Gündem Değerlendirmesi (24.06.2019)

Partimizin 24 Haziran 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Muhammed Mursi’nin şehid olması, Doğu Türkistanlı yazarın toplama kampında şehid olması, İran – ABD gerilimi, büyüyen ekonomik sıkıntılar ve yükselen işsizlik ile mezardan korkan bir toplum gibi konu başlıkları ele alındı.

MUHAMMED MURSİ ŞEHİD OLDU

Mısır’ın seçilmiş ilk ve tek Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 17 Haziran’da casusluk suçlamasıyla yargılandığı duruşmada şehid oldu. Darbe rejimi tarafından ölüm sebebi kalp krizi olarak açıklansa da cenazenin incelenmesi talebinin dikkate alınmaması, cinayet ihtimalini gündeme getirdi. Sağlık problemleri yaşamasına rağmen tedavisine izin verilmeyen ve 72 ay boyunca tek kişilik hücrede tutulan Muhammed Mursi’nin şehadeti, bir darbe rejimi cinayeti olarak tarihte yerini alacaktır.

Seçilmiş bir devlet başkanının zulüm altında ölümünün ardından Türkiye dışında özellikle Müslüman ülkeler tarafından kayda değer bir tepkinin verilmeyişi oldukça manidardır. İİT, Arap Birliği, Afrika Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi gibi İslam ülkelerinin ortak platformlarının bu diktatörlüğe ve cinayete karşı üç maymunu oynamaları, kabul edilebilecek bir durum değildir. Tasdik anlamına gelen bu lakaydlık, bu platformların meşruiyetlerini yitirdiklerini, İslam ümmetinin maslahatının aleyhine bir işleve sahip olduklarını ortaya koymaktadır. ABD güdümündeki çete tarafından zorla görevinden alınan ve yıllardır zorbalıkla zindanda tutulan Muhammed Mursi, her şeye rağmen hem Mısır hem de bütün Müslümanlar için halk iradesinin sembolü olmuştur.

Mısır’da zorla iş başına gelen rejimi ve icraatlerini kabullenenler, ABD ve çetesinin stratejisi doğrultusunda Sudan, Cezayir ve Libya’da da devrimlerin çalınmasına sebebiyet vermiştir. Halk iradesinin yok sayıldığı, kazanımların yok edildiği bir düzen, bütün İslam ülkeleri için tehdittir. İdeoloji ve mezhep ayırt etmeksizin emperyalist planlara karşı İslam ümmetinin maslahatını esas alan güçlü bir bölgesel ittifak gerçekleşmeli ve halk iradesinin yok edilmesinin, işgalin ve kaosun önüne geçilmelidir.

DOĞU TÜRKİSTANLI YAZAR TOPLAMA KAMPINDA ŞEHİD OLDU

Doğu Türkistanlı yazar Nur Muhammed Tohti 70 gün önce hapsedildiği toplama kampında hayatını kaybetti. İşkence ve kötü muamele neticesinde hastalığının nüksettiği belirtilen Tohti’nin cenazesi ayaklarındaki kelepçeyle ailesine teslim edildi.

Yaklaşık 3 milyon Müslüman Uygur Türkü’nün tutulduğu toplama kampları Çin tarafından rehabilitasyon amacıyla kurulmuş eğitim merkezleri olarak açıklansa da insan hakları kuruluşlarının raporları ve kamplarda tutulan Uygurların ifadeleri aksini göstermektedir.  Temel amacı asimilasyon olan bu kamplarda kötü muamele neticesinde şimdiye kadar 350 kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı. İhlallerin açıkça ortada olmasına rağmen ekonomik ve askeri alanda güçlü bir otorite kabul edilen Çin’e karşı kayda değer bir tepkinin olmayışı vicdanları yaralamaktadır.

İbadet özgürlüğünün yasaklanarak özellikle genç Uygurların İslam dininden tamamen kopmasını hedefleyen bu uygulamalara karşı öncelikli olarak Müslüman devletlerin harekete geçmesi gerekmektedir. Müslümanlar, nüfus ve devlet anlamında önemli bir güçte olmalarına rağmen dünyanın her yerinde ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalmaları  utanç vericidir. Bulunduğumuz yüzyılda dünyadaki tüm Müslümanların koruyuculuğunu üstlenen güçlü bir İslam ittifakının kurulması artık temel bir zaruret haline gelmiştir.

İRAN – ABD GERİLİMİ

ABD, Umman Körfezi’nde tankerlere yönelik saldırılardan İran’ı sorumlu tutmuş, İran ise ABD’ye ait bir insansız hava aracını düşürerek karşılık vermişti. Son olarak ABD başkanı Trump’ın ‘İran’a saldırıyı 10 dakika kala durdurdum’ açıklaması ise var olan gerilimi daha da arttırdı. 1980’li yıllarda yaşanan ve petrol tesislerine, tankerlere saldırılar düzenlendiği hatta füzelerle yolcu uçaklarının düşürüldüğü tanker savaşı olarak adlandırılan dönemin bugün bir benzerini yaşıyoruz.

İran’ı en büyük tehdit kabul eden ve siyonist terör rejimi, ABD katılımıyla çeşitli organizasyonlar düzenleyen Arap lobisinin şüphesiz bugünkü gerilimde oldukça büyük payı bulunuyor. Suudi Arabistan önderliğindeki lobi, 1980’li yıllardan daha aktif bir siyaset yürüterek, ABD’nin bölgedeki stratejilerini belirliyor. Mezhebi ihtilaf, ideoloji ve siyasi menfaat, bölgenin huzuru ve barışı üzerinde tutularak belirlenen stratejiler Mısır, Libya, Sudan, Cezayir, Suriye, Yemen gibi birçok ülkeyi felakete sürükledi. Ambargolarla ekonomik ve askerî açıdan zayıflatılması hedeflenen İran için ise aynı son hedefleniyor.

Bilim, kültür ve ticaretle değil ölüm ve sefaletle gündeme gelen bölge halkları artık harekete geçmeli ve yönetimlerin savaş politikalarına karşı bölgesel birliği savunmalıdır. Müslüman ülkelerin başka bir Müslüman ülkeye karşı Filistin, Irak, Afganistan gibi ülkelerde yüz binlerce Müslümanı katletmiş ülkelerle ittifak kurması kabul edilmemeli ve kıyım tarihi bir kez daha tekerrür ettirilmemelidir.

BÜYÜYEN EKONOMİK SIKINTILAR VE YÜKSELEN İŞSİZLİK

En son açıklanan rakamlara göre resmi işsiz sayısı 2019 yılı Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişi olmuştur. İşsizlik oranı 4.2 puanlık artışla %14.1 seviyesine yükselmiştir. Genç nüfus olan 15-24 yaş arası nüfusta işsiz oranı ise 7.5 puan artarak %25.2 olmuştur. Bu rakam, korkunç bir durumun resmidir. Gençliğin ¼’ü sokaklara mahkum hale gelmiştir.

Ekonominin önemli bir diğer göstergesi olan iş gücü ve istihdam rakamları da hiç iç açıcı değildir. TOBB’un verilerine göre;  Mayıs ayında bir önceki yıla göre kurulan şirket sayısında %18,56’lık bir azalma, kapanan şirket sayısında ise %49,07’lik bir artma meydana gelmiştir. Bu veriler durumun vahametini yeterince ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu önemli husus, kısır siyasi çekişmeler yüzünden siyasetin gündemine gelememektedir.

Makul sınırları çoktan aşmış bulunan işsizlik sorununun halen “en acil ele alınması gereken sorun” olarak kabul görmemesi ve ötelenmesini anlamak mümkün değildir. Ekonominin ciddi bir “kriz” döneminde olduğu artık kabul edilmeli ve buna göre adımlar atılmalıdır. Bugün ülkenin birinci sorunu ekonomik kriz ve hayat pahalılığıdır. Paket programların artık etki etmediği, gün geçtikçe bozulmanın ivme kazanmasından anlaşılmıştır. Bütün ekonomik sorunlara rağmen ekonomi yönetiminin rahat olması, ya sorunları okuyamamasından ya da önemsemediğinden kaynaklanmaktadır. Ekonomik sorunlar, ekonomi yönetiminin insiyatifine bırakılamayacak noktaya gelmiş bulunmaktadır. Halkın gerçek gündemine bir an önce dönülmeli ve fakir fukaranın mutfağındaki yangına müdahale edilmelidir.

MEZARDAN KORKAN BİR DEVLET OLMA AYIBINDAN ARTIK KURTULMAK GEREKİR

Özgürlük, adalet ve haklı taleplerden korkmanın bir yansıması; bu tür alanlarda simge isimler haline gelen şahsiyetlerin vefatlarından sonra unutturulmaları çabasıdır. Bununla ilgili karşılaştığımız son örnek, zindanda şehid olan Mısır’ın seçilmiş ilk meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin defni olmuştur. Cenaze merasimine dostlarının katılması engellenmiş, sadece birinci dereceden akrabalarının katılımıyla defnedilmiş, taziyesine bile müsaade edilmemiştir.

İstanbul’da tertiplenen bir gıyabi cenaze namazında yaşanan bu zulme dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, Sisi idaresi için; “Korkaklar zafer anıtı dikemez. Bunlar Mursi’nin naaşından korkacak kadar hafiftirler. Bunlarda yürek yoktur. Zalimler için yaşasın cehennem.” Şeklinde haklı bir tepki ortaya koydu. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir programda Ahmet Kaya’nın durumuna dikkat çekerek “Ailesi arzu ederse mezarını Türkiye’ye nakletmeye hazırız.” Açıklaması yaparak oluşan başka bir ayıbın telafi edilebileceğini dile getirdi.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın haklı tepkisine katıldığımızı ifade etmekle beraber benzer ayıpların halen Türkiye’de devam ettiğini hatırlatmakta fayda görüyoruz. Özellikle kurucu ideolojinin ilk dönemlerde hayatını zehir ettiği Üstad Bediuzzaman Said Nursi ile idam edilen Şeyh Said ve yarenlerinin mezar yerleri hala meçhuldür. Sevenleri ve aile yakınlarının Fatiha okuyabilecekleri bir mezar taşları bile yoktur. Mezar yerlerinin açıklanması için yapılan talepler hala görmezden gelinmektedir.

Mezar yerleri her ne kadar meçhul olarak bırakılmış olsa da, bunun devlet arşivlerinde yer aldığı konusunda kimsenin şüphesi yoktur. Bu konularda hassas olduğuna inandığımız Sayın Cumhurbaşkanı’nın Şehid Mursi örneğinde verdiği tepki ortadayken kamuoyunun Şeyh Sait ve Bediüzzaman için de bir adım atılarak mezar yerlerinin açıklanması beklenti ve talebinin olduğunu ifade etmek isteriz.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ