Gündem Değerlendirmesi (14.02.2022)

Parti Sözcümüz ve Genel Sekreterimiz Sayın Şehzade Demir’in 14 Şubat 2022 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

NAFAKA DÜZENLEMESİ

Yüz binlerce kişiyi yakından ilgilendiren yoksulluk nafakası ile ilgili Adalet Bakanlığınca yeni bir kanun taslağı üzerinde çalışılmaktadır. Kamuoyunun bu çalışmadan beklentisi, hakkaniyet ve adalet çerçevesinde mağduriyetlerin giderilmesidir. Bu düzenleme toplum vicdanını rahatlatacak, aile kurumunu güçlendirecek, başka mağduriyetlere yol açmayacak şekilde yapılmalıdır. Sahaya inilmeden ve süresiz nafaka uygulamasının sebep olduğu sorunlar dikkate alınmadan bir düzenleme yapılırsa başka mağduriyetlere yol açacaktır.

Mevcut uygulamada kusur şartının göz önünde bulundurulmadığı ve bir suiistimal aracı olarak kullanıldığı kamuoyunun malumudur. Bu da genellikle erkek eşe yansıtılmakta ve ömür boyunca nafaka ödemek zorunda kalmaktadır. Öte taraftan mevcut süresiz nafaka uygulaması, aile kurumunun temellerini sarsıcı bir işlev görmektedir. Yeni düzenlemede üst sınır konulmasının düşünülmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak konuya adil bir çözüm getirilebilmesi için mesele ilgili tüm tarafların dâhil olduğu bir mekanizma içerisinde ciddi olarak tartışılmalıdır. Nafakayı bir geçim kapısına dönüştürmenin önüne geçilmelidir. Bununla birlikte çalışmayan ve nafaka süresi bittikten sonra muhtaç duruma gelecek eş bakımından sosyal devlet ilkesine işlerlik kazandırılmalı, çalışamayacak durumdaki boşanmış eşler için bir fon oluşturulmalıdır.

YENİ TEŞVİK PAKETİ

Yeni Ekonomi Modelinin ana unsurları olan üretim, istihdam ve ihracata ilişkin KGF (Kredi Garanti Fonu) destekli kredi paketi piyasada olumlu bir hava estirdi. Üretimi, yatırımı, istihdamı ve ihracatı teşvik eden her türlü girişim ve çalışma değerlidir. Söz konusu krediler daha önceki KGF garantili kredilerinin akıbetine uğramamalı, gerçekten üreten ve yatırım yapan sanayici ve müteşebbislere verilmelidir. Bu kaynakların tahsisi siyasi müdahalelere ve suistimallere maruz bırakılmadan yapılmalıdır. Hayali yatırımcılar ve verimsiz projelerle çarçur edilmesi engellenmelidir. Faize bulaşmak istemeyen vatandaşlar teşvik paketlerinden daha fazla mahrum bırakılmamalı, bu vatandaşlarımızın da teşviklerden istifade edebileceği mekanizmalar geliştirilmelidir.

Yastık altındaki altının ekonomiye kazandırılması hususuna gelince; bu altının ekonomide ne şekilde kullanılacağına dair ciddi tereddütler vardır. Vatandaşa ait bu birikimlerin de mevcut kriz içerisinde eriyip yok olmayacağının bir garantisi yoktur. Ekonomiye kazandırılacak bu altının erimesi durumunda vatandaşa ağır vergi ile enflasyon yükü olarak geri döneceği aşikardır.

KESİNTİSİZ ZAMLAR, SOSYAL VE SİYASİ KAOSLARA KAPI ARALAYABİLİR

Artan enflasyon, yapılan ultra zamlar ve yüksek maliyetler hayat pahalılığını milletin birinci gündemi haline getirmiştir. Ev kiralarıyla yarışan elektrik faturaları ve akaryakıt zamlarındaki süreklilik çekilmez hale geldi. Bu olumsuzlukların siyasi gerekçelerle suistimal edilerek sokaklara taşınma girişimleri, ekonomik krizin artık farklı bir boyuta çıktığını göstermektedir. Öncelikle var olan krizin siyasi emellere alet edilmesinin kimseye bir faydasının olmayacağını belirtmek isteriz. Ancak bu büyük zamların hayat şartlarını çok ağırlaştırdığının hükümet tarafından görülmesi ve acilen çözüm için adımlar atılması gerekir. Enerji fiyatlarının dünya genelinde yükselmesi bir vakıa olmakla beraber halkımızın alım gücü ve gelir durumu göz ardı edilmiş, düşük ve orta gelirli kesim gelen faturalar karşısında çaresiz kalmıştır. Pandemi sonrasında yavaş yavaş istihdamı artıran küçük ve orta ölçekli işletmeler bu beklenmedik ve ani maliyet artışları karşısında çaresiz kalmışlardır. Fiyatlar revize edilerek toparlanma sürecine fırsat tanınmalı, fiyat artışları küçük dilimler halinde zamana yayılmalıdır. Üreticilerin rekabet gücünü ve ayakta kalma kabiliyetini artırmak için enerji maliyetlerinde indirime gidilmelidir. Zira üretim altyapısı ciddi bir tehdit ile karşı karşıyadır.

Cari açığı kapatıp enflasyonu düşürmenin yolu olarak görülen ihracat artışı, Omicron varyantının vurduğu küresel piyasalarda baş gösteren talep kısıtlaması riskini taşıyor. Ukrayna sorunu gibi küresel riskler de talep daralmasına neden olmaktadır. Küresel piyasalarda var olan bu istikrarsızlıklar, ihracatın kısa vadede kurtarıcı olamayacağını göstermiştir.  Halkın hayat standardını ve alım gücünü koruyacak tedbirler almak zorunluluktur. Temel ihtiyaç maddelerine yeni zamlara yol açacak uygulamalardan kaçınılmalı, en büyük destek, teşvik ve sübvansiyonlar bu alana kaydırılmalıdır. Gıda ürünlerinde yapılan KDV indiriminin bu alanda bir ilk adım olması, günlük hayatı kolaylaştırıcı adımların atılmasına devam edilmesi ve bu tür uygulamaların etiket fiyatlarına yansıması gerekmektedir. 

CEZAEVLERİNDEKİ HAK İHLALİ İDDİALARI

Cezaevlerinde görevli infaz koruma memurları ve jandarma personelinin mahpuslara yönelik kötü muamelesi, son günlerde hem mahpuslar tarafından hem de aileleri tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin suçları ne olursa olsun devletin himayesinde birer insan oldukları ve temel insani haklara sahip oldukları unutulmamalıdır. Mahkûmların sağlık durumlarının önemsenmediği ve tedavi görme haklarının engellendiği yine dile getirilen şikâyetler arasındadır. Bazen darp bazen de haksız disiplin cezaları ile üzerlerinde baskı kurulmaktadır. İnfaz hukukunun amacı, kişinin ıslah edilerek topluma yeniden kazandırılmasıdır. Ancak uygulamada karşılaşılan hak ihlalleri mahpusları telafisi güç psikolojik ve fiziksel hastalıklara sürüklemektedir. Suçu, siyasi düşüncesi ve aidiyeti ne olursa olsun, cezaevlerindeki tüm tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği ve sağlığı devlete emanettir. Bu anlamda her türlü tedbiri almak, devletin yükümlülüğüdür. Mahpusların beden ve ruh sağlıkları korunmalı, sağlık hizmetlerine hızlı bir şekilde ulaşmaları sağlanmalıdır. Her türlü kötü muamele ve hak ihlali iddiaları etkin ve şeffaf bir yargısal denetime tabi tutulmalıdır. Ezcümle cezaevleri koşullarının acilen insani, hukuki ve evrensel değerlere uygun hale getirilmesi ertelenemez bir sorumluluktur.

İŞSİZLİK VERİLERİ

TÜİK’in açıkladığı 2021 Aralık ayı işsizlik verilerine göre Türkiye’de dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 11,2 olurken geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22,6 olarak gerçekleşti. İşsizlerin sayısı ise dar tanıma göre 3 milyon 794 bin kişi olarak açıklandı. 15-24 yaş grubunu oluşturan genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 20,8 olarak belirtildi. TÜİK verilerinde işsizlik oranları önceki aya göre yüzde 0,1 azalırken İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı yüzde 0,4 artmış bulunmaktadır. Yine İŞKUR’un paylaştığı verilerde kayıtlı genç işsizlerin oranı yüzde 32,4 olarak ifade edilmektedir. Bağımsız olarak çalışan farklı kuruluşların yapmış olduğu araştırmalara göre ise gerçek işsiz sayısı 8 milyon 365 bindir.  Ortaya konulan bu rakamlar, TÜİK rakamlarını tartışmalı hale getirmesinin yanı sıra hükümet ile ekonomi yönetiminin üretim ve istihdamda büyük bir başarısızlık içerisinde olduğunu göstermektedir. Enerji, akaryakıt ve diğer girdi maliyetlerinin her geçen gün katlanması, bütün ekonomik destek paketlerini boşa çıkarmaktadır.

2022 YKS’DE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

YÖK Başkanı, üniversiteye giriş sınavında 150 ve 180 barajlarını kaldırdıklarını, TYT sınav süresini 135 dakikadan 165 dakikaya çıkardıklarını açıkladı. Üniversitelerin ve diplomalı sayısının artırılması eğitimde kaliteyi artırmadığı gibi gençlerimizin hayata dair hedeflerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Sınav ve diploma odaklı eğitim sistemi mutlaka sorgulanmalıdır. Öğrenciler, ilkokulda yoğunluklu olarak değerler eğitimine tabi tutulmalı, ortaokulda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin keşfi yapılmalı sonrasında da mesleki liselere yönlendirilmelidir. Her öğrencinin üniversite mezunu olmasına gerek yoktur. Fakat her öğrencinin hayata hazırlanması elzemdir. Bunun için eğitimde yıllardır yapılan bu tarz şekilsel değişikliklere son verilmelidir. Eğitimde kaliteyi artırmak istiyorsak, eğitimin tüm kademelerinde uygulanan Batı'nın pozitivist ve pragmatist eğitim sistemine son verilmelidir. Bunun yerine erdemli, donanımlı ve yetkin insan yetiştirmeyi hedefleyen bir eğitim sistemi mutlaka oluşturulmalıdır.

TÜRKİYE KUDÜS DAVASINA ZARAR VERMEMELİDİR

Siyonist İsrail, Filistin halkına yönelik saldırı ve katliamlarına devam etmektedir. Geçen hafta içerisinde Nablus’un El-Mahfiye mahallesinde bir araca yönelik saldırıda 3 kişi katledildi. Bu saldırı bir kez daha göstermiştir ki Siyonist rejim, işgalcidir ve hiçbir sözüne güven olmaz. Bu saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz. Bu saldırılar devam ederken Siyonist rejimin başının Türkiye’ye gelmesi kabul edilebilir bir durum değildir. İsrail, bir devlet değil işgalci bir çetedir ve öyle muamele görmelidir. Türkiye ile Siyonist rejim arasında geliştirilecek ilişkilerin Filistin davasına zarar vermeyeceğini düşünmek, işgal rejiminin gerçek yüzünü tanımamak ve Kudüs davasını anlamamaktır. İşgalci rejim ile ilişkileri geliştirecek her adım; işgali meşrulaştırmak, Filistin halkını yalnız bırakmak ve Kudüs davasını zayıflatmaktır. Siyonist rejimin varlığı sadece Filistin halkı için değil, Türkiye de dâhil bütün coğrafyamızın güvenlik ve huzuru için bir tehdittir. Siyonist rejim geçmişte verdiği hiçbir sözde durmamıştır.  Filistin’in kurulmasını öngören Oslo Anlaşması’na uymamış, Mavi Marmara Katliamı sonrası ilişkilerin normalleşmesi için Türkiye’nin şartlarından olan Gazze ambargosunun kaldırılması şartını yerine getirmemiştir. Türkiye’ye yakışan, ne pahasına olursa olsun Filistin halkının ve Kudüs davasının yanında yer almasıdır.

HİNDİSTAN’DA MÜSLÜMANLARA YÖNELİK ZULÜM!

Hindistan’ın Karnataka eyaletinde Müslüman öğrencilerin okullara başörtüsüyle gitmesi yasaklanmış, Faşist Hindu çeteler ise Müslümanlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmıştır. 172 milyon Müslümanın yaşadığı ülkede Narendra Modi yönetimiyle beraber İslam karşıtlığı devlet politikası haline gelmiştir. Yıllardır Müslümanların temel hak ve hürriyetlerinin sözde hukuk yoluyla kısıtlandığı ülkede gerçekleştirilen son zorbalık sabırları taşırmıştır. Müslümanlara karşı devlet terörü uygulayan ve çetelerin hedefi haline getiren faşist yönetimi ve uygulamalarını lanetliyoruz. Dünyada artan İslam ve Müslüman karşıtlığına karşı hâlâ somut bir çözüm ortaya koyamayan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ivedilikle harekete geçmelidir. İİT bünyesindeki devletler derhal faşist yönetime yaptırımlar uygulamalı, Müslümanların hak ve hürriyetleri koruma altına alınmalıdır. Ülkedeki Müslümanlar da ivedi bir şekilde örgütlenmeli ve zorbalığa müsaade etmemelidir.

ŞEHZADE DEMİR – PARTİ SÖZCÜSÜ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI