Gündem Değerlendirmesi (25.03.2019)

Partimizin 25 Mart 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan iç ve dış gündem değerlendirmesinde; güvenlik soruşturmaları, partilerin seçim propaganda stratejisi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi, Doğu Akdeniz ittifakı, Yemen krizi, Golan Tepeleri, Dr. Afiye Sıddıki, İslam İşbirliği Teşkilatı kararları gibi önemli konular masaya yatırıldı.

GÜVENLİK SORUŞTURMALARI ARTIK TOPLUMSAL BİR ZULÜM HALİNE GELMİŞTİR

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. Maddesinin A bendinin 8. Fıkrası gereğince istihbarat raporlarına dayandırılarak yapılan güvenlik soruşturmaları ve arşiv araştırmaları mağdur üretmeye devam etmektedir. Darbe sonrasında çıkarılan KHK’larla somut verilere dayalı arşiv kayıtları da devre dışı bırakılarak suistimallere ve keyfi uygulamalara açık, soyut iddialardan müteşekkil istihbarat raporları esas alınmaya başlandı. Üç yıldan beri binlerce vatandaş, somut bir suç veya delil olmaksızın mağdur edildi. Bütün tepkilere rağmen halen devam ettirilen uygulama, toplumsal bir cezalandırmaya dönüştürülmüştür. .

Birçok zorluğa göğüs geren, çok zorlu şartlarda eğitimini tamamlayan ve dört gözle atanmayı bekleyen memur adaylarının gelecekleri, mesnetsiz istihbarat raporları ile karartılmıştır. İnsanlar, suç ve cezanın şahsiliği ilkesi ayaklar altına alınarak işlemedikleri suçlardan mahkum edilmektedir. Aile veya akrabalarından birinin yasal dernek veya parti üyelikleri gerekçe gösterilerek 28 Şubat sürecinde dahi görülmeyen yargısız infazlarla insanlar ötekileştirilmekte ve cezalandırılmaktadırlar.

İdare mahkemelerinde hak ararken mağdurların önüne trajikomik gerekçeler konulmaktadır. Bu, aynı zamanda devlet hafızasının ne denli kirli bilgi ve belgelerle doldurulduğunu da ortaya koymaktadır. Zira halen kız kardeşi başörtüsü taktığı veya babası sakal bıraktığı için üç defa farklı memurluklara hak kazandığı halde görevinden men edilen insanlar var bu ülkede. 

Haksızlıklarla bir yere varılması mümkün değildir. Güvenlik soruşturması bir an önce durdurulmalı veya kesinleşmiş hükümlere bina edilmelidir. Bununla beraber atamalarda ehliyet ve liyakat esas alınarak insanlara hakları tam olarak verilmelidir.

SEÇİM PROPAGANDA STRATEJİSİ DÜŞMANLAŞTIRMA ÜZERİNE KURULMAMALIDIR

31 Mart seçimlerine az bir süre kala siyasi süreç, siyasi parti liderlerinin ve yöneticilerinin kullandığı söylem ve üslup ile iyice gerildi. Siyasetçilerin kullandığı dil ve üslup ne yazık ki savaşta, düşmana karşı dahi kullanılamayacak bir noktaya geldi. Siyasetin seviyesi bu kadar düşürülmemeli.

HÜDA PAR olarak her seçim öncesinde olduğu gibi bunun kimseye bir faydasının olmadığını bir kez daha vurguluyor; “Kuvvet ve şiddet yerine akıl ve adaleti, korku yerine muhabbeti ikame ediniz ki iktidarınız devam etsin” ilkesinin esas alınmasını tavsiye ediyoruz.

Siyasette kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı dilin kullanılmasının memleketimize hiçbir katkısı yoktur. Gerginlik siyaseti, kısa vadede faydalı gibi düşünülse dahi uzun vadede toplum içinde derin faylar oluşturması ve halkları bir birinden uzaklaştırması nedeniyle hiçbir partinin buna tevessül etmemesi lazımdır. Bu nedenle gerginlik siyasetini strateji haline getirenler en kısa zamanda bunu terk etmelidir. Partilerin meselelere yaklaşım tarzı her ne kadar farklı olsa dahi kullanılan dil ve üslup siyasi nezakete ve insan onuruna yakışır olmalıdır.

Seçimler savaş meydanı olmadığı gibi rekabet de düşmanlık değildir. Bir oy fazla alabilmek için rakip partileri şeytanlaştırmak her türlü tahrik ve provokasyona zemin hazırlamaktadır. Seçmenlerin seçim sonrasında da bir arada yaşayacakları unutulmamalıdır. Siyasi parti liderlerinin kampanya dili ve söylemleri, toplumsal barış ve huzur ortamı için ayrıştırıcı değil birleştirici olmalıdır. Özellikle bu son birkaç günde buna azami derecede dikkat edilmelidir.

İNSANLIĞIN FITRATI İLE KİMSENİN OYNAMAYA HAKKI YOKTUR

Millî Eğitim Bakanlığının tepkiler üzerine iptal ettiğini ifade ettiği AB dayatması olan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” projesinin Bursa ve Erzincan valilikleri tarafından halen devam ettirildiği anlaşılmıştır. Bursa Valiliği tarafından kendilerini bu işe adayan STK’lara 200 bin TL’ye kadar hibe verme projesi başlatması, bunun yanı sıra Erzincan Valiliğinin 20. 03. 2019 tarihinde KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE adı altında “TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ” paneli düzenlemesi bu projenin halen uygulamadan kaldırılmadığını ortaya koymaktadır.

Neslin devamının önüne geçilerek kökünün kurutulması, sapıklık ve hastalıkların yaygınlaştırılması, insan fıtratının değiştirilmesi, bütün ahlaki ve manevi değerlerimizin ters yüz edilmesi anlamına gelen benzeri projelerin halen devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Neslin emniyetini sağlamakla sorumlu olan devlet, İstanbul sözleşmesinin bir sonucu olan ve gençliği felakete sürükleyen ETCEP türü projelere karşı daha sorumlu davranmak zorundadır. Toplumun kimyasını ve genetik yapısını tamamen bozmaya yönelik ifsat projelerindeki ısrarın nedeni hakkında yetkililerin artık bir açıklama yapmaları zorunlu hale gelmiştir.

DOĞU AKDENİZ İTTİFAKI

Kudüs’te işgal rejimi öncülüğünde, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi liderlerinin katıldığı Doğu Akdeniz üçlü zirvesi gerçekleştirilerek; daha önce Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması düşünülen bölge doğalgazının, Girit adasından İtalya’ya kadar inşa edilmesi planlanan 2 bin km’lik boru hattı projesi üzerinden yapılması kararı alındı.

Doğu Akdeniz ittifakı; siyonist işgal rejiminin bölgedeki ekonomik ve siyasi gaspçılığının bir sonucudur. Daha önce eldeki kazanımlarını korumaya yönelik politikalarla iktifa ederken artık ekonomik, siyasi ve politik saha hakimiyeti oluşturma sürecine geçmiş, enerji rezervlerini ve güzergahlarını ele geçirmeye yönelmiştir. Filistin, Suriye ve Türkiye’nin baypas edildiği bu şer ittifakı, siyonist işgal rejiminin ve Amerika’nın çıkarlarının korunması amacına matuftur. Son dönemin en dikkat çekici stratejisi; ABD’nin Ortadoğu İslam coğrafyasında artık işgal rejimini bölgesel aktör olarak sahaya sürmeye başlamasıdır.

İşgal rejiminin çıkarlarını esas alan ittifaklar gayrı meşru kabul edilmelidir. Bölgede ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanmasının temel yolu İslam ülkelerinin bir araya gelmesidir. İslam ülkeleri, gaspçı ABD ve işgal rejiminin projelerinin bir parçası olmayıp kendi birliklerini oluşturmak zorundadır.

YEMEN KRİZİ

2011 yılından bu yana siyasi istikrarın sağlanamadığı Yemen’de nüfus; salgın hastalık ve çatışmalar sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ülkede yaklaşık 22 milyon kişi yardıma muhtaç halde yaşıyor. Bunların 12 milyonunun ise acil derecede yardıma ihtiyacı bulunmaktadır. Temiz suya ulaşımın gerçekleşememesinden dolayı çocukların yüzde 23’ünde kolera hastalığı görülmektedir. Siyasi üstünlük sağlamak, enerji bölgelerini elde etmek amacıyla yaşatılan bu çatışma durdurulmazsa sonuçları çok daha ağır olacaktır. En kısa zamanda çatışma tarafları operasyonlarını sonlandırmalı, bölgeye acilen gıda ve ilaç temini sağlanmalıdır. Bölgede var olan siyasi istikrarsızlık bir nesli yok etmek üzereyken, ihtilaflar ve çıkarlar ön planda tutularak sürdürülen bu çatışmalar oldukça vahimdir. Kendi insanını açlıktan ve hastalıktan öldüren bir çatışmanın kazananı olmayacaktır.

GOLAN TEPELERİ

ABD Başkanı Donald Trump, “52 yılın ardından ABD için israil’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tam olarak tanımanın zamanı geldi” açıklaması yaptı. Bu açıklama açıkça BM kararlarının ihlalidir. Golan tepeleri 1967’den bu yana siyonist işgal rejimi tarafından işgal altında tutulmaktadır. İç savaşlarla istikrarsızlaştırılan bölge ülkeleri; Kudüs’ün başkent olarak tanınmasının ardından önemli bir sınavla daha karşı karşıya bırakılmıştır.

ABD’nin ekonomik ve siyasi desteğiyle bölgede yürütülen yayılmacı politika artık çok tehlikeli bir noktaya gelmiştir. Kudüs’ün başkent olarak tanınmasının ciddi bir tepki veya yaptırımla karşılaşmadan İslam dünyasına kanıksatılması, ABD’yi ve işgal rejimini cesaretlendirmiş ve yayılmacı politikalarının bir üst basamağına geçmişlerdir. Golan Tepelerin jeostratejiği, bölgenin geleceği açısından çok önemli olduğu için bu açıklamanın bir çatışmaya dönüşme potansiyeli çok yüksektir.

ABD, İslam dünyasının refleksini ölçmek amacıyla bu açıklamayı yapmıştır. Gayrı meşru tüm adımlarına rağmen işgal rejimiyle ilişkilerini geliştiren bölge ülkelerinin taşeron idarecileri, yayılmacı politikaya hizmet etmektedir. Oysa işgal rejiminin ne Golan’da, ne işgal ettikleri diğer yerlerde, ne de Filistin’in hiçbir yerinde tek karışlık toprağı yoktur. İslam âleminin bu realiteden hareket etmesi gerekir. Süreç, İslam ülkeleri yönetimleri ve kamuoyunun işgal rejimi projelerine karşı harekete geçmesi açısından oldukça önemli bir fırsattır. Zira bu açıklama, işgal alanlarının artacağının önemli bir işareti ve hazırlığıdır. İslam ülkeleri, bu adıma karşı uluslararası hukuku gündeme getirmeli, işgal tanınmamalı ve ekonomik, siyasi yaptırım uygulamalıdır.

DÜNYA DR. AFİYE SIDDIKİ’YE SAHİP ÇIKMALIDIR

2008 yılında güya ABD’li askerleri öldürmeye teşebbüs etmek iddiasıyla Afganistan’da derdest edilen ve ABD’ye teslim edilen; sonrasında da 86 yıl hapis cezasına çarptırılan Dr. Afiye Sıddıki, yıllardır Teksas hapishanelerinde her türlü eziyet, işkence ve tecavüzle karşı karşıya kalmış, ruhsal ve bedensel sağlığını kaybetmiştir. Dünyanın önde gelen nörologlarından olan ve sayısız bilimsel başarısı bulunan Dr. Sıddıki’yi ABD’nin hedefine koyan asıl gerekçe; ABD’nin geliştirdiği kimyasal silahların etkilerine karşı çözümler geliştirmesidir.

Ekonomik ve askeri başarılarına engel teşkil edecek her türlü tehdidi bertaraf etmek düşüncesiyle hareket eden 21. yüzyılın küresel haydudu, Dr. Sıddıki ve benzeri pek çok bilim insanını hapsetmiş, tarif edilmesi zor işkence ve eziyet metotlarıyla karşı karşıya bırakmıştır. İslam dünyası, kendi kadın ve kızlarının haklarını dillendiremeyecek ve özgürlüklerini talep edemeyecek bir sessizliğe bürünmüştür. ABD, İsrail, Suriye, Mısır ve Afganistan gibi pek çok hapishanede totaliter ve haydut güçlerin zorbalığı altında binlerce kadın mahpus bulunmakta, dünyanın en rezil işkence ve kötü muamelelerine maruz kalmaktadır. Ebu Ğurayb ve Bagram işkence merkezlerinin dünyada pek çok benzeri bulunmaktadır.

Güya bir medeniyet tasavvuru pazarlayan güçlerin dahli ile kadınlar, modern dünyanın ve İslam âleminin gözleri önünde aşağılanmakta, tecavüzlere uğramakta, katledilmekte ve denek olarak kullanılmaktadır. İslam ülkelerinin başta Dr. Afiye Sıddıki olmak üzere bütün esir Müslüman kadınlara sahip çıkması ve onları özgürlüklerine kavuşturması için ellerindeki her türlü imkânı kullanmaları çağrısında bulunuyoruz.

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI DAHA ETKİN OLMALIDIR

22 Mart’ta İstanbul’da yapılması önceden planlanan İİT İcra Kurulu toplantısı, 15 Mart’ta Yeni Zelanda’da iki camiye yapılan ve 51 Müslümanın namaz sırasında katledilmesi olayı nedeniyle genele çevrilerek üye tüm ülkeler davet edildi. Yeni Zelanda’nın da katılım sağladığı toplantının İslam ülkeleri tarafından çok ilgi görmemesi ve katılımın düşük bir seviyede kalması dikkatlerden kaçmadı. Toplantıdan ciddi bir karar çıkmazken Yeni Zelanda’daki saldırılar kınanarak İslam ülkelerinin benzeri terör veya ırkçı saldırılar karşısında işbirliği yapması çağrısı yapıldı.

İslam İşbirliği Teşkilatı, BM’den sonra en fazla üye (57 üye) ülke barındıran uluslararası bir teşkilattır. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan beklenen ve olması gereken; İslam’a, Müslümanlara ve İslam coğrafyasına yönelik fiili ve sözlü saldırılar söz konusu olduğunda kınama ve uluslararası kurumlara çağrı yapmanın ötesine geçerek, bu saldırı ve işgalleri sona erdirecek somut adımlar atmasıdır. Gayrı Müslim ülkelerin çoğunda Müslümanlar çok ağır baskı ve tazyikler altında inançlarını yaşıyorlar. Avusturya gibi bir ülke, İslam dininin temel esası olan Tevhid bayrağını dahi yasaklayabildiği, dünyanın birçok ülkesinde inançlarından dolayı Müslümanlar büyük tazyik ve saldırılar altında olduğu halde İslam İşbirliği Teşkilatının sadece bir kınama ile yetinme lüksü yoktur.

İslam İşbirliği Teşkilatının bugün dünya Müslümanlarına ciddi bir katkısının olmadığını, Müslümanların sıkıntılarını gidermediğini vurgulamak istiyoruz. Onun İslam’ı sahiplenmek adına somut, caydırıcı, siyasi ve hatta ekonomik yaptırımlar gibi adımları atabilen, icracı ve ciddi bir noktaya gelmesi kaçınılmazdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI