayrıcalık tanıyan 370’nci maddeyi iptal ederek özel statüyü ortadan kaldırmış, Keşmir halkının Pakistan ile birleşme şeklinde tecelli eden iradesini hiçe sayarak bir nevi ilhak etmiştir.

Özel statünün kaldırılması ile birlikte getirilen ve Keşmir’de yaşamayanlara Keşmir’de mülk edinme hakkı verecek olan düzenlemenin amacı bölgedeki demografik yapıyı değiştirmek ve bölgeyi kalıcı olarak Hindistan’a dahil etmektir. Bugüne kadar Keşmir bölgesinde sivillere yönelik gözaltı, işkence, öldürme ve tecavüz gibi insanlık dışı uygulamalarını hiç eksiltmeyen Hindistan yönetimi, özel statünün kaldırılmasıyla bu uygulamalarını daha ileri bir boyuta taşımış, iletişim haklarını da kısıtlayarak protestoculara yönelik toplu göz altılara başlamıştır.

Bütün bölgeyi ateş topuna dönüştürmeden önce bu soruna müdahale edilmelidir. İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar ve İslam ülkeleri harekete geçmelidir. Hindistan ve Pakistan arasında savaşa neden olan Cammu Keşmir sorunu yeni soykırımlara ve savaşlara neden olmadan, Birleşmiş Milletler’in daha önce aldığı kararlar doğrultusunda halkın kendi geleceğini tayin etme hakkının garanti altına alınması suretiyle barışçı bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.

 MESCİD-İ AKSA’NIN STATÜSÜNÜN DEĞİŞTİRİLMESİ AMAÇLANIYOR

İşgal rejiminin Kamu Güvenliği Bakanı, Yahudilerin ibadet etmesi amacıyla Mescid-i Aksa’nın statüsünün değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Mescid-i Aksa, işgal rejimi ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994'te imzalanan barış anlaşmasına göre, Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor. 2003 yılına kadar Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin izni dâhilinde Mescid’i Aksa’yı ziyaret eden Yahudiler bu tarihten sonra polis eşliğinde mabede girmeye başladı. 

Siyonistlerin polis korumasında Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınları ve Mescid-i Aksa altında yürütülen illegal kazı çalışmaları mabedin statüsünün değiştirilmesine yönelik ilk adımlar olup Mescid-i Aksa’nın statüsünün değiştirilmesi ile işgalin yasallaştırılması hedeflenmektedir. Suudi Arabistan öncülüğündeki bazı bölge ülkeleriyle normalleşme adımlarından sonra işgal rejimi saldırılarını artırmış, adım adım işgal ettiği topraklarda işgalci siyonistler için yerleşim yeri inşasına hız vermiştir.

İşgal rejiminin varlığının bazı İslam ülkeleri tarafından kabul görmesi Filistin halkının geleceğini tehdit ederek işgali meşrulaştırma çabasıdır. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın statüsünü değiştirme teşebbüsüne cüret edilmesinin nedeni bu normalleşme adımları ile siyonist saldırı ve işgale tepkisizliktir. Mescid-i Aksa’nın statüsünün değiştirileceğinin açıklanması aynı zamanda Müslüman kamuoyu ve otoritelerin tepkisini ölçmeye yönelik olduğu da unutulmamalıdır. Bu cüretkâr adımlara karşı sadece sözlü ve yazılı kınamalarla yetinilmesi işgal rejimini daha da cesaretlendirmektedir. Bu nedenle İslam ülkelerinin siyonist rejim ile bütün ilişkilerini kesmesi ve hiç olmazsa ilk kıbleleri olan Mescid-i Aksa için siyonizme karşı caydırıcı adımları birlikte atması acil bir ihtiyaç haline gelmiştir.

GÜVENLİ BÖLGE MÜZAKERELERİ

ABD ve Türkiye arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölge hakkında bir mutabakatın sağlandığı ifade edildi. PYD cenahından yapılan açıklamalarda bu mutabakattan rahatsız olmadıkları anlaşılmaktadır. Zira PYD yetkilileri ABD’nin Türkiye ile kendileri adına müzakereler yaptığını daha önce ifade etmişlerdi. İç savaşın başlangıcından bu yana Suriye’yi askeri üsse dönüştüren ABD, bu güne kadar hep siyasi çözüm müzakerelerini baltalayan adımlar atmıştır. Kendi çıkarları ve Siyonist işgal rejiminin güvenliği dışında başka bir ajandası hiç olmamıştır.

ABD’nin şemsiyesi altında varılan bu mutabakatın ne Türkiye, ne Suriye, ne de diğer bölge ülkelerinin; ne Kürtler ne Türkler, ne Araplar ve ne de diğer bölge halklarının menfaatine olmayacağı aşikârdır. ABD’nin kontrolünde oluşacak olan bu yeni durumun bölge barışından ve bölge halkının güvenliğinden ziyade, ABD’nin bölgedeki varlığını kalıcı hale getirecek, bütün bölgenin güvenliğini tehdit edecektir.

ABD ve Rusya’nın Suriye halkı ve topraklarını kendi siyasi ve askeri çıkarlarına kurban etme adımları küçük çıkar hesaplarıyla değerlendirilip desteklenmemelidir. Suriye krizinin çözümü ve bu süreçte kalıcı ateşkesin sağlanması ve ülke dışına kaçmak zorunda kalan bütün Suriyelilerin güvenli bir şekilde Suriyeye dönmesi için bölge ülkelerinin daha fazla inisiyatif almaları zaruri bir hal almıştır. Çözüm; Suriye’de yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler ve diğer halkların bütün haklarının adalet temelinde güvence altına alındığı yeni ve sivil bir anayasanın yürürlüğe konulmasıdır. Bu durumda sadece belli bölgeleri değil bütün Suriye güvenli bir yer haline gelebilir.

İŞSİZLİK RAKAMLARI VE DEVLETTEKİ İSRAF

TÜİK tarafından işsizlik rakamları açıklandı. Bu rakamlar bir önceki aya göre bir iyileşme işareti ortaya koymasına rağmen, bir yıl öncesinin aynı dönemine göre işsizlerin sayısının 1 milyon 21 bin kişi daha arttığı görülmektedir. Kayıtlı işsiz sayısı 4 milyon 157 bine ulaştı. Genç nüfustaki işsizlik oranı ise halen % 23.3’lerdedir ve bu oranlar sadece kayıtlı işsiz oranlarıdır. Kayıtlı olmayanların da içinde olduğu geniş manadaki işsizlik rakamları ise bunun çok üstündedir.

İstihdam konusu ekonomik krizin aşılmasında en temel konuların başında geldiği, sosyal ve siyasal sonuçları itibariyle büyük önem arz ettiği halde hükümetin bu konuya yeteri kadar eğilmediği veya çözüm geliştiremediği görülmektedir.

Halkın alım gücünün gittikçe düştüğü, ekonominin küçüldüğü, işsizliğin  devasa boyutlara çıktığı bu dönemde israf düzeninin hiç bir şey yokmuş gibi devam etmesi durumun vehametini artırmaktadır. İsraf ve kaynakların etkin kullanılmaması ekonomi yönetiminin krizi önemsemediğini ve yönetemediğini göstermektedir. Bir başka acıdan ise mevcut durum hesap  vermenin ve şeffaflığın arzu edilen noktada olmadığını göstermektedir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ