Gündem Değerlendirmesi (28.02.2022)

Genel Merkezimizin 28 Şubat 2022 tarihli gündem değerlendirmesi

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

KONTROLSÜZ SOSYAL MEDYA BÜYÜK BİR TEHDİTTİR

Son dönemlerde sosyal medya üzerinden yapılan yargısız infazlar, kirli algı operasyonları ve linç kültürü olağan hale geldi. Yargıyı, devlet kurumlarını ve toplumu harekete geçirebilecek bir güce erişen sosyal medyadaki bu operasyonların bir sonraki aşaması toplumsal linç halidir. Sosyal medya üzerinden siyasete, kurumlara, fertlere, toplumsal değerlere ve hatta yargıya yapılan müdahalelerin haddi hesabı yoktur. Hukuki denetim ve ahlaki olgunluktan yoksun olan sosyal medyaya ilişkin bir düzenleme yapılması toplumsal huzurun korunabilmesi için bir ihtiyaçtır. Medya kullanımının sınırları hususunda ciddi bir belirsizlik söz konusudur. Genel edep ve ahlaka aykırı yayın ve paylaşımlar her geçen gün daha da artarken mahkemeler talep etmesine rağmen bu suçların faillerine ilişkin bilgiler kurumlarla paylaşılmamaktadır.

Sosyal medya platformları, kişilerin ifade özgürlüklerinin önemli bir aracıdır. Ancak hukuki denetimden yoksun bir mecra olarak kullanılması telafisi imkânsız zararlara sebep olmaktadır. Sosyal medyanın diğer toplumsal mecralarda olduğu gibi hukukla sınırlandırılması ve buralarda işlenen suçların soruşturulabilmesi için kapsamlı bir sosyal medya yasasına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu yasa tarafların etkin katkıları ile siyaset kurumunun medya üzerinde vesayet kurmasına yol açmayacak şekilde hazırlanmalıdır. İfade hürriyetinin sınırları doğru belirlenmeli, kişilerin şeref ve haysiyetleri korunmalıdır.

ENERJİ VE AKARYAKIT ZAMLARI TAHAMMÜL SINIRLARINI ZORLUYOR

Yüksek faizler, yüzde 50’yi bulan enflasyon, olması gereken seviyenin üzerinde seyreden döviz kuru gibi etkenlerin dayattığı zorlu ekonomik şartlar, gündemin en önemli konusu olmayı sürdürmektedir. Yeni zamların tetikleyicisi durumunda olan elektrik, akaryakıt ve doğalgazdaki fiyat artışları, hükümetin ve Merkez Bankasının açıkladığı enflasyon hedefinin gerçekleşme ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Yüksek elektrik faturaları hakkında yapılan açıklamalar sonrasında oluşan indirim beklentisi henüz karşılık bulmamışken akaryakıta yapılan son zamlar, uzun bir süre daha ekonomide iyileşme olmayacağını göstermektedir.

Hane halkının yanı sıra küçük esnafın elektrik faturalarını ödemekte zorlandığı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin çarklarını döndürmekte güçlük çektiği bu dönemde alınabilecek en önemli tedbir enerji ve akaryakıt fiyatlarını makul seviyede tutmaktır. Aksi halde ekonomi üzerindeki menfi etkileri nedeniyle dengeler bozulacak, istihdam ve enflasyon başta olmak üzere hedeflerden uzaklaşılacak ve hayat pahalılığı tahammül sınırlarını zorlayacaktır.

DİNİ DEĞERLERE YAPILAN HAKARETLER KABUL EDİLEMEZ

Halkın büyük çoğunluğunun benimsediği inanç ve değerlere, ideolojik bağnazlığın esir aldığı dayatmacı bir kesim tarafından her fırsatta saldırılar yapılmaktadır. Dini değerlere pervasızca hakaret edenlerin ciddi bir yaptırımla karşılaşmaması, ülkede ciddi bir hukuk sorununun var olduğunu ortaya koymaktadır. Fikir veya basın özgürlüğü denilerek toplumun inancına hakaret etmenin, iftira atmanın veya çarpıtmanın meşrulaştırılmaya çalışılması, asla kabul edilemez.

Siyaset, medya, akademi ve sanat çevreleri başta olmak üzere birçok alanda İslami değerleri açık bir şekilde hedef almaktan çekinmeyen kimseler hakkında hukuk işletilmediği için her seferinde saygısızlıklarının çıtasını daha da yükseltmektedirler. Cumhurbaşkanı ve diğer devlet büyüklerine ya da kurumlarına karşı hakaret suçu işlendiğinde veya “Atatürk’ü Koruma Kanunu” ihlal edildiğinde hemen işletilen soruşturma mekanizmaları, söz konusu dini değerler veya şahsiyetler olunca aynı hassasiyetle devreye girmemektedir. Kendi toplumunun inanç ve değerlerine karşı bu kadar duyarsız kalmak, devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz. Devlet büyükleri ile toplumun kutsalları arasına bu şekilde fark koymak, büyük bir paradokstur. Bu hususlarda hukuk makamları üzerlerine düşeni yerine getirmelidir. Düşünce özgürlüğü, hiç kimseye toplumun kutsallarına hakaret etme hakkı vermez. Bu anlayışı tesis etmek, hukuk devletinin önemli bir sorumluluğudur.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ DAYATMASI

Topluma sapkınlığı dayatan “İstanbul Sözleşmesi” her ne kadar yürürlükten kaldırıldıysa da eğitim kurumlarında bu sözleşmenin istediği ifsat edici çalışmalar devam etmektedir. Ankara Üniversitesinin toplumsal cinsiyet eşitliği sertifikalı bir program hazırlaması bunun en açık örneğidir. Kavramlarla oynayarak fıtrata savaş açan, biyolojik cinsiyet yerine toplumsal cinsiyeti yerleştirmeye ve böylece her türlü cinsi sapıklığı normalleştirmeye çalışan zihniyetin asıl hedefi aile kurumu ve özellikle anneliktir. Anneliği yok etmek üzere tasarlanmış bir proje olan toplumsal cinsiyet eşitliğinin akademik kurumlarda bu şekilde itibar görmesi hayra alamet değildir.

Birçok üniversitede toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında dersler okutulup geleceğimiz olan gençlerin zihinleri bulandırılarak sapkın bir gençlik yetiştirilmek istenmektedir. Bilim, ilerleme ve teknolojinin merkezi olması gereken üniversitelerin bu şekilde ifsat yuvalarına dönüştürülmesinin gençliğimize ve memlekete bir faydası yoktur. İstanbul Sözleşmesinden çekilen imza, formalitede kalmamalı, bu sözleşmenin müzahiri olan bütün çalışmalar, eğitim merkezleri başta olmak üzere bütün kamu kurum ve kuruluşlarında durdurulmalıdır.

İŞGALCİ REJİM İVEDİLİKLE DURDURULMALIDIR!

Filistin topraklarında işgal ve katliamı sürdüren Siyonist rejim, nükleer atıkları da Filistin’e karşı silah gibi kullanmaktadır. Atıkların gömüldüğü topraklarda her yıl yüzlerce kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Katliamın her türlüsünü Filistin halkı üzerinde deneyen işgal rejimi insanlık suçu işlemektedir. Tüm hukuki ve insani kuralları çiğneyen işgalciye karşı hâlâ somut bir adım atılmaması utanç vericidir. Siyonist rejimin işgali Filistin ile sınırlı değildir, işgal rejimi her fırsatta Suriye’deki saldırılarına devam etmektedir. İşgal altındaki Golan tepelerinde sözde yerleşimci sayısını iki katına çıkaracağını söyleyen Siyonist rejim, Suriye topraklarına fiili olarak saldırarak uluslararası hukuku çiğnemektedir. İşgal rejimi durdurulmazsa bir virüs gibi bölgede yayılacak ve tüm İslam ülkeleri işgal ve katliamdan payını alacaktır. İşgalci rejimle tüm ilişkiler ivedi olarak kesilmelidir. Bölgesel iş birliği sağlanarak işgalci rejime karşı her türlü siyasi ve askeri tedbir alınmalıdır. 

RUSYA’NIN UKRAYNA’YI İŞGAL GİRİŞİMİ

Aylardan beri savaş hazırlıkları yapan Rusya, beş günden beri komşusu Ukrayna’ya havadan ve karadan saldırmaya devam ediyor. Ukrayna’yı işgal etmeyi hedefleyen bu saldırının haklı bir gerekçesi yoktur. Savaş, Rusya-Ukrayna arasında cereyan ediyor olsa bile, esasında Rusya ile ABD ve NATO arasında öteden beri devam eden hâkimiyet kavgasıdır. Bu savaş, dünyayı kendi hegemonyalarına almak isteyen emperyalistlerin başka halklar ve devletler üzerinden kirli bir hesaplaşmasıdır. ABD ve Batı dünyası ilk günden beri savaşı teşvik etmiş, bir taraftan Rusya’yı tahrik ederken diğer taraftan Ukrayna’ya destek ve yardım sözü vermekten de geri kalmamıştır. Ancak savaş başlayınca da sözünde durmamış, Ukrayna’yı Rusya ile baş başa bırakmıştır.

BM, her zaman olduğu gibi karar alma mekanizmasındaki adaletsizlikten dolayı Rusya’yı kınayamamıştır. İlginç olan bir başka husus ise Rusya’nın saldırganlığı nedeniyle acilen toplanan BM oturumunu Rusya temsilcisinin idare ediyor olmasıdır. Bir kez daha görüldü ki, BM bu yapısı ile aslında dünyadaki zulüm ve adaletsizliklerin temel kaynağı ve meşrulaştırıcısıdır. Bu nedenle de dünyada barışı tesis etmesi mümkün değildir. Bu yapı acilen değişmelidir. Dünyadaki mazlum halklar, bilhassa İslam ülkeleri ivedi bir şekilde kendi birliklerini kurmalıdırlar. Emperyal güçlerin kendi çıkarları dışında bir emelleri hiçbir zaman olmamıştır. Türkiye, dünyanın iki sömürgeci gücü arasında cereyan eden bu savaştan uzak durmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI