Gündem Değerlendirmesi (08.11.2021)

Genel Merkezimizin 8 Kasım 2021 tarihli gündem değerlendirmesi

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

ÖNLENEMEYEN ZAMLAR VE YÜKSELEN ENFLASYON

Hayatın devamı için zorunlu ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki yükseliş durdurulamıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre Ekim ayı enflasyonu TÜFE’de yüzde 2,39, ÜFE’de ise yüzde 5,24 olarak gerçekleşti. Buna göre yıllık enflasyon TÜFE’de yüzde 19,89, ÜFE’de ise yüzde 46,31 oldu. Enflasyon artışında bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar; yüzde 27,41 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 25,23 ile lokanta ve oteller, yüzde 23,03 ile ev eşyası oldu. Özellikle gıda ve temel tüketim alanında artan fiyatlar enflasyon artışında etkili olurken bu oranlarla hükümetin enflasyonu tek haneli rakamlara indirme hedefinin imkânsız olduğu anlaşılmıştır.

Salgın süreci ve buna bağlı olarak üretim ve tedarik zincirindeki sıkıntılar dünya genelinde ekonomik faaliyetleri olumsuz etkilerken kırılgan ekonomik yapısı ve uygulanan yanlış ekonomi politikaları nedeniyle bu sıkıntı Türkiye’de daha fazla hissediliyor. Dövizin önü alınamayan yükselişi ve enerji alanında peş peşe yapılan zamlar, özellikle üretim maliyetlerini ciddi anlamda artırmıştır. Bu durum zamlar ve yüksek enflasyon olarak geri dönerken halkın alım gücünü de büyük oranda düşürmüştür.

ENERJİ ZAMLARINDA TÜRKİYE AVRUPA ŞAMPİYONU!

Avrupa İstatistik Ofisi verilerine göre 2019 ile 2021’in ilk yarısını kapsayan dönemde elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki artışta Avrupa ülkeleri arasında Türkiye açık ara ile önde bulunuyor. Detaylı istatistiki bilgilere yer verilen raporda 24 ülkede fiyatlar artarken 15 ülkede ise fiyatlar ya düştü ya da sabit kaldı. Türkiye’de yüzde 47,4 olarak hesaplanan artış oranı, halkın alım gücünü düşüren en önemli etkenlerden biri olmuştur. Zira elektrik ve doğalgaz meskenlerde olduğu gibi sanayide de önemli bir ihtiyaçtır. Bu alanda yapılan her zam, diğer tüm ürünlerin zamlanmasında tetikleyici rol oynamaktadır. Dünya genelinde enerji fiyatlarında genel bir artış görülürken diğer ülkelere göre Türkiye’de artış oranı oldukça yüksektir.  Bu tablo, hükümetin bu alandaki politikalarını gözden geçirmesini, temel ihtiyaçlardan olan elektrik ve doğalgazdaki fiyat artışlarına karşı ciddi tedbirler alınmasını zorunlu kılmaktadır.

MEDYA VE AİLE DEĞERLERİ ÇALIŞTAYI

Türkiye’de insanlar günde ortalama 5-6 saatlerini televizyon karşısında geçirmektedir. Bu nedenle sağlıksız TV programlarının meydana getirdiği tahribatlar çok büyük olmuştur. Toplum değerlerinden uzaklaştırılmış, aile mahremiyeti yok olmuş, sosyo-kültürel buhranlar meydana gelmiştir. Adli Sicil İstatistiklerinin 2020 yılı verileri de bu noktada ibretler barındırmaktadır. Yıllık boşanma dava sayısının 250 bin dolaylarında olması, aile kurumunun karşı karşıya bulunduğu krizi gözler önüne sermiştir.  

Böyle bir konjonktürde RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarının “Medya ve Aile Değerleri Çalıştayı” düzenlemesi, değerlidir. Söz konusu çalıştayda televizyonlardaki gündüz kuşağı programları başta olmak üzere toplumun ahlaki yapısına aykırı yayın içeriklerinin kaldırılması önerildi. Sonuç bildirgesinde, doğru tespitler yapılmış olsa da ortaya konulan hassasiyetin önümüzdeki süreçte pratikteki karşılığı daha çok önem arz etmektedir. Mahremiyetleri yıkan, aile kurumunu itibarsızlaştıran ve toplumsal değerleri erozyona uğratan yayınlar derhal durdurulmalı, ahlak ve maneviyat ağırlıklı yapımlara öncelik verilmelidir. RTÜK, talep eden taraf olmaktan ziyade, televizyon yayınlarının ahlakı ve aile kurumunu çökertmesini önleme konusunda birinci derecede sorumlu olan kurumdur. Bu nedenle RTÜK, topluma karşı bu sorumluluğunu titizlikle yerine getirmeli ve yaşanan ahlaki erozyonun önüne geçmelidir.

5.YARGI PAKETİ BEKLENTİLERİ KARŞILAMAMIŞTIR

Hukuki işleyişe daha insani ve adil bir yaklaşım getirmesi umulan yargı reform paketlerinden beşincisi, TBMM başkanlığına sunuldu. Özellikle anne-babası boşanmış çocuğun velayetine sahip olmayan ebeveynin çocuk ile şahsi ilişki kurulmasına dair işlemler ve çocuk tesliminde yetkinin icra dairelerinden alınması ve bunun için özel birimler kurulması olumlu bir adımdır. Ayrıca velayet hakkını kötüye kullanan ebeveynden bu hakkın geri alınabilmesi de önemli bir çözümdür. Öte taraftan kamu vicdanını yaralayan ve toplumsal bir beklenti haline gelen sorunların giderilmesine yönelik bir düzenlemenin pakette yer almaması da hayal kırıklığı oluşturmuştur. Özellikle genç evlilik mağdurları ile süresiz nafaka zulmü yine es geçilmiş, aile kurumunu yerle bir eden gayrimeşru ilişkiler ile zinayı yeniden suç olarak ele alacak bir düzenlemeye bu pakette de yer verilmemiştir.

ISLAH ETMEYEN CEZA HUKUKU

TÜİK’in 2020 yılı hukuk verileri açıklandı. Açıklanan istatistiklere göre geçtiğimiz yıl en az 266 bin kişi hükümlü olarak cezaevinde bulunmuştur.  Tutuklu veya tutuksuz olarak ceza yargılamaları devam eden kişilerle bu oran oldukça vahim bir tabloyu oluşturmaktadır. Yaralama ve hırsızlık suçlarının en yüksek adli suç oranını teşkil ettiği istatistiklere göre suç işleyenler arasında yükseköğretim ile lise mezunları azımsanmayacak oranlardadır.

Bir hukuk düzeninin başarısı cezayı infaz ile değil, suçu önleme oranı ile ölçülebilir. Hukuk ve eğitim sisteminin suçları önlemediği bir gerçeklik olarak karşımızdadır. Yargı reform paketlerinin, ceza hukukunu ıslah edici bir misyona kavuşturması elzemdir. Din, ahlak ve toplumsal değerlerle güçlendirilmiş bir hukuk düzeni ve eğitim sistemi mutlaka inşa edilmelidir. 

2020 yılı içerisinde açılan soruşturma dosyalarının %56,1’i hakkında takipsizlik kararı verilmesi, adli makamların gereksiz yere meşgul edilmesi ile birlikte vatandaşın haksız bir şekilde mimlenmesi anlamı taşımaktadır. Soruşturmaya yer olmadığı kararı önemli bir reform adımı iken bunun işletilmeyerek soruşturma açma geleneğinin sürdürülmesi anlaşılır şey değildir. Bu anlamda adalete aracılık etmek, hukuk ile insanlara eziyet etmeye dönüşmüştür. Hükümetin, söz konusu istatistiklerden yola çıkarak problemleri doğru teşhis etmesi ve uygun iyileştirme kanallarını harekete geçirmesi gerekmektedir.

DEDAŞ’IN KEYFİ UYGULAMALARI TARIMA ZARAR VERİYOR

Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Siirt, Batman ve Şırnak’a enerji dağıtan Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) yetkilisinin, bölgede borcunu ödemeyen çiftçilere artık elektrik vermeyeceklerini belirtmesi zaten zor şartlarda ekim yapan çiftçileri zor bir sürece mahkûm etmiştir. Ülke ekonomisine önemli katkıları olan çiftçilerin şartlarının kolaylaştırılması gerekirken daha da zorlaştırılarak adeta ekim yapamaz duruma getirilmeleri anlaşılır bir durum değildir. Tarım sektörünün ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesinde çok önemli işlevler üstlendiği unutulmamalıdır. Elektrik dağıtım şirketinin astronomik ceza uygulamaları ve çiftçiyi borçlandırmada ortaya koyduğu keyfilik, bölge insanını usandırmıştır. İnsanların bu konudaki şikâyetleri her geçen gün daha da artıyor. Bilinmelidir ki; çiftçi biterse bunun sıkıntısını bütün ülke olarak yaşayacak, bir ekmek için dışarıya el açmak durumunda kalacağız. Bunun önüne geçebilmek için öncelikle DEDAŞ’ın keyfi uygulamaları sona erdirilmeli, elektrik borcu olan vatandaşlara kolaylık sağlanmalıdır. Bununla birlikte elektrik ile sulu tarım yapan çiftçiye elektrik desteği sağlanmalıdır. Ülkenin yararına olan uygulama, çiftçinin tehdit edilmesi değil, desteklenmesidir.    

SUUDİ ARABİSTAN’IN LÜBNAN’A YÖNELİK YAPTIRIMLARI!

Lübnan’ın Enformasyon Bakanı George Kardahi'nin Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşı eleştirmesi üzerine Suudi Arabistan ve müttefikleri tarafından Lübnan’a karşı diplomatik ve ticari yaptırım kararı alındı. Uzun süredir ekonomik ve siyasi krizle mücadele eden Lübnan’a yönelik bu yaptırımlar ülkenin ekonomisinde yeni bir yıkıma sebep olacaktır. Daha önce Katar’a karşı da benzer bir ambargoyu örgütleyen Suudi Arabistan bölgede istikrarsızlığı ve ayrışmayı körükleyen politikalarına devam ediyor. Bölgesel politikalarını tehdit ve yaptırımlarla dayatan Suudi Arabistan, Yemen’de olduğu gibi Lübnan’da da halkı yoksulluk ve kaosa mahkûm etmeye çalışmaktadır. Suudi Arabistan başta Lübnan olmak üzere bölge ülkelerine karşı bu tehditkar tutumundan derhal vazgeçmeli, bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini ihtilafları derinleştirmek için değil, bitirmek için kullanmalıdır.

AFGANİSTAN’DA İNSANİ DRAM ÇÖZÜLMELİDİR

Afganistan’da 20 yıl devam eden ABD işgali sona erse de onlarca insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırı ve patlamalar devam etmektedir. 15 Ekim günü Kandahar’da Cuma vakti bir camiye yapılan saldırıda 47, 2 Kasım günü başkent Kabil’de bir askeri hastaneye yapılan diğer bir saldırıda da 15 kişi hayatını kaybetmiş, yüzden fazla kişi de yaralanmıştır. Afganistan’ın istikrar ve huzurunu hedef alan bu menfur saldırıları kınıyor ve lanetliyoruz. Vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyor, kardeş Afgan halkına taziye ve başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Öte taraftan Afganistan’da açlık ve yoksulluk çeken insanların sayısı da her geçen gün artmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı; Dünyanın Afganistan’da sadece siyasi bir gerginliğe değil aynı zamanda ekonomik çöküşe de şahitlik ettiğini, insanların kendi topraklarında hayatlarını idame ettiremez duruma geldiğini, 2022’nin başına kadar Afgan halkının yüzde 97’sinin yoksulluk sınırının altında kalabileceğini ifade ederek yardım çağrısında bulundu. Dışardan gelecek sınırlı yardımlarla 38 milyon insan hayatını devam ettiremez. Bu durum, komşu ülkelere ve Avrupa’ya göçü tetikleyecektir. Bu nedenle Afganistan bir an önce istikrara kavuşturulmalıdır. İnsani yardım anlamında da BM ve komşu ülkeler acil yardım paketleri ile Afganistan’ı desteklemelidir. Bütün tarafları bu konuda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI