Gündem Değerlendirmesi (27.05.2019)

Partimizin 27 Mayıs 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan iç ve dış gündem değerlendirmesinde; ABD kongresinden yeni savaş talebi, Suudi Arabistan’ın 3 İslam âlimi için verdiği idam kararları, Suruç Çadırkent Mülteci Kampının kapatılması meselesi ve kamu kurumlarına personel alımları gibi konu başlıkları ele alındı.

ABD KONGRESİNDEN YENİ SAVAŞ TALEBİ

ABD Kongresi’nin 400 Demokrat ve Cumhuriyetçi üyesi tarafından Donald Trump’a Suriye’ye yönelik ‘yeni bir strateji’yi onaylaması için mektup gönderildi. Mektupta İran, Rusya ve Hizbullah’ın ABD’nin Suriye’deki çıkarlarını tehdit ettiği; İran, Rusya ve Hizbullah üzerindeki baskının arttırılması ve İsrail’in kendini koruma hakkının desteklenmesi çözüm önerisi olarak yer alıyor. Mektubun Cumhuriyetçi ve Demokratların çoğunun imzasını taşıması, Trump’ın İslam coğrafyasında yürüttüğü savaş politikasının daha da sertleşerek devam edeceğini göstermesi açısından önem arz etmektedir.

Suriye’de şiddet ve baskı politikasının devamını arzulayan ABD’nin, nükleer antlaşmanın feshiyle başlayan İran ile geriliminde şiddet doğurabilecek adımlar atması bölgeyi çıkmaza sürüklemektedir. Son olarak İran’a karşı Bölge ülkelerine ilave bin 500 asker gönderilmesi ABD başkanı tarafından onaylandı. Bölge’de 70 bin askeri bulunan ABD’nin ilave asker gönderme adımları çatışmayı tetikleyici girişimler olarak karşımıza çıkıyor.

Daha önce Körfez ülkeleriyle İran’a karşı atılacak adımlara dair toplantı düzenleyen ABD yönetiminin İran’ı gerekçe göstererek körfez ülkelerine daha fazla silah satışı yapmaya çalıştığı ortaya çıktı. Silah tüccarı ABD, ihtilaf ve çatışmaları lehine yönlendirmeye çalışırken bölge ülkeleri maalesef ABD’nin tuzağına düşmektedir. Senatörlerin Suriye mektubunda yer aldığı gibi çıkarların korunması için şiddetin devam etmesi ABD’nin temel politikasıdır. Buna karşın bölge ülkelerinin; refahın ve istikrarın aleyhine olan bu politikaların birer piyonu haline gelmeleri, üzüntü vericidir.

 ABD ve siyonist rejim tarafından dayatılan sürecin aksine, İslam ülkeleri de kendi aralarındaki dayanışma ve müzakereyi daha ileri boyutlara çıkarmak suretiyle kaos bölgelerini istikrara kavuşturmanın gayreti içerisinde olmalılar. Diyalog kapıları sonuna kadar açılarak mezhepsel ve politik ihtilaflar sonlandırılmalı, ABD ve siyonist rejimin değil Bölge halklarının çıkarları doğrultusunda adımlar atılmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde ne acıdır ki ABD ve siyonistler dışındaki herkes kaybedecektir.

İDAMLARI DURDURUN!

Suudi Arabistan’ın, aralarında tanınmış İslam âlimi Selman el-Avde'nin de yer aldığı tutuklu üç âlimi Ramazan ayından sonra idam etmeye hazırlandığı iddia ediliyor. Muhalif oldukları için idam edilen çoğu Şii 37 kişinin ardından bu üç âlimin de idam edileceği iddiaları; Suudi Arabistan’ın ülke içerisinde de siyasi bir operasyona giriştiğini göstermektedir. ABD’nin desteğiyle Libya, Sudan ve Cezayir’de siyasi operasyonlar gerçekleştiren Suudi Arabistan, ülke içerisinde politikalarına ve hanedanlığına tehdit oluşturduklarını iddia ettiği şahsiyetlere acımasızca müdahale etmektedir. Türkiye’de katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı bu politikanın en somut örneğidir. Düşünce özgürlüğü ve insan hakları üzerinden ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahale etme hakkını kendinde bulan egemen güçlerin, bu cinayetlere rağmen Suudi Arabistan’ı desteklemeye devam etmeleri manidardır.

Delilsiz, haksız ithamlarla tutuklanan onlarca muhalifin ölüm cezasıyla karşı karşıya kalmaları Suudi Arabistan’ın adalet karnesini bir kez daha ortaya koymaktadır. Mısır ya da Bangladeş’te muhaliflere karşı başlatılan cadı avından hiçbir farkı olmayan bu uygulamaların İslam dünyasında aynı tepkiyle karşılaşmasını temenni ediyoruz. Bu doğrultuda Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneğinin Suudi Arabistan’a yönelik ‘idamları durdurun’ çağrısını önemli buluyor ve bu idam cezalarının gerçekleşmemesi için İslam ülkeleri yönetimleri ve halklarını harekete geçmeye davet ediyoruz.

SURUÇ ÇADIRKENT MÜLTECİ KAMPI KAPATILMAMALIDIR

Türkiye’de Göç İdaresine bağlı Suruç Çadırkent mülteci kampının 23 Haziran'da kapatılacağı açıklandı. Kamptan ayrılmak zorunda kalanların bir kısmının Suriye’ye göç ettiği bir kısmının ise Kilis, Adana, Hatay gibi kentlere yerleştiği belirtiliyor. Suriye’deki çatışmalar ve kaos halen devam ettiği ve kendi memleketleri henüz geri dönüşe elverişli olmadığı için mültecilerin önemli bir kısmı dönüş yapamıyor. Mülteci kampının kapatılması, orada yaşayan zor durumdaki Suriyeli mültecileri ciddi bir belirsizliğe mahkûm etmiştir.

İç savaşın başlangıcından bu yana çatışmalarda, umut yolculuğunda yaşamını yitiren, kötü muamele gören ve dışlanan Suriyeliler bu kez yeni bir sınavla karşı karşıya kaldı. Suriye’de siyasi hâkimiyet için devam eden savaşın en ağır bedelini ödeyen sivil halk, topraklarından uzakta zor koşullarda yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Bugün Suriyeliler için atılması gereken öncelikli adım siyasi müzakerelere başlanması ve kentlerin yeniden imarı olacaktır.

Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi mültecilere ev sahipliği yapan ve ciddi ekonomik yük altına giren ülkelerin garantörlüğünde süresiz ateşkes ilanı ve siyasi müzakere sürecinin başlatılması tüm bölgenin yararına olacaktır. Suriye krizinin başından beri Türkiye toplumu, her şeylerini yitiren mültecilere kucak açmış, her türlü yardımı yapmış ve büyük bir alicenaplık ile insanlık örneği ortaya koymuştur. Bu alicenaplığın kriz sona erene kadar devam etmesi, bir insanlık vazifesidir. Bu nedenle Suruç kampının ya kapatılmasından vazgeçilmesi, ya da kapatılması durumunda orada barınan mültecilerin mağdur olmamaları için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.

KAMU KURUMLARINA PERSONEL ALIMLARI

Ekonomik krizin doğal sonucu olarak işsizlik rakamları her geçen gün daha da yükselmektedir. Resmi olarak 4 milyondan fazla olduğu ifade edilen işsiz sayısının gayrı resmi olarak aslında 8 milyonu da aştığı değerlendirilmektedir. Hükümetin özel sektör için yaptığı ‘istihdam seferberliği başlatma çağrısı’ da bir karşılık bulmadı. Karşılık bulması da zaten beklenmiyordu. Zira yerli üretim, sanayileşme, yerli ekonomiye geçme hususlarında riski azaltacak, yatırımcının korkularını bertaraf edecek adımlar atılmadan, salt bir istihdam çağrısının yapılmasının yatırımcıyı harekete geçirmesi mümkün değildir.

Özel sektörde bu durgunluk ve küçülme yaşanırken kamu kurumlarından gelen ciddi oranlarda istihdamın yapılacağı haberleri, istihdam bekleyen işsizler ordusuna küçük de olsa bir umut vermiştir. Yapılan açıklamalarda Adalet Bakanlığı'nın 11 bin, Sağlık Bakanlığının 30 bin, THY'nın da 10 bin kişiyi istihdam edeceği ifade edildi. Bütün kamu kurumları ile bakanlıkların benzer şekilde istihdama yönelmesi piyasaya ciddi bir rahatlama getirecek ve işsizliği nispeten azaltacaktır.

Ancak takdir edileceği gibi; sadece kamuya veya hizmet sektörüne eleman almakla bu devasa sorun çözülmez. İstihdam çalışmalarına doğru yerden başlanmalıdır. Buna göre; piyasadaki güvensizlik giderilmeli, özel sektörün istihdam kabiliyeti yükseltilmelidir. Serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu yerlerde sadece kamunun personel alımı ile işsizliğin önlenmesi mümkün değildir. Doğal yoldan işsizliğin makul seviyeye çekilebilmesi için zaman kaybetmeden özel sektörün üretim gücü artırılmalı, istihdamın üzerindeki ağır yükler hafifletilmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI