GÜNDEM DEĞERLENDİRMESİ (23.01.2023)

Genel Başkan Yardımcımız ve Parti Sözcümüz Sayın Serkan Ramanlı, iç ve dış gündemi değerlendirdi.

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

SEÇİMLER ÖTEKİLEŞTİRMEK İÇİN DEĞİL, BÜTÜNLEŞTİRMEK İÇİNDİR

Seçim süreçlerinde olması gereken; ülke sorunlarının gündeme getirilmesi, bunlara dair makul ve uygulanabilir çözüm önerilerinin sunulması, partilerin ilke ve programları doğrultusunda politikalar geliştirerek tabiri caizse görücüye çıkmalarıdır. Aynı şekilde başta iktidar partisi ve hükümet olmak üzere bütün siyasi partilerin en önemli sorumluluğu; adil bir rekabet ortamının oluşturulması, farklılıkların kin, düşmanlık ve ötekileştirmeye dönüştürülmesinin önlenmesi ve bütün siyasi partilerin kendi politikalarını rahat bir şekilde halka arz etmelerinin sağlanmasıdır.

Ancak maalesef Türkiye’de hiçbir zaman bu olmadı. Toplumda ortaya çıkan tıkanıklıkları aşmak için imkânlar sunması gereken siyaset kurumu, kutuplaşmanın sebebine dönüşmüştür. Her seferinde seçim kampanyaları kin, düşmanlık, ötekileştirme ve gerginlik üzerine kuruldu. Algı operasyonları, masa başı mühendislikler ve manipülasyonlarla halkın aklıselim bir şekilde tercihte bulunmasına engel olundu. Bu seçim sürecinde de gelenek bozulmadı. Seçim kampanyasını cemaatler, tarikatlar ve aile kurumunu hedefe koyma üzerine bina edenler dinî değerlere yoğun saldırılar başlattılar. Ahlaki olmayan yol ve yöntemlere tevessül ederek toplumun değerlerine saldıranların bu yaptıkları siyaset değil milleti aşağılamadır. Memleket bir an önce bu siyaset anlayışından ve bu siyasetçi profilinden kurtulmalıdır. Siyaset; icraat, çözüm önerileri ve toplumu bütünleştirecek politikalar üzerinden yapılmalıdır.

UYUŞTURUCU TİCARETİNE GÖZ AÇTIRILMAMALIDIR

İçişleri Bakanlığı’nın paylaştığı rapora göre ülkemizde uyuşturucu madde kullananların ve ticaretini yapanların sayısı son yıllarda artış göstermektedir. Üstelik 2000’li yıllara kadar bazı maddeler Türkiye’de neredeyse hiç yok iken ve bu maddelerin kullanımı Avrupa ve ABD ülkelerinin çok gerisinde seyrederken son yirmi yılda ciddi bir yükselişin olduğu saptanmıştır. Bu yükseliş, Türkiye’nin ciddi bir uyuşturucu probleminin içinde olduğunu gözler önüne sermektedir.

Üstelik her bağımlının potansiyel bir satıcı adayı olduğu gerçeği göz önüne alındığında gençlerimizin ve çocuklarımızın ne kadar büyük bir tehlike altında olduğu daha net anlaşılacaktır. Uyuşturucu bağımlılarında madde kullanım sıklığı ve miktarı gün geçtikçe artmakta; bağımlılar, madde alabilmek için suça bulaşabilmekte, gayri ahlaki yollara başvurabilmektedirler. Yakınlarına ve çevrelerine şiddet uygulayabilmekte, hırsızlık, cinayet gibi fiillere karışabilmektedirler. Tüm bu açılardan bakıldığında uyuşturucuyla mücadele,  toplum için ölüm kalım savaşı demektir. Bu savaşı herkesten önce devlet vermelidir.

Öncelikle uyuşturucu ticareti yapan suç örgütlerinin bürokrasideki iş birlikçileri ve uzantıları tespit edilip temizlenmelidir. Devletin tüm kurumları uyum içerisinde çalışıp uyuşturucu mafyasına göz açtırmamalıdır. Toplum bu beladan bir an önce kurtarılmalıdır.

TAŞERON İŞÇİLERİ DE KADROYA ALINMALIDIR

Kamuda çalışan 458 bin 615 sözleşmeli personelin kadroya geçişini mümkün kılan kanun Meclis’te kabul edildi. Kamu kurumlarında sözleşmeli statüsünde çalıştığı için farklı özlük haklarına sahip olup farklı maaş uygulamasına tabi tutulan çalışanlar için doğru ve yerinde bir düzenleme olmuştur. Kamuda çalışan tüm çalışanlara iş güvencesi sağlanmalı, iş ve çalışma barışı tesis edilmelidir. Bu açıdan kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan 150 bin kadar taşeron işçisinin kanun kapsamının dışında bırakılması ise doğru olmamıştır. Kamuda sözleşmeli personel ile kadrolu personel şeklindeki bir ayırıma artık bir son verilmelidir. Eşit işe eşit ücret ve eşit özlük hakları prensibine aykırı olan yanlış uygulamalarda ısrar edilmemelidir.

Kadroya geçirilen personelin aile birliğinin sağlanması için mazeret tayini hakkı verilmemesi ise büyük bir eksikliktir. Sözleşmeli personel statüsüne getirilmiş olan tayin sınırlamasının kadroya geçişte de muhafaza edilmesi hatta sürenin bir yıl daha uzatılması mağduriyetlere yol açmaktadır. Vatandaşa verilen hizmetin aksamasına neden olmamak kaydıyla özellikle aile birliğinin sağlanması amacıyla personele mazeret tayini hakkı verilmelidir.

BEDELLİ ASKERLİK TUTARI DÜŞÜRÜLMELİDİR

2023 yılı bedelli askerlik tutarı ilk 6 ay için 104 bin 84 lira olarak belirlenmiştir. Bu meblağ, işsizliğin arttığı, alım gücünün düştüğü ve enflasyonun yüksek olduğu bu dönem için çok yüksektir. Bedelli askerlik için belirlenen tutar makul bir seviyeye çekilmeli, ekonomik şartlardan dolayı zamanında müracaat edemeyen ve bu sebeple yoklama kaçağı, saklı veya bakaya kaldığı için ceza ödemek zorunda kalan gençler için bir af çıkarılmalıdır. Gençler, cezasız bedelli hakkından mahrum edilmemelidirler. Bununla birlikte zorunlu ve bedelli askerliğin bir arada uygulanması, adalet duygusunu zedelemektedir. Profesyonel orduya geçiş süreci bir an önce tamamlanmalı, geçiş sürecinde de zorunlu askerlik uygulaması iyileştirilmelidir.

Yüksek artışlar sadece bedelli askerlik tutarlarıyla sınırlı kalmamıştır. Tüm vergi, harç ve cezalarda uygulanan yüksek artışlar, vatandaşın ödeme gücünü aşmıştır. Özellikle yargılama giderlerindeki artış, tebligat ücretlerine ve harçlara yapılan zamlar en başta hak arama hürriyetini kısıtlamaktadır. Hiç olmazsa vatandaşın hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim gibi temel haklarına ulaşması bu şekilde zorlaştırmamalıdır.

MİLLÎ VARLIKLAR TURİZM GELİRLERİNE KURBAN EDİLMEMELİ

Uludağ Millî Parkı ile ilgili yetkilerin Uludağ Alan Başkanlığına devrine ilişkin kanun teklifi TBMM’de kabul edildi. Böylece 130 kilometre karelik alana sahip Uludağ, 1961 yılından bu yana sahip olduğu millî park statüsü ile ilgili çeşitli avantajlarını kaybedebileceği yeni bir statüye kavuşturuldu.

Millî parklar, doğal ve kültürel varlıkları sebebi ile koruma altına alınan bölgelerdir. Türkiye’de 40’ın üzerinde millî park bulunmakta olup özellikle bu bölgelerin imardan korunması, turizm faaliyetlerinin kontrollü yürütülmesi ve doğal ortama zarar verilmesinin önlenmesi gibi temel konularda sıkı bir denetime tabidir. Uludağ’ın özellikle doğal ortamının kamu yararı bakımından muhafaza edilmesi önemlidir. Uludağ Alan Başkanlığı dönemi ile birlikte her türlü plan, proje, ve uygulama gibi konularda daha esnek bir politika yürütüleceği, bunun da suiistimallere kapı aralayacağı endişesi oluşmuştur. Bu sebeple tabiat varlıklarının korunması konusunda sırf ekonomik amaçlar dolayısıyla taviz verilmemesi ve millî varlıkların turizm gelirlerine kurban edilmemelidir.

DÜNYADAKİ GELİR ADALETSİZLİĞİ

Dünya gelir dağılımındaki adaletsizliğin bir sonucu olarak zengin-fakir arasındaki uçurum her geçen gün daha da artmaktadır. Bir tarafta yoksulluğun zirvesini yaşayan, hayatını idame ettiremeyecek durumda olan milyonlarca insan, diğer tarafta da dünya servetinin üçte ikisine sahip yüzde birlik kesim var. İngiliz Yardım Kuruluşu Oxfam’ın yayınladığı yeni rapor da 25 yıldır ilk kez aşırı zenginlik ve aşırı yoksulluğun aynı anda arttığı, uygulamaya konulan faiz oranları ve parasal gevşeme politikalar sonucu en alttaki yüzde 90’lık dilimde yer alan bir kişinin kazandığı her 1 dolara karşın her milyarderin yaklaşık 1,7 milyar dolar kazandığı, biriken yeni servetin üçte ikisinin en zengin yüzde birlik kesime gittiğini ortaya koymaktadır.

Ciddi ve yaygın bir yoksulluk yaşayan Afganistan ve Somali’de milyonlarca insanın bu kışı geçirmeleri için acil yardım çağrıları yapıldı. Uluslararası Kurtarma Komitesi’nin yaptığı yazılı açıklamada Somali’de yağış yetersizliği ve diğer ekonomik sebeplere bağlı olarak bu yıl en az 8 milyon kişinin ‘yıkıcı kıtlık’ tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı belirtilerek acil yardım çağrısı yapıldı. Uluslararası Kurtarma Komitesi yetkilileriyle görüşen Afganistan İslam Emirliği hükümeti de bu yıl kışın soğuk geçmesiyle halkın daha fazla insanî yardıma ihtiyaç duyacağını ifade ederek uluslararası yardım kuruluşlarına yardım çağrısında bulundu. Bu çağrılara kulak verilmeli ve uluslararası toplum, kıtlık ve açlıkla mücadele eden insanlara yardım elini uzatmalıdır.  

İŞGALCİLER DÜNYAYA KAFA TUTUYOR!

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda siyonistlerin Filistin topraklarını işgalinin hukuki sonuçları hakkında Uluslararası Adalet Divanı’ndan “istişari görüş" talep etti. Siyonistler bu yönünde bir karar alınmasına tepki gösterdi ve “Bugün alınan aşağılık karar, hükümet için bağlayıcı olmayacak." diyerek dünyaya küstahça kafa tuttu.

İşgalcilerin bu cüretinin sebebi dünyanın gözü önünde işlediği işgal ve katliama karşı bugüne kadar herhangi bir yaptırımla karşılaşmamış olmasıdır. Siyonistleri kınamaktan öteye geçemeyen uluslararası kuruluşlar samimi değildir. Siyonist rejimi besleyen, işgali ve şiddeti destekleyenler, bugün Filistin topraklarında yaşanan katliamdan birinci derecede sorumludur. Bölge ülkeleri daha da geç olmadan kural tanımaz siyonistlerle tüm ilişkilerini derhal sonlandırmalıdır.

YAPTIRIMLARA RAĞMEN MYANMAR ORDUSUNA SİLAH SATILIYOR

Birleşmiş Milletler, yaptırımlara rağmen, aralarında ABD, Fransa, Hindistan ve Japonya’nın da bulunduğu 13 ülkenin Myanmar ordusuna silah tedarik ettiğini ortaya koydu. Rohingya Müslümanlarına karşı yıllardır soykırım uygulayan, yüzlerce köyü yakan Myanmar ordusu, katliamları nedeniyle değil askeri darbe nedeniyle sözde yaptırımlarla cezalandırılmıştır. Ancak ortaya çıkan son rapora göre, bir taraftan kamuoyu önünde Myanmar ordusuna yönelik sözde kınama açıklamaları yapan ülkeler diğer taraftan bu katil sürüsüne silah tedarik etmektedir.

Silah satışı yasağını ihlal eden ülkeler ve şirketlere karşı ivedilikle yaptırım süreci başlatılmalıdır. Dünya, Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı hak ihlallerini gündemine almalı, Bangladeş’te ve diğer ülkelerde zor şartlarda yaşamak zorunda olan yüz binlerce sivile gerekli destek sağlanmalıdır.

Serkan Ramanlı / HÜDA PAR Sözcüsü

VİDEO İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI