Gündem Değerlendirmesi (16.01.2023)

Genel Başkan Yardımcımız ve Parti Sözcümüz Sayın Serkan Ramanlı, iç ve dış gündemi değerlendirdi.

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

YOKSULLARI RAHATLATACAK YENİ BİR VERGİ DÜZENLEMESİ YAPILMALI

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, Türkiye’nin en temel meselelerinin başında gelmektedir. Yoksulun gittikçe yoksullaştığı, orta sınıfın dahi pek çok zorlukla karşılaştığı, zenginlerin ise servetlerine servet kattığı bir ekonomik sistemde adaletten bahsetmek mümkün değildir. Türkiye’de devletin gelirlerinin önemli bir bölümü dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu sebeple özellikle yoksulların ve düşük gelirli vatandaşların ülkenin vergi yükünü taşıyor olması, köklü bir sistem değişikliğini kaçınılmaz kılmaktadır.

Hükümetler her fırsatta vergi düzenlemesi adı altında yüksek meblağlı devlet alacağını faizleriyle birlikte affetme yoluna gitmektedir. Pek çok büyük şirketin ve tacirin yararlandığı bu fırsatlar düşük gelirli vatandaşa ek vergiler olarak yansımaktadır.  Zenginin affedilen borcu dolaylı vergilerle yoksullara yükletilmektedir. Zenginin zenginliğini, yoksulun da yoksulluğunu artırmak adalet değildir. İnsanların hayatlarını idame ettirmek için temel gıda maddelerine dahi ulaşırken vergi ödemek zorunda bırakılması adalet değildir. Adalet, yoksulu ve orta sınıfı koruyarak gelir ve zenginlik oranında vergi almaktır. Zor günlerin daha kolay atlatılabilmesi için yoksulları rahatlatacak bir vergi düzenlemesi mutlaka yapılmalıdır.

BORSA MANİPÜLASYONLARI VE KÜÇÜK YATIRIMCILARIN MAĞDURİYETLERİ

Son dönemde yükselişe geçen Borsa İstanbul endeksi, yoğun haberlerin de etkisiyle önemli oranda küçük yatırımcının ilgi odağı haline geldi. Çoğu kişisel yatırımcının tepeden daldığı endekslerdeki düşüşler sonrası bu kez mağduriyet haberleri gündeme gelmeye başladı. Gerek spekülasyon iddiaları gerekse de çoğu yatırımcının mahiyetine tam aşina olamadığı kumardan farksız kaldıraçlı işlemler neticesinde çoğu kişinin varlıkları önemli oranda eridi.

Her yükseliş dönemi sonrasında olduğu gibi borsada dönen hileler ve para babalarının spekülatif manevra iddiaları özellikle son süreçte ayyuka çıkmıştır. Mevcut mevzuatta suç teşkil eden bu durumun çeşitli müeyyideleri olmasına karşın bir türlü borsa spekülasyonlarının önüne geçilememesi, suistimale açık bu alanda daha fazla tedbir ve daha caydırıcı cezaların yürürlüğe konmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca küçük yatırımcıların da bu alanda dikkatli olması gerekmektedir. İşin temel, teknik ve psikolojik yönünden habersiz şekilde, yapılan propagandaların da etkisiyle en tepeden aldıkları şişmiş hisselerle kısa sürede zenginlik hayali kurmanın hüsranla neticeleneceğini unutmamalıdırlar. Özellikle kumar mantığıyla işleyen kaldıraçlı işlemlerden uzak durulmalı, bu tür suistimallere yönelik önleyici tedbirler alınmalıdır.

KREDİLERİN AMAÇ DIŞI KULLANIMI ÖNLENMELİ

Yatırımlarda kullanılmak üzere cumhuriyet tarihinin en kapsamlı kredi paketi oluşturuldu. Hatırlanacağı üzere son zamanlarda yatırım amaçlı verilen krediler, bizzat yetkililerin açıklamasına göre amaç dışı kullanıma gitmiş, altın, döviz ve emlak gibi alanlarda kullanılmıştı. Bundan dolayı kredi sağlamada hükümet kısıtlamalara gitmiş, iş dünyası da kredilere ulaşamadıkları için zor durumda kaldıklarını defaatle açıklamışlardı.

Son açıklanan kredi paketi hacim olarak oldukça yüksektir. Bu kez amaç dışı kullanıma karşı daha sıkı tedbirlerin alınması gerekmektedir. Aksi halde milletin parasıyla ödenen krediler üretim ve yeni iş imkânları oluşturmada kullanılmak yerine bir avuç zenginin servetlerini katlamasından öte bir işlev görmeyecektir.

KİRA ARTIŞLARI VE KİRACILIK SORUNU

Türkiye’de birkaç yıldır zirvede olan konut sorunu, beraberinde yeni sorunlar getirdi. Bunlardan en önemlisi konut kiralarının hızla yükselmesidir. Ancak konut fiyatlarının yükselmesini önleyemeyen hükümet, Resmî rakamlara göre %64 olan enflasyona rağmen çareyi kira artış oranlarına %25 sınırlaması getirmekte buldu. Konut kiralarının %25 ile sınırlanması süresi 2023 Temmuz ayında sona erecektir. Türkiye’deki hane sayısının yaklaşık yarısını kiracılar oluşturmaktadır. Gelir düzeyinin iyice düştüğü bu dönemde kira bedeli, hanelerin gelir-gider dengesini alt üst etmektedir. Ekonomide yaşanan kaotik durum karşısında ev sahibi olmayan ve gelirleri giderlerini karşılayamayan vatandaşlar için kira desteği verilmesi bir zorunluluktur.

Kapitalist sistem insanlara sınırsız kazancı ve krizleri fırsata dönüştürerek daha çok kâr etmeyi telkin etmektedir. Kapitalizm, kardeşinin kaybetmesi pahasına kendisinin daha fazla kazanmasına odaklanmış bir sitemdir. Buna mukabil İslam, hayatı maddi kazançtan ibaret görmez, kriz zamanlarında fırsatçılık yapmayı yasaklar, sınırsız kâr yerine yardımlaşma ve dayanışmayı esas alır. Bir taraftan hükümete yönelik eleştiri ve önerilerde bulunurken diğer taraftan de tüm ev sahiplerine de kiracıların gelir durumunu gözeterek kira artışlarını mümkün olduğu kadar asgari bir düzeyde tutmalarını tavsiye ediyoruz.

HAYVANCILIK POLİTİKALARINDA KÖKLÜ REVİZYONA İHTİYAÇ VARDIR

Tarım ve hayvancılığın ehemmiyeti ve özellikle de pandemi sonrasında stratejik bir öneme sahip olacağı bilinmesine rağmen bu süreçte yerinde ve zamanında; doğru ve yeterli adımlar maalesef atılmadı.

Et, süt ve süt ürünlerinde meydana gelen yüksek fiyat artışları hayvancılık sektöründeki sorunları tekrar gündeme getirdi. Destekleme, düzenleme ve denetleme pozisyonundaki Tarım Bakanlığı son bir yılda ekonomik alanda meydana gelen değişim ve dönüşüme uygun projeler geliştirmede geç kaldı. Bıçak kemiğe dayanınca da ithalat gündeme geldi.

Her şeyden önce hayvancılığın cazibesi artırılmalı ve mutlaka üretimi ve iç piyasaya arzı artırıcı temel projeler hayata geçirilmelidir.

Tarımda ve hayvancılıkta yapılan ve oldukça yetersiz kalan desteklemeler, sektörün son bir yılda yaşanan ekonomik krizden gördüğü zararı bertaraf etmeye yetmemektedir. Özellikle yem fiyatlarında destekler artırılmalı, hayvan yetiştiriciliğine ilişkin faizsiz ve uzun vadeli krediler ve çeşitli hibeler verilmelidir. İthalata ihtiyaç bırakmayacak kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projeler hayata geçirilmelidir.

KURAKLIK TEHLİKESİNE KARŞI ŞİMDİDEN TEDBİR ALINMALI

Türkiye ciddi bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Doluluk oranları her geçen gün biraz daha düşen barajlar ve çekilen yeraltı suları durumun aciliyetini göstermektedir. Bu durum karşısında geç kalınmadan gereken tüm tedbirler alınmalıdır. İçinde olduğumuz seçim atmosferi yaklaşmakta olan tehlikeleri görmemize engel teşkil etmemelidir. Sulama yatırımları ve gıda arzı güvenliği ikinci plana itilmemelidir. Suyun bilinçli tüketimi ve verimli kullanımı konusunda ülke genelinde bir hassasiyetin oluşmasına öncülük edilmelidir. GAP gibi yıllardan beri bitirilemeyen ya da yarım yamalak biten ancak çeşitli idari zayıflıklar yüzünden faaliyete geçmemiş projeler bir an önce bitirilmelidir. Modern sulama destek ve teşvikleri ivedilikle uygulamaya konulmalı, uzun vadede sulanabilecek bütün tarım alanları suyla buluşturulmalıdır.

RTÜK DENETLEMİYOR, YASALAR MAĞDUR EDİYOR

TV programları ve değerlerimizle uyuşmayan yasalar toplumu ciddi şekilde yozlaştırmaktadır. Ahlâkî erdemlere ters düşen gündüz kuşağı programları, toplumsal değerleri hiçe sayarak ahlâksızlığı ve çarpık ilişkileri normalleştirmektedir. Kamuoyunun tüm tepkisine rağmen söz konusu programlar her geçen gün daha büyük rezaletlere sahne olmaktadır. TV programlarının yeterince denetlenmemesi, RTÜK’ün söz konusu yayınlara caydırıcı cezalar vermemesi ve sosyal medyanın filtresiz kullanılması yaşanan tahribatı artırmaktadır.

RTÜK, TV programlarının denetimini sürekli ve etkili hâle getirmelidir. Toplumun değerlerine aykırı yayınlara son vermeli, tekrarlanan ahlâksız yayınlara caydırıcı cezalar vermelidir.  Yozlaşmaya sebebiyet veren nedenler tespit edilerek, ahlâkî çöküntüye karşı tedbirler ivedilikle alınmalıdır.

Öte yandan ispat şartı aranmadan kadının beyanının tek başına esas alınması bazı mecralarda tehdit aracına dönüşmekte ve bu durum yeni mağduriyetlere yol açmaktadır. Oysa iddianın ne olduğuna bakılmaksızın iki tarafın da dinlenmesi insani ve İslamî bir haktır. Bu bağlamda 6284 sayılı yasa sorunun kaynağı haline gelmiştir.

Gelinen noktada, daha fazla tahribata ve zaman kaybına yol açmadan toplumu yeniden ihya ve inşa edecek düzenlemeler yapılmalıdır. Yapılacak düzenlemeler İslamî, insani ve adil olmalıdır. Kadını da erkeği de mağdur etmemelidir.

PEDAGOJİK FORMASYON SORUNU

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) geçtiğimiz günlerde pedagojik formasyon eğitimine ilişkin yeni bir karar aldı. Buna göre öğretmen yetiştiren fakülteler dışında formasyon eğitimi alınabilen alanlarda örgün eğitim ve öğretim süresi içinde pedagojik formasyon eğitiminin verilmesinin önü açıldı. Ancak öğretmen yetiştirme sistemindeki kalite sorunu ve istihdamda yaşanan zorluklar süreç içerisinde bu meseleyi içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Eğitim sistemindeki plansızlık, ataması yapılmayan öğretmen sayısının artmasına neden olmaktadır. Hâlihazırda atama bekleyen öğretmen adayı sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir. Bugün yaşanan sorunların ana sebebi eğitim sisteminin bizatihi kendisidir. Başından beri sağlam bir temele oturtulamayan mevcut sistem yaklaşık yüz yıldır yapılan müdahalelerle adeta yamalı bohçaya dönmüştür. Özellikle eğitim ve fen-edebiyat fakültelerinin işlevleri ile ilgili belirsizlik ve fen-edebiyat fakültelerinden mezun olanların istihdamındaki yetersizlik ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir.

İhtiyaç duyulan öğretmen sayısı ile ilgili gerçekçi bir planlama yapılmalı ve eğitim programları da ona göre düzenlenmelidir. Bu sorunun çözümü için ihtiyaç fazlası eğitim fakültelerinin kapatılması, öğretmen yetiştiren bölümlerin kontenjanlarının düşürülmesi veya pedagojik formasyon eğitimi veren bölüm sayısının azaltılması gibi seçenekler değerlendirilmelidir. Öğretmen yetiştiren bölümlerden mezun olanların veya eğitimleri devam edenlerin istihdam edilmesi için imkânlar zorlanmalı ve atama bekleyenler için makul çözümler getirilmelidir. Atılacak adımlar yeni mağduriyetlere neden olmamalı ve bu sorunun çözümü için eğitim sistemi ıslah edilmelidir.

SİYONİSTLER İŞGAL VE SOYKIRIMIN DOZUNU ARTIRMIŞTIR

Sözde başbakanlığı döneminde Filistinlilere karşı sayısız katliam gerçekleştiren Siyonist Netanyahu ve ortakları yeni dönemde saldırıların dozunu artırmıştır.  İlk olarak Batı Şeria’nın “sessiz ve kademeli olarak ilhak edilmesine” izin veren işgal yasası sözde meclisten geçirilmiş, Filistin bayrağı Filistin topraklarında yasaklanmıştır. Zorbalığın, soykırımın boyutu her geçen gün artarken Müslümanların suskunluğu da derinleşmekte, Filistin meselesi gündeme dahi gelmemektedir.

Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine saldıran siyonistler bölge ülkelerinin desteği sayesinde ne yazık ki en güçlü dönmelerini yaşamaktadır. Yönetimlerin bu utanç verici sessizliği ve siyonistlerle ittifak yarışına girmesine karşı Müslüman kamuoyu artık harekete geçmelidir. Yönetimler Siyonistlerle ilişkileri kesmeye zorlanmalı, direniş fiili olarak desteklenmelidir. İslam topraklarının ortasında türeyen bu virüse son verilmedikçe bölgenin kaostan kurtulması mümkün değildir. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri Siyonistlerle tüm ilişkilerini sonlandırmalı, işgali legalleştirmekten vazgeçmelidir.

AFGANİSTAN’DAKİ PATLAMA VE ÂLİMLERİN ZİYARETİ

Geçen hafta Afganistan'ın başkenti Kabil’de, Dışişleri Bakanlığı ve büyükelçilik binalarının yakınında 20 kişinin katledildiği menfur bir saldırı gerçekleşti. Afganistan’ın istikrarına ve huzuruna yapılan bu saldırıyı kınıyor, vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Vefat edenlerin ailelerine ve Afganistan halkına başsağlığı ve taziyelerimizi iletiyoruz.  Temennimiz bu saldırıların son bulması, 40 yıldır savaşın ve çatışmanın sürdüğü Afganistan’da huzur ve barışın hâkim olmasıdır.

Bu saldırının yapıldığı günlerde Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nden kıymetli bir heyet Afganistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. İslam Emirliği'nin birçok üst düzey yetkilisiyle görüşen âlimler, İslam ülkelerine Afganistan İslam Emirliği’ni tanıma ve destekleme çağrısı yaptılar. 500 bin çocuğun yetim, 80 bin kadının dul, 150 bin kişinin engelli ve 10 milyona yakın kişinin de göç etmek zorunda kaldığı Afganistan’da sorunların kısa sürede bitmesi, huzur ve istikrarın bir an önce sağlanması, bölgesel iş birliğiyle mümkündür. İslam ülkelerini, Afganistan’ın kendi ayakları üzerinde durabilecek seviyeye gelmesi için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Serkan Ramanlı / HÜDA PAR Sözcüsü

VİDEO İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI