İŞTEN ATMALAR, GELENEKSEL POLİTİKA OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR

Bazı belediyelerin el değiştirmesi ile birlikte toplu işten çıkarmalara tepki gösteren Sosyal İşler Başkanlığımız, işten atmaların geleneksel politika olmaktan çıkarılması çağrısında bulundu.

Bazı belediyelerin el değiştirmesi ile birlikte toplu işten çıkarmalar bir kez daha gündeme geldi. CHP’nin kazandığı Bolu Büyükşehir Belediyesi’nde işten çıkarmalarla gündeme gelen bu durum, birçok CHP’li belediyede de yaşanmaya başladı. Mağdur edilen işçiler, Ankara’ya yürüme, bazı yerlerde gösteriler yapma, açlık grevleri ve benzeri bazı tepkilerle hak arama mücadelesini sürdürüyorlar.

İşçilerin özellikle belediyelerde politik bağnazlığın kurbanları olarak seçilmeleri, maalesef Türkiye’de geleneksel bir hal almış durumdadır. Tabii bunda belirleyici birçok etken mevcuttur. Yasanın çalışanlar için farklı statüler barındırması, iş güvencesini baltalayan önemli bir etkendir. Özellikle “geçici” ya da “sözleşmeli” statüsü, toplu işten çıkarmaları kolaylaştırmaktadır. Nitekim İş kanununun 29. maddesi, çalıştırılan işçi sayısına bağlı olarak belli oranda “toplu işten çıkarma”yı düzenlemekte ve bu konuda işverene imkanlar tanımaktadır. Yasanın emekçiyi korumadaki bu yetersizliğine politik ve ideolojik bağnazlıklar ile kendi yandaşını işe alma arzusu da eklenince, çalışanların sık mağduriyetlerine rastlamak kaçınılmaz oluyor.

Toplu işten çıkarmanın işveren tarafından gerekçelendirilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu gerekçelendirme işçinin geleceği açısından büyük bir önem arz ediyor. Toplu işten çıkarma kararları, işyeri sendika temsilcilikleriyle müzakere edilip karara bağlanırken, SGK’ya gönderilen bildirgelerde işten çıkarmaya sebep olarak yazılan kodlar, kimi zaman işsiz bırakılan insanların hayatlarını karartabilmektedir.

İşten çıkarma bildirgesinde, işverenler genellikle 29 numaralı kodu tercih ediyorlar. Bu kod, işten çıkarma gerekçesini “yüz kızartıcı” gerekçelere bağlamaktadır. Bu durumda işveren “haklı” bir gerekçeye sahip olurken, ödemesi gereken tazminatlardan da kurtulmuş oluyor. İşten çıkarılanlar ise “yüz kızartıcı” sebeplerden atıldıkları için tazminatlarını alamadıkları gibi, işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyorlar. Hatta sicillerine işlenen bu kod nedeniyle başka yerlerde de işe giremez hale geliyorlar. Özel sektörün bile bu tür kriterleri dikkate aldığı düşünülürse, işçilerin bir anda hayatları kararıyor ve ömürleri boyunca taşıyacakları bozuk bir sicile sahip oluyorlar.

Bir anda işsiz kalmak yetmediği gibi işten atılma gerekçelerinin yüz kızartıcı sebeplere dayanmadığını belgeleyebilmek ve sicillerini temize çıkarmak için bu sefer de mahkeme kapılarını aşındırmaya mahkum kalıyorlar.  Siyasal ve düşünsel farklılıklar maalesef insanların ekmeğiyle oynamayı maharet sayacak bir kültür üretmiştir. Bunu hem belediyelerde şu an müşahade ediyoruz, hem de kurunun yanında yaşın da yandığı son KHK süreçlerinde toplum olarak ciddi boyutlarda yaşadık.

Bu iflah olmaz kültürün bir an önce ortadan kalkması için öncelikle siyasi ve politik olgunluğun Türkiye’de oturması gerekmektedir. Aksi halde insanların ekmeğiyle oynanmaya devam edilecek, sınıflar arası uçurum ve bunun doğal sonucu olan çatışma kültürü de hep olacaktır. Bu durumda İşveren lehine düzenlemeler içeren iş kanununun ilgili maddeleri yeniden düzenlenmeli,  daha objektif, daha nesnel kriterlere kavuşturulmalı ve iş güvencesini esas almalıdır. Ancak bu şekilde iki tarafın da suistimale maruz kalmalarının önü alınabilecektir.

HÜDA PAR SOSYOL İŞLER BAŞKANLIĞI