Gündem Değerlendirmesi (08.04.2019)

Partimizin 8 Nisan 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan iç ve dış gündem değerlendirmesinde; hayat pahalılığı ve halkın zorlanan tahammülü, açlıkla mücadele, Cezayir seçimleri, Arap Birliği zirvesi ve NATO zirvesi konuları ele alındı.

HAYAT PAHALILIĞI VE HALKIN ZORLANAN TAHAMMÜLÜ

Seçimlerin hemen sonrasında adeta seçim yasakları kalkarcasına, zam yasağı da kalkmış oldu. Temel tüketim maddelerine ciddi zamlar geldi. Bir hafta içinde benzin fiyatlarında iki defa artırıma gidilerek litre fiyatı 7 TL’nin üzerine çıkarılmış oldu. Bu zam olduğu gibi mazot ve oto gaz fiyatlarına da yansıtılarak ulaşımın ciddi bir külfet haline gelmesine neden oldu. Aynı şekilde sebze-meyve reyonlarındaki uçuk fiyatlar tanzim satışlarının da bitirilmesi ile tavan yaptı. Soğan ve patates gibi temel tüketim ürünleri, halen 6 liranın altına düşmüş değildir.

Mart’ta da enflasyon artışını sürdürdü. Halkın alım gücü daha da azaldı. İşsizlik rakamlarının da her gün yükseldiği, yeni istihdamların tamamen bittiği bu konjonktürün sürdürülebilir olmadığı aşikârdır.

Seçim sürecinin halkın gündemini rehin aldığı günleri geride bıraktık. Şimdi halkın asıl gündemi olan geçime ve mutfağa odaklanma zamanıdır. 24 Haziran genel seçimi ve 31 Mart mahalli idareler seçimlerinin üst üste gelmesi, önceden başlamış ekonomik durgunluk ve her geçen gün kar topu misali büyüyen sıkıntıların son bulması için harekete geçilmeli, seçimlerle alakalı belirsizlikler bitirilerek piyasalar rahatlatılmalıdır. Bununla beraber ekonomi idaresinin zaman kaybetmeden, güven verecek somut projelerini ortaya koyması gerekir.

AÇLIKLA MÜCADELE

Gıda Güvenliği Bilgi Ağı tarafından hazırlanan Küresel Gıda Krizleri Raporu’nda, dünyada 2018 yılında 53 ülkede yaklaşık 113 milyon insanın açlık yaşadığı açıklandı. Açlığa maruz kalanların yaklaşık üçte ikisi sadece 8 ülkede bulunuyor: Afganistan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Etiyopya, Nijerya, Güney Sudan, Sudan, Suriye ve Yemen. İklim değişikliği, savaş, göç, ekonomik istikrarsızlığa bağlı olarak yüksek düzeyde gıda güvensizliğinin ortaya çıktığı belirtiliyor. Bu insani felakete karşı kapitalist sistemin sömürgeye dayalı büyüme politikası ve var olan küresel eşitsizlik göz ardı edilerek oluşturulacak tüm çözüm reçeteleri yetersiz olacaktır.

Bugünkü dünya ekonomik düzeninde Afrika küresel servetin %1’ine dahi sahip değilken Kuzey Amerika ve Avrupa küresel servetin %65’ine sahiptir. Yine 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en zengin 42 kişisinin dünya nüfusunun %50’si ile eşit mal varlığına sahip olduğu açıklanmıştır. İstikrarsızlıkla paralel olarak hızla artan bu insani sorunun çözümüne;  çatışmaların sonlandırılması, üretime dayalı politikalara teşvik, gıda ve sağlık problemlerine karşı uluslararası yardım fonlarının arttırılması katkı sağlayacaktır.

Dünyada siyasi, iktisadi, askeri sahalarda işlev gören sayısız birliktelikler ve paktlar mevcuttur. Dünyanın bu 8 ülkesinde olduğu gibi açlığı bitirecek, zorunlu insani yaşam standartlarının altında olan devlet ve bölgeleri kalkındıracak “Açlıkla Mücadele” birlikteliklerinin de kurulması kaçınılmazdır. Dünyanın bazı bölgeleri israf ve savurganlık içerisinde boğulurken bazı bölgelerin de bu şekilde açlıktan kırılması dünyanın bir “insanlık” sorunudur. Dünya, özellikle Müslüman ülkeler bu insanlık sorununa bir an önce eğilmelidir.

CEZAYİR SEÇİMLERİ

Cezayir’de Şubat ayı sonunda başlayan ve Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika'nın yeniden adaylığını protesto etmek için düzenlenen gösteriler olumlu sonuç verdi. Cumhurbaşkanı Buteflika ordunun da talebiyle istifa etti. Son 6 yıldır sağlık durumu kötü olan Buteflika yerine ülkeyi askeri figürlerin ağırlıkta olduğu bir topluluk yönetiyordu. Bu sebeple sadece Buteflika’nın istifa etmesi göstericilerin protestolarını sonlandırmasına yetmedi. Protestocular ülkede yolsuzluk ve usulsüzlüğün sorumlusu olarak görülen kişilerin istifasını da talep ediyor.

Cezayir’de protestocuların haklı talepleri olmakla birlikte 1990’lı yıllarda başlayan ve on yıl süren iç savaş sürecinin tekrarlanması ihtimali endişe vericidir. Başbakan Ahmed Uyahya’nın Cezayir protestolarını Suriye’deki olayların başlangıcıyla karşılaştırması bu açıdan oldukça talihsizdir. İstikrarsızlığın uzaması, dış müdahalelerin de önünü açabilecek ve ülkenin tarumar olmasına neden olacaktır. Cezayir siyasi sürecinin halk lehine işlemesi için ordunun siyasetteki ağırlığının azaltılması, güvenlik kuvvetlerinin protestoculara yönelik şiddet eylemlerinde bulunmamaları, protestocuların da taleplerini barışçıl yöntemlerle dile getirmeleri Cezayir’in istikrarının devamı için oldukça önemlidir.  İç savaş yaşayan bölgelerde insani, siyasi ve ekonomik kayıpların boyutu ortadadır. Bu açıdan tarafların itidalli hareket etmesi oldukça önemlidir.

ARAP BİRLİĞİ ZİRVESİ

Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin 30. toplantısı Tunus'ta yapıldı. Toplantıda, işgal rejimi ve ABD’nin Golan tepelerinin siyonist terör rejiminin toprağı sayılmasına dair faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğu, Filistin davasının sahiplenilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Ancak işgal rejimi ve ABD aleyhine bir yaptırım söz konusu olmadı. İşgal rejimi ile normalleşme sürecine giren zirve katılımcıları Filistin meselesini sadece sembolik olarak ele aldı. Bununla beraber Yemen’de savaşan taraflardan olan Husilere ateşkes antlaşmasına uyması çağrısı yapıldı. Libya için siyasi çözüm çağrısının da yapıldığı bu zirve henüz devam ederken Suudi Arabistan’ın da destek verdiği korsan Hafter yönetimi Trablus’a yönelik bir operasyon başlattı.

Zirvede Türkiye ve İran’ın bölgedeki faaliyetleri ele alındı. İki ülkenin bölge krizlerine yönelik müdahaleleri eleştirilirken İran’ın mezhepsel politikalarına vurgu yapıldı. İhtilafların ve krizlerin derinleştiği bu süreçte düzenlenen zirvenin çözüm odaklı olması gerekirken zirvedeki söylemler bölgedeki gerginliği daha da arttıracaktır.

Arap Birliği bu tepkisizlikle siyonizmin yayılmacı politikasını adeta meşrulaştırmış ve ona büyük cesaret vermiştir. Suriye, Yemen, Libya gibi savaş ve açlıkla mücadele eden ülkelerin istikrarı talep ediliyorsa fiili olarak o ülkelerdeki faaliyetler sonlandırılmalı, taraflara sunulan siyasi ve maddi destek sona erdirilmeli, uzlaşı için seferber olunmalıdır. 

NATO ZİRVESİ

NATO’nun 70. Yılı sebebiyle Washington’da gerçekleştirilen zirvede terörle mücadele, Rusya konuları ele alındı. SSCB’nin dağılmasından bu yana işlevselliği ve önemi sorgulanmaya başlanan NATO’ya alternatif olarak daha önce Avrupa Birliğinde ortak savunma politikası gündeme gelmişti. Bu fikir etrafında AB’yi birleştirmeye çalışan Almanya ve Fransa, kendi iç siyasetlerinde ABD’nin NATO’da ağır basan rolünü tartışmaktadır. Özellikle ABD’de Trump dönemiyle birlikte AB ülkelerinin NATO içerisindeki rolünün daha da zayıflamasıyla PESCO gündeme gelmiş ve 23 AB ülkesi, AB savunma mekanizmasını oluşturmaya yönelik adımlar atma hususunda uzlaşıya varmıştı. Geldiğimiz noktada ABD, Rusya tehdidi etrafında oluşumu ayakta tutmaya çalışmaktadır.

AIV’ın 2017 raporuna göre oluşumun en zayıf dönemini yaşadığı, Avrupa’nın güvenliğinin tehdit altında olduğu açıklanmıştı. ABD merkezli hareket eden NATO’nun ortaklarına karşı sorumluluğunu yerine getirmediği, daha çok ABD ve siyonizm’in çıkarları doğrultusunda işlev gördüğü artık alenileşmiştir. Üye ülkelerden Türkiye’ye karşı sınır ötesinde tehdit barındıran unsurların bizzat ABD tarafından teçhiz edilmesi, S-400 alımına NATO şemsiyesi altında keskin karşı çıkış gibi uygulamalar, NATO’nun Türkiye aleyhinde kullanılmak istendiğini göstermektedir. Bu durum artık Türkiye’nin de güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmesini ve dost düşman tanımlamasını güncellemesi gerektiğini ispatlamıştır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI