Gündem Değerlendirmesi (06.08.2019)

Partimizin 6 Ağustos 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; belediyelerdeki usulsüzlük ve suiistimaller, yüksek zam oranları, yeni hasat dönemi ve tarım sektöründeki sıkıntılar, Yemen’de insani kriz, Hollanda’da peçe ve burka yasağı ile ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi muamması gibi konu başlıkları ele alındı.

BELEDİYELER VURGUNLARLA DEĞİL, HİZMETLERLE GÜNDEME GELMELİDİR

Belediyeler, tahsis edilen kamu kaynaklarını kullanan hizmet kurumlarıdır. Kamu kaynaklarını halkın hizmetine sunup yaşam kalitesini yükseltmek belediyeciliğin sorumluluklarının başında gelir. Ancak belediyelerin önemli bir kısmı tarafından imkânlar ideolojik emellere alet edilmekte, halkın sermayesi çarçur edilip eşe dosta peşkeş çekilmekte, halka hizmet sadece seçim arefesinde hatırlanmaktadır. Sıkıntıların temelinde; başa gelen yönetimlerin, belediyenin hizmet odaklı bir kamu kurumu olduğunu unutmaları ve tüm imkânları ya kendi kişisel çıkarları ya da temsil ettikleri siyasi ekolün tapulu malı gibi görmelerinden dolayıdır.

Seçim öncelerinde ilgi çeken kentsel dönüşüm ve altyapı projeleri ile koltuğu kapan yönetimler, seçim sonrasında, “bir enkaz devraldık” bahanesinin ardına sığınmayı tercih ederler. Bir önceki yönetimden devralınan borçlar, usulsüz yapılan harcamalar gibi dosyaları öne çıkararak vaatlerini yerine getirmeyişlerine mazeret üretme çabasına girerler. Devam ettirdikleri uygulamalarla da bir önceki yönetimlerin adımlarını birebir taklit ederek mirasçıları gibi hareket ederler. Bir kısır döngü olarak bu rutin devam edip durur.

Son seçimlerle birlikte yönetimleri değişen birçok belediye, bir önceki dönemde işe alınan işçilerin işten çıkarılmaları ile gündemdedirler. Bu durum Türkiye’deki belediyecilik anlayışının adeta bir geleneği olmuş; neredeyse bütün partilerin rutin bir uygulaması haline gelmiştir. İş sözleşmelerinin feshedilmesi, yönetim kademelerine eş, dost ve yakın akrabaların atanmasının yanında şimdi bazı başkanlar, belediye iştirakleri şirketlere kendilerini müdür olarak atayarak birkaç maaş almaları ile gündemdedir.

Bu usulsüzlük ve suistimallerin önüne geçebilmek için etkin bir denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır. Kamu zararına işleyen suistimale açık yasal boşlukların giderilmesi ve belediye mevzuatının ihtiyaçlar doğrultusunda değişmesine şiddetle ihtiyaç vardır. Hizmet odaklı kurumlara yönetim kadrosu seçme kıstasları ideolojik ve siyasi aidiyet ölçülerinden temizlenmeli, bunların yerine liyakat, istidat ve dürüstlük ilkelerinin belirleyici olması için yasal güvence oluşturulmalıdır. Bunlarla beraber halk adına icraatları denetlemek için şehirlerde, STK’lardan oluşacak bağımsız ve sivil bir denetim mekanizmasının oluşturulmasını bir ihtiyaç olarak görüyoruz.

YÜKSEK ZAM ORANLARI EKONOMİYİ FELÇ EDİYOR

Elektrikten sonra doğalgaza da yüksek oranlarda zam yapıldı. Konutlarda kullanılan doğal gaza %14.97, sanayi tipi doğal gaza ise %13.73 oranlarında bir artırıma gidildi. Sanayi ve üretimin temel enerji kaynakları elektrik ve doğalgaz olduğu için yapılan bu zamlar, otomatik olarak neredeyse bütün ürünlere yansıyacak ve zamlar zincirleme bir şekilde devam edecektir. Zira bu zamlarla birlikte üretim maliyetleri yükselecek, reel sektör yine küçülmeye gidecek, işçi çıkarmaları olacak, bazı fabrikalar kapanacak ve ekonomik kriz daha da derinleşecektir.

Doğal gaza yapılan bu yüksek zamların makul bir sebebi mantıklı bir izahı yoktur. Petrol varil fiyatlarının 55 dolara kadar düştüğü, dövizin değer kaybettiği bir dönemde yapılan bu zamlar, hükümetin ekonomiyi düzlüğe çıkarma gibi bir derdinin olmadığını ortaya koymaktadır. Ekonominin düzlüğe çıkarılması için yüksek maliyetlerin düşürülmesi ve üretimin artırılması gerekir. Ancak yapılan fahiş zamlar, işçi, emekçi, yatırımcı ve işsizler ordusunun seslerinin hükümet tarafından duyulmadığını ortaya koymaktadır. Hükümet, bir an önce bu duyarsızlığı üzerinden atmalı ve halkın derdi ile dertlenmelidir.

YENİ HASAT DÖNEMİ VE TARIM SEKTÖRÜNDEKİ SIKINTILAR

Hububat için hasat dönemi ülke genelinde bitti. Ciddi bir verim kaybı yaşandığı için önceden yapılan rekolte tahminleri bu yıl tutmadı. Çiftçi; hem geçen ekim dönemindeki maliyet artışları, hem de verimin bu yıl beklentilerin çok altında kalması nedeniyle büyük sıkıntı ile karşı karşıya kalmıştır. Tarım sektöründeki bu sıkıntı, bir biri ile yakın ilişkili oldukları için doğal olarak besiciliği de etkilemektedir. Ülke tarımı ve hayvancılığının sürdürülebilirliği için tarım ve hayvancılık sektörlerine yönelik teşvik edici ve destekleyici adımlara ihtiyaç vardır.

Geçen sene yaşanan patates, domates ve soğan krizlerinin benzerlerinin diğer ürünlerde de yaşanmaması için şimdiden bazı önlemler alınmalıdır. Doğru politikalar geliştirilmez, yine tanzim satışları gibi geçici pansuman tedbirlerle yetinilir ve yerli üretimin artırılması için bir seferberlik başlatılmaz ise var olan zirai üretimin de bitişine zemin hazırlanmış olacaktır. Türkiye’nin tarım politikasında ciddi sıkıntılar olduğu bir gerçektir ve bu gerçek artık görülmelidir. Geniş tarım alanlarına, sulu tarım için geniş imkânlara ve özellikle genç nüfusta %25’lere varan, bazı bölgelerde % 50’yi aşan genç işsizlik oranlarına rağmen birçok temel tarım ürününü dışarıdan ithal edecek duruma gelinmesinin bir izahı yoktur.  Kasıtlı veya kasıtsız ülkenin tarım, gıda ve hayvancılık potansiyelinden istifade edilmediği görülmektedir. Yerli üretimin teşvik edilmesi, ithalatın ise zorlaştırılması suretiyle bu potansiyel istifadeye açılmalıdır.

YEMEN’DE İNSANİ KRİZ

2015 yılından bu yana iç savaşın yaşandığı Yemen’de salgın hastalıklar ve kıtlık, saldırılardan daha çok can alıyor. Kanalizasyon sisteminin çöktüğü ülkede yeterli temiz suya erişim sağlanamıyor. 20 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu Yemen’de,  dünyanın en ağır insani krizlerinden biri yaşanıyor. 2019 yılının ilk altı ayında kolera vakası 440 bini buldu, koleraya yakalananların 203 bini çocuklardan oluşuyor. 2019’da sağlık sorunları sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 2018’e göre 9 kat daha arttı. Temiz suya ulaşımın güçleşmesi, kanalizasyon sisteminin çökmesi ve yağışlar sebebiyle salgın hastalıkların yayılmasının önüne geçilemiyor. Salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi için gerekli olan 4.2 milyar dolarlık yardım vaadinin ancak %32’si tahsil edilebildi.

İç çatışma ve koalisyon güçlerinin müdahalesiyle on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 3.3 milyon kişinin iç göçe maruz kaldığı ülkedeki kriz, salgın hastalıklar ve kıtlık sebebiyle farklı bir boyut kazandı. Çatışmalar sebebiyle insani yardım ihtiyaç sahiplerine ulaşmıyor. Sağlık kontrolü merkezleri salgın hastalıkların ilerleyişi noktasında yetersiz kalıyor. Yerel unsurlarla vekâlet savaşının yürütüldüğü ülkede halk çatışmalar, salgın hastalıklar ve açlık nedeniyle neredeyse bir soykırım ile yüz yüze kalmıştır.

Ülkede savaşan güçler üzerinde etkili olan ülkeler, bir an önce silah ve çatışma mantığını çözüm arama yöntemi olarak görmekten vazgeçmelidir. Bir an önce diyalog süreci başlamalıdır. Yemen halkı rekabet halindeki güçlerin bölgesel hâkimiyet mücadelesine kurban edilmemeli, gıda, temiz su ve ilaç gibi yaşamsal malzemelere ulaşım ivedilikle sağlanmalıdır.

HOLLANDA’DA PEÇE VE BURKA YASAĞI

Hollanda'da burka ve peçe yasağı yürürlüğe girdi; yasağı ihlal edenlere 150 euroluk para cezası verilecek. Kendi anayasaları ve evrensel hukuk ile güvence altına alınan din ve inanç özgürlüğüne aykırı olan yasak, insan hakları kuruluşları tarafından eleştiriliyor. Fransa, Danimarka ve Avusturya’da da yürürlükte olan yasak, Avrupa ülkelerinde İslam düşmanlığının devlet politikası haline geldiğinin somut göstergesidir. Sağ popülizmin Avrupa ülkelerindeki hâkimiyeti, göçmenlere ve Müslümanlara karşı ayrımcılığı arttırmış, sosyal ve siyasi baskıları beraberinde getirmiştir. Daha önce ülkede faaliyet yürüten bazı faşist Hristiyan grupların, Cami ve mülteciler için kurulan kabul merkezlerine yönelik saldırılarıyla gündeme gelen Hollanda’da, saldırganlarla ilgili hukuki yaptırımlar formalite ile sınırlı kalmakta, önemli bir kısmına soruşturma dahi açılmamaktadır.

Yürürlüğe giren peçe ve burka yasağı ile ilgili öne sürülen güvenlik endişeleri, çok basit gerekçelerdir. 2018’de Avrupa ülkelerinde dini azınlıklar ile ilgili yapılan kamuoyu araştırmasında, Müslümanlara karşı hoşgörüde birinci sıraya yerleşen Hollanda toplumunda şimdi ülkede ayrımcılığın artırılması ve ırkçı grupların güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Devlet politikası olarak İslam dinini terörle özdeşleştiren bu ve benzeri kararlar ülkedeki Müslümanları toplumdan ayrıştıracak, hak ve özgürlüklerini zedeleyecektir. Fransa’nın burka ve peçe yasağına karşın BM’nin  ‘insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır’ şeklinde bir açıklama ile yetinmesi, İslam düşmanlığını devlet politikasına dönüştüren ülkeleri daha da teşvik etmektedir. Avrupa’da etnik ve dinsel ırkçılığa karşı daha etkin tedbirler alınmalı, barışçıl tepkiler ortaya konulmalıdır.

 ABD ASKERİLERİ AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMELİDİR

Birleşmiş Milletler raporuna göre Afganistan’da 2019’un ilk 6 ayında en az 3 bin 812 sivil öldü veya yaralandı. Ülke genelinde yılın ilk yarısında bin 366 sivil hayatını kaybederken; 2 bin 446 kişi de yaralandı. Hükümet ve NATO önderliğindeki güçlerin gerçekleştirdiği operasyonlarda hayatını kaybeden sivillerin sayısı geçtiğimiz yıla göre yüzde 31 arttı. Ocak-Haziran 2019 arasında hükümete karşı olarak tanımlanan Taliban ve diğer grupların saldırılarında 531 Afgan hayatını kaybederken bin 437 kişi de yaralandı. Hükümet ve koalisyon güçlerinin operasyonlarında ise 717 Afgan ölürken 680 kişi de yaralandı. ABD ve NATO güçlerinin Taliban’dan daha fazla sivili öldürdüğü söz konusu raporla ortaya çıktı. 18 yıldır devam eden savaş hali içerisinde yaşam mücadelesi veren Afganistan halkı ölüm tehlikesinin yanı sıra sağlık hizmetleri, eğitim ve ekonomi ile ilgili ciddi problemler yaşamaktadır.

Ülkedeki kaos ve ölümlerin baş aktörü olan ABD, Afganistan’da iç barışın tesisini engellemeye devam etmektedir. Daha önce askeri güçlerini ülkeden çekeceğini belirtmesine rağmen ABD, bölgede asker artırımına gitmiş ve kaos daha da derinleşmiştir. 2020 yılında bitirilmesi hedeflenen çekilmenin Taliban ve yönetim arasındaki koordinasyona bağlı olduğu görülmektedir. Ülke güvenliğini ABD’ye teslim eden yönetim, en kısa zamanda yerel unsurlarla ABD’siz bir müzakere için adımlar atmalı ve dış güçlerin ülkeden tamamen çekilmesi sürecini başlatmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ