Gündem Değerlendirmesi (21.05.2019)

Partimizin 21 Mayıs 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan iç ve dış gündem değerlendirmesinde; ABD’nin Türkiye’ye S-400 tehditleri, İdlib saldırıları, petrol gemilerine yapılan sabotajlar, Avusturya’da başörtüsü yasağı ve gençliğin yaşadığı cinnet hali gibi önemli konu başlıkları ele alındı.

ABD’NİN TÜRKİYE’YE S-400 TEHDİTLERİ

Türkiye'nin S-400 alımına ilişkin ABD Dış İlişkiler Komitesi‘ne bir karar tasarısı sunuldu. Tasarıda; Türkiye'nin almayı planladığı S-400'lerin ABD ve NATO ortaklarının güvenliğinin altını oyduğu, Türkiye’nin İran ve Rusya ile iş birliği yaptığı belirtiliyor. Ayrıca tasarıda, S-400’lerin alımı durumunda Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması çağrısı yapılarak ya Putin ya da NATO’nun tercih edilmesi dayatılmaktadır.

S-400 gerilimi teknik boyutta ele alınsa da ABD’nin savunma dâhil birçok alanda dünya ülkeleri üzerinde kurduğu hegemonyayı ortaya koyması açısından önemlidir. ABD, NATO ülkelerinin güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Türkiye’nin savunma politikalarına karşı çıkmaktadır. Aslında ABD, daha teslimiyetçi bir Türkiye istemektedir. Yoksa Türkiye’nin S–400 alımının NATO ülkelerinin güvenliğini tehdit etmekle bir alakası yoktur. ABD bu kadar NATO ülkelerini düşünseydi, Suriye’de Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden gruplara silah sevkiyatı yaparak destek vermezdi, çünkü Türkiye de NATO üyesidir. Sadece bu da değil, ABD’nin yanı sıra ortak güvenliği esas alan NATO’nun diğer bileşenleri de, Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini tehdit eden oluşumları müttefik olarak kabul etmiş, teçhizat ve finans desteği sağlamıştır. Ancak bu kadar açık düşmanlık ve bağnazlığa rağmen Türkiye’nin halen ABD ve AB ile yakın ilişkiler içinde olmasını ve kendini onların yanında konumlandırmasını yanlış buluyoruz.

Ortak çalışma grubu, NATO sistemlerine entegre edilmeyeceğine dair garantiye rağmen mesele ‘güvenlik’ üzerinden değerlendirilip, ağır yaptırımlar gündeme getirilmektedir. 2017 yılı incelendiğinde Türkiye’nin, hava savunma ihtiyacını önce NATO içerisinde gidermeye çalıştığı ancak mali açıdan beklentinin karşılanmamış olduğu görülmektedir. NATO üyesi kimi ülkelerin Rus füze savunma sistemi S-200, S-300’leri kullandıkları ortadayken özellikle Türkiye’nin ağır tehditlerle karşı karşıya kalması, siyasi bir sürecin işlendiğini göstermektedir.

Suriye iç savaşıyla birlikte sınır güvenliği tehdit edilen Türkiye’nin NATO üyeliği sorgulanır duruma gelmiş, oluşumun ‘ortak güvenlik’ politikası çökmüştür. Her bağımsız devlet gibi, Türkiye’nin de kendi konseptine uygun bağımsız bir savunma politikası olmalıdır. Bu nedenle; Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ve Suriye politikalarında sözde müttefik ülke ABD’nin ve üyesi olduğu NATO’nun rolünü analiz edip yeni bir politika ortaya koymalıdır. Savunma, ekonomik ve siyasal politikalar ülke ve bölgesel menfaat açısından yeniden dizayn edilerek ülke üzerindeki ABD etkisi sonlandırılmalıdır.

İDLİB SALDIRILARI

Mayıs 2017’de Astana toplantısında İdlib ve çevresi, gerginliği azaltma bölgesi ilan edilmişti.  Ancak o tarihten bu yana bölgeye yönelik Suriye rejimi ve Rusya’nın saldırıları sürüyor. Düzenlenen hava saldırılarında okul, hastane gibi sivil yapılar ve siviller bilinçli olarak hedef alınıyor. Saldırılar sebebiyle Nisan ayında en az 142 sivil yaşamını yitirdi.

Yaklaşık 1 milyonunu çocukların oluşturduğu 3 milyon sivilin yaşadığı bölgede saldırılar sebebiyle göç başladı ve binlerce kişi kamplara sığınmak zorunda kaldı. Düzenlenen hava saldırıları sebebiyle insanî yardım kuruluşları yardımlarını askıya aldığı için kamplara yardım ulaştırılamıyor. Birleşmiş Milletler, kamplarda gıda malzemelerinin bittiğine dair açıklama yaptı. Saldırılardan kaçabilen sivil halk bu kez de kamplarda açlıkla mücadele ediyor. Suriye halkı, bu İdlib operasyonlarıyla yeni bir sivil kıyımı ve göç dalgasıyla karşı karşıya bırakıldı. Siyasi çözüm noktasında önemli adımların atıldığı sanılan Suriye’de menfaatleri doğrultusunda ortak bir noktaya varan Rusya ve ABD’nin rejim ve muhalifler üzerinden Suriye iç savaşını kontrollü olarak devam ettirdikleri görülmektedir.

Bu iki ülkenin Suriye projelerine karşın İran ve Türkiye’nin Suriye’de tarihi bir rol üstlenip sorunu siyasi müzakere yoluyla çözüme kavuşturması artık zaruri bir hal almıştır. Müslümanların Mübarek Ramazan ayında ölüm ve açlıkla baş başa bırakılması asla kabul edilebilir bir durum değildir. Suriye’de süresiz ateşkes ilanı ve sivil yaşamların korunması hususları tüm İslam dünyasının önceliği olmalıdır.

PETROL GEMİLERİNE YAPILAN SABOTAJLAR

12 Mayıs’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğu sahilinde yer alan El-Fuceyra Limanı yakınlarında Suudi Arabistan, BAE ve Norveç bandıralı petrol tankerlerine kaynağı belirsiz saldırılar gerçekleştirilmişti.  14 Mayıs’ta ise Suudi Arabistan Enerji Bakanı, ülkenin doğu bölgesindeki rezervlerden batı sahilindeki limana petrol taşıyan boru hattı üzerinde bulunan 2 pompa istasyonuna drone saldırısı düzenlendiğini duyurdu.

Suudi Arabistan ve BAE’nin, İran’ın bölgede yalnızlaştırılması ve askeri bir müdahaleyle tasfiye edilmesine dair planının varlığı bilinmektedir. Bu kapsamda ABD, siyonist işgal çetesi ile ortak güvenlik zirveleri düzenlenmiş, İran en büyük tehdit unsuru olarak lanse edilmiştir. Ekonomik ambargolarla zayıflatılan İran’da toplumsal kargaşa, marjinal stratejiler ve akabinde ise bizzat Körfez ülkeleri kontrolünde rejim değişimiyle sonuçlanacak askeri bir müdahale temel hedeflerdendir. Saldırıların İran bağlantısı sorgulanmakla birlikte temel olarak hedeflenenin bu tür provokasyonlar olduğu açıktır.

Bölgede patlak verecek olası bir çatışmanın hiç kimseye fayda sağlamayacağı,  İran-Irak savaşı ve Suriye’nin durumu gibi somut örneklerle karşımızdadır. Bu nedenle diğer bölge ülkeleri söz konusu gerilimin fiili bir çatışmaya dönüşmemesi için etkin rol üstlenmelidir.

AVUSTURYA’DA BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

Avusturya’da aşırı sağcı hükümetin ilkokullarda başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısı meclisten geçti. Çocukların sözde gelişimi ve uyum sürecine hizmet etmesi amacıyla söz konusu yasağın hayata geçirilmek istendiğinin açıklanması İslam düşmanlığına bir kılıf olmakla birlikte ayrışmaya zemin hazırlamaktadır. Dini sembollere yönelik olan bu yasanın sadece Müslümanları kapsaması amacın entegrasyon değil Müslüman karşıtlığı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira Hıristiyanların haç, Yahudilerin Kipa takması yasanın dışında tutulmuştur.

Daha önce de ülkede öğrenci karnelerindeki din hanesine yazılan ‘İslam’ ifadesi çıkarılarak İslam karşıtlığı bir eyleme imza atılmıştı. Ülkedeki aşırı sağcı hükümetin “siyasal İslamla mücadele” adı altında yürüttüğü ayrıştırıcı politikalar sebebiyle Müslümanlara ve mültecilere yönelik saldırılar artış göstermiştir.

GENÇİLİĞİN YAŞADIĞI CİNNET HALİ

İzmir’de, henüz 21 yaşındaki bir üniversite öğrencisi, siyanür şerbeti ile bütün ailesini zehirleyerek taammüden öldürmek istedi. Bu vahim olay neticesinde anne ve baba hayatını kaybetmiş, bir kardeş de ölümden dönmüştür.  Bu olay, genç neslimizin bir cinnet hali ile karşı karşıya kaldığının ispatı niteliğindedir. Batı ülkelerinde rutin olarak rastladığımız bu türden cinayetlerin ülkemizde de görülmesi; aile kurumumuzun ve gençliğin mevcut durumunu gözden geçirmemizi sağlamalıdır.

Çıkarcı, amaca ulaşmak için her yolu ve her vasıtayı meşru gören Batı kültürü, Türkiye’de de eğitim sisteminde her geçen gün temel unsur halini aldığı için gençliğimiz, mutluluğu uyuşturucu ve alkol kullanımında aramaktadır. Doğal olarak ailelerine ve toplumlarına faydalı bireyler yerine kendileri, aileleri ve çevreleri için ciddi tehdit unsuru haline gelen bir gençlik yetişmektedir. Batının model olarak sunduğu tüketim endeksli karakter, etik değerlerinden soyutlanmış “ben” merkezli kişilik ile maddi başarıların yaşam amacı haline gelmesi; bireyleri ahlaki değerlerden ve erdemden yoksun bırakmış, gençlik robotlaşmıştır.

Türkiye’de eğitim sisteminin kifayetsizliğinin yanısıra, uzun süredir uygulamada olan batı destekli projelerin ve model olarak sunulan ecnebi kültürün ağır tahribatları ile toplum yeni yeni yüzleşmeye başladı. Maalesef aile kurumumuzda ciddi çözülmeler başladı. Son dönemlerde yaşanan benzer olaylar, bu durumdan bağımsız düşünülemez. Bu nedenle başta ‘İstanbul Sözleşmesi’ diye bilinen metin olmak üzere aile yapımızı tehdit eden bütün antlaşmalardan vazgeçilmeli, bu yöndeki proje ve uygulamalar durdurulmalıdır. Gençliğimizin yetişme tarzını belirlemede önemli bir yere sahip olan eğitim sistemi gözden geçirilmeli, kendi değerlerimizi yetersiz görme kompleksinden kurtularak batı hayranlığı terk edilmelidir. Şiddet, alkol ve uyuşturucu gibi kötülüklerle bireyleri canavarlaştıran, cinsel dürtüler üzerinden gençliğin iradesine ipotek koyan görsel ve işitsel faktörler bertaraf edilmeli; akıl, bilinç ve vicdan emniyetinin sağlanmasına yönelik tedbirler alınmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI