Yapıcıoğlu: Ne Parlamenter Sistem ne de Başkanlık Sistemi tabu değildir

Katıldığı bir TV programında iç ve dış gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, ne Parlamenter ne de Başkanlık Sistemi’nin bir tabu olmadığını vurguladı.

/ GENEL MERKEZ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı BBN Türk TV’de Fahrettin Damga’nın iç ve dış gündeme dair sorularını cevapladı.

Türkiye’nin en başta sorunlarından birinin adalet olduğunu söyleyen Yapıcıoğlu; ekonomi politikası, Kürt Meselesi, Kürdistan söylemi, anadilde eğitim meselesi, Şeyh Said, Seyid Rıza ve Said Nursi’nin mezar yerleri, mevcut sistem ve Parlamenter Sistem ile Suriye Meselesi gibi konularda değerlendirmelerde bulundu.

HÜDA PAR Kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

“HÜDA PAR 9 yıllık bir parti. HÜDA PAR,İslam’ı hayatın merkezine alan, İslam’ı bir hayat nizamı olarak kabul eden ve bütün hayatını -siyasi hayatı da dahil- buna göre şekillendirmeye çalışan siyasi bir kadronun kurmuş olduğu siyasi bir partidir. Bu siyasi kadro meşru hedefleri ancak meşru vasıtalarla ulaşabileceğine inanır. Halkın can, mal, din, akıl ve nesil emniyetini sağlamanın devletin varlık ve meşruiyet sebebi olduğuna inanır. Adaletin hiçbir şeye feda edilmeyeceğine inanır. Bu yüzden ‘Önce İnsan Öncelik Adalet’ diyor. Sloganımız budur. Bu sloganla yola çıkmış ve herkese adil davranmanın ilahi bir emir olduğunu inanan bir kadroyuz. Sadece etnik bir gruba, belli bir bölgeye ve sadece belli bir inanca hitap etmez bu kadro. Adalet mutlaktır. Her zaman her şart altında herkese karşı adil olması gerektiğine inanır. Meşru bir duruşumuz vardır. Önce insan deriz çünkü insan eşrefi mahlûkattır.

Kapitalist ekonomi modelinin insanlık dışı bir şey olduğunu, vahşi olduğunu ve mutlaka terk edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Uluslararası sistemin temelinde yine adaletin olmadığına inanıyoruz. Bu sistemin değişmesi gerektiğini söylüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı ‘Dünya beşten büyüktür.’ demişti. Bizim parti programımızda coğrafi olarak Afrika’nın ve Güney Amerika’nın yine inanç olarak İslam’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde temsil hakkının bulunmaması nedeniyle bu sistemin sürdürülebilir olmadığını söylüyoruz. On yıl önce yazmış olduğumuz programdır bu. Nerede insan varsa nerede insana dair bir sorun varsa HÜDA PAR hepsine parmak basar, hepsine ilişkin çözüm önerileri vardır. HÜDA PAR memleketin her tarafındadır.

Bizimle ilgili çok kara propaganda yapanlar var. Dokuz yıldır biz siyaset alanındayız ama dokuz yılda belki 90 yıllık partilere yapılmadığı kadar bizlere iftiralar edildi. Memleketin doğusunda Kürt kimliği olan vatandaşlara diyorlar ki ‘işte HÜDA PAR Kürt düşmanıdır.’ Batı da ise diyorlar ki ‘HÜDA PAR Kürtçü bir partidir.’ Selefi çizgideki insanlar bizi tekfir ederler. Ama birileri de bizi ‘selefi’ olmakla itham ederler. Bu kadar birbirine zıt ithamlar ediliyor. Biz de belki yeterince basında yer bulamadığımız için, bunlara yeterince cevap veremediğimiz için maalesef bazı insanlar inanıyor. Bundan dolayı bu kara propagandalar ile mücadele etmek için memleketi karış karış dolaşmaya çalışıyoruz. Halkla birebir temas ederek kendimizi tanıtmaya çalışıyoruz.

Birileri taş koyacak, birileri engel koymaya çalışacak, bizi olduğumuzdan farklı tanıtmaya çalışacak problem değil. Ama inşallah ben inanıyorum ki en büyük hilemiz hile yapmamaktır. Biz asla kimseyi aldatmayacağız. Rakiplerimize de iftira atmayacağız. Meşru bir hedefimiz vardır o meşru hedefe varmak için meşru vasıtaları kullanmak zorundayız. Meşru olmayan yollarla hedeflere varılamayacağına inanıyoruz. Onlar belden aşağı vursalar da biz kuralına uygun bu oyunu oynayıp inşallah bir gün kendimizi vatandaşımıza tanıtacağız. Bizi yok farz edenlerin oyununu bozuyor HÜDA PAR. HÜDA PAR’ın çıkışı bazı hesapları bozuyor. Hesabı bozulanlar da bu yönden bazı yeni oyunlar kurmaya çalışıyorlar. Kara propagandalarla HÜDA PAR’ı gözden düşürmeye gayret sarf ediyorlar. Fakat güneş balçıkla sıvanmaz. Bölgede ikinci bir Endülüs oluşturma hayali olanlar HÜDA PAR’dan rahatsız olurlar. Fakat HÜDA PAR ve HÜDA PAR gibi düşünen bölgedeki samimi Müslümanlar inşallah oranın ikinci bir Endülüs olmasına asla izin vermeyecektir.

“Türkiye’nin birinci en büyük problemi Adalet meselesidir”

Türkiye’nin şuan en büyük problemi veya problemleri ne sizce?

Türkiye’nin en büyük problemi Adalet meselesidir. Adalet her şeyin yerli yerine konmasıdır. Bu yüzden biz ‘önce insan öncelik adalet’ dedik. Bugünkü bir mesele değil, 30 yıllık bir mesele de değil, 100 yılı aşkın bir meseledir. Sistemin halkın değerleri ile çelişmesi ve barışık olmaması sorundur. Bir diğer sorun ise sistemin halkın değerleriyle barışık olmaması sorundur. Sistemin halkın değerleri ile çelişmesi ciddi bir problemdir. Bir mizah dergisinde ‘Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve sadece İslam hukukuna göre gömülen kişidir’ şeklinde tanımlanır. Bizim hukuk sistemimiz hep dışardan gelmiş. İşte bugün harflerin değiştirilmesinin yıldönümü. Nice âlimlerimiz bir gecede cahil bırakıldı. Ama aslında bir milleti köklerinden, inancından koparmanın yolu bulundu. Bu çok ciddi bir problem. Biz diyoruz ki sistem mutlaka halkın değerleriyle barışık olmalıdır. Barışmadan yani kendi kökleri üzerinde yükselmek istiyorsa yeni bir medeniyet kurması bu çok kolay bir şey değil. Hazır bir medeniyetimiz var ama ona sırtımızı dönmüşüz. Bin dört yüz yıllık bir birikimimiz var. Bu kadar köklü bir gelenek ve kültür olmasına rağmen kendi kültürüne, kendi tarihine, kendi inancına sırt dönüp yanlış yerde çözüm arıyoruz.

Avrupa Birliği uyum yasalarıyla biz yol almaya çalıştık. İstanbul Sözleşmesi uzun süre yürürlükte kaldı. Yakın zamanda kaldırıldı. İstanbul Sözleşmesi’nin çok ciddi zararları oldu. Kanunun Meclis’ten geçtiği gün 8 Mart 2012 henüz partimizi kurmamışız. O gün bir Sivil Toplum Kuruluşu’nun bir başkanı olarak özel bir TV’de 1,5 saat bu kanunu konuştuk. O gün Sayın Cumhurbaşkanı’na bir çağrıda bulundum ve dedim ki, lütfen bu kanunu onaylamayın. Kanunun adı ‘Aileyi Koruma Kanunu’ ama ailenin köküne kibrit suyu döküyor. Aileyi paramparça edecek boşanmalar artacak. İnsanlar evlenmeye korkar hale gelecekler. Kadına yönelik şiddeti de durduracağı belli değil, aksine arttırabilir de. Avrupa Birliği uyum süreci içerisinde de pek çok şey dayatıldı ve Türkiye bunları kabul etti.

“Nimet-külfet dengesinin olmayışı ve kapitalist ekonomik sistem önemli bir sorundur”

Yine bizim sorunlarımızdan bir tanesi nimet-külfet dengesi yoktur. Kapitalist ekonomi sistemi milletin canını okumuş. 1925 Birinci İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren memleket genelde fakirden alınıp zengine dağıtılıyor. Böyle bir sistem var. Yani sermayedar para kazanıyor. Bir şeyler üretmeden kazanıyorlar. 2022 Bütçesi Meclis’e sevk edildi. Faize ayrılacak olan para 200 milyar, bir sonraki sene de bu rakam 290 milyar çıkacağı tahmin ediliyor. Bu sistemin dışına kendinizi çıkarmadan, alternatif bir sistem geliştirmeden bu sistemin içerisinde olduğunuz müddetçe bu böyle devam edecek.

Şuan Türkiye’nin en büyük problemlerden bir tanesi ekonomiktir. Üç ayı aşkın bir süredir Ağrı’dan Balıkesir’e, Antalya’dan Rize’ye, Sinop’tan Mersin’e kadar memleketin dört bir tarafına gittik. İstisnasız kim ağzını açıyorsa ekonomik sıkıntılardan başlıyor. Bu nedenle biz diyoruz ki bu aşırı borç yükü ülkelerin egemenlik hakkını ya da bağımsızlığını ciddi bir şekilde tehdit eder boyuta geldi. Hatırlayalım Yunanistan bir dönem çok ciddi bir borçlanma dönemi yaşamıştı. Avrupa Birliği’nden yardım isterken bir teklifte bulundu dedi ki; ‘birçok adalarınız var bazı adalarınızı satın.’ Türkiye artık denk bütçe yapmalı. Borçlanmaktan vazgeçmeli.

“Kürt Meselesi çözüm bekleyen ve memleketin en önemli sorunlarından bir tanesidir”

Memleketin önemli meselelerinden bir tanesi de -Sayın Cumhurbaşkanı yoktur diyor ama -Kürt Meselesi çözüm bekleyen memleketin sorunlarından bir tanesidir. Çözüm süreci döneminde biz dedik ki adına bu çözüm süreci denilen çatışmasızlık süreci çatışmaların durması cenazelerin gelmiyor olması, insanları meseleyi daha özgür bir ortamda konuşuyor olabilmesi önemlidir. Bu nedenle biz bu sürece destek veriyoruz. O dönem AK Parti belki Kürtlerden en fazla oy alan partiydi. Buna rağmen hükümet masanın bir tarafında oturup karşısına da Kürtlerin temsilcisi olarak birilerini oturttu. Biz dedi ki siz neden Kürtlerin temsilcisi olarak tek partiyi alıyorsunuz. Hatta parti de değil, çünkü o parti muhatap alındığında onlar dedi ki ‘bizim irademiz İmralı’da. Onunla görüşeceksiniz.’ Sonra dediler ki ‘biz postacılık yapıyoruz. İmralı’dan Kandil’e, Kandil’den Ankara’ya, Ankara’dan İmralı’ya mekik dokuyarak biz bir postacı vazifesi görüyoruz’ dediler. Öyle bir durumda bundan sonuç çıkması mümkün mü?

Bir de sorunun tarifinde problem var. Devlet organlarına göre sorun bir şiddet sorunuydu. Bu şiddet bitmeliydi. Silahlar susmalıydı. Dedi ki ‘siz silahınızı bırakın yurt dışına çıkın bu mesele çözülür.’ Ama elinde silah oranlara göre sorunun tarifi başkaydı onlar dedi ki ‘biz devletle anlaştık, devlet buranın yönetimi bize bırakacak. Bizim silahlı elemanlarımız da artık bölgenin silahlı gücü olacak.’ Şimdi çözüme bu kadar farklı anlamlar yüklenen bir yerde. İki muhatap var ama her birisinin çözüme yüklediği anlam çok farklıydı. Bundan çözüm çıkmaz dedik. Evet, sorunun bir şiddet boyutu var. Silahların susması gerekir. Birilerinin elinde silah varsa ve siz o silahı ellerinden almak istiyorsanız elbette onunla oturup konuşacaksınız. Eğer mesele hak meselesi ise vatandaş bir hak talebinde bulunuyorsa, bu hakkı üçüncü bir kişinin şu ve bu davranışına bağlama onu şart koşma hakkını siz nereden alıyorsunuz. Ve bunu başka biriyle nasıl pazarlık konusu yapıyorsunuz.

Bu konularda hükumete uyarılarda bulunduk. Fakat maalesef bizi dinlemediler. Keşke çözüm süreciyle ilgili, Suriye politikasıyla ilgili ve FETÖ ile ilgili hükümet bizi dinleseydi veya Türkiye’deki siyasi partiler bizi dinleseydi. Türkiye şuan bulunduğu noktadan çok daha ilerde bir seviyede olacaktı.

“Okullarda Kürkçe seçmeli ders ama kâğıt üstünde”

Devlete göre Kürt meselesi ‘bir şiddet sorunu’ bir de ekonomik geri kalmışlık sorunu. Ama mesele bundan ibaret değil. Meselenin sosyal ve tarihsel boyutu var ve mesele uluslararası bir boyuta taşınmış durumda. Şimdi diyoruz ki TRT’nin TRT Kürdi diye bir kanalı var. Hatta okullarda Kürkçe seçmeli ders var. Kâğıt üstünde isteyen vatandaş çocuğuna seçmeli ders olarak Kürtçe dersini seçebiliyor. Ondan önce Kürtçe kursları açıldı. Fakat şu unutuluyor. Son birkaç yıl içerisinde bu seçmeli ders kursunu veren kaç tane öğretmen ataması yapıldı? Veya kâğıt üzerinde seçilen o dersi çocuklar alabiliyor mu? Çözüm süreci dedikleri süreç akamete uğrayınca kimsede bu sorunları konuşamaz hale geldi.

“O coğrafyanın adı Kürdistan’dır”

Siirt’in Kurtalan ilçesinde biri dedi ki ‘burası Kürdistan’dır. Terör propagandası yapmaktan gözaltına alındı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Meclis’te yaptığı konuşmayı hatırlayalım. ‘Bunlar tarihi bilmiyorlar. Meclis’in tutanaklarına bakın Kürdistan neresidir göreceksiniz.’ demişti. Birinci Meclis’in tutanaklarında o Meclis’te bulunan insanlar Kürdistan mebusu olarak geldiler. O coğrafyanın adı Kürdistan’dır. Kutadgu Bilig’te Arz-ı Ekrad (Kürtlerin Yurdu) olarak geçer orası. Selçuklular döneminde Sultan Sencer orayı Kürdistan olarak tanımlamıştır. Osmanlılar döneminde orası Kürdistan’dır. O coğrafyanın adı Kürdistan’dır. Birisi Kürdistan deyince gözaltına mı alınacak? Çin’in kuzeybatısında Doğu Türkistan var. Hepimiz Doğu Türkistan diyoruz. Mesela biz Kuzeydoğu Yunanistan demiyoruz. Orası Batı Trakya’dır. Bu coğrafi bir tanımlamadır. Çanakkale’de dedelerimiz beraber yatıyor. Birlikte İstanbul işgal edilmesin diye orada çarpıştılar şehid oldular. Şimdi bu memleketi dedelerimiz beraber kurdu. Ama anayasaya göre Türkçe dilinden başka hiçbir dil çocukları ana dil olarak öğretilemez.

Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan isimlerin iadesi ile ilgili bazı şeyler söylediler. Mesela Bitlis’in Güroymak ilçesini Sayın Gül, ‘orası Norşin’dir’ dedi. Ne oldu bu isim iadeleri? Gerçekleşti mi? Yok. Çözüm süreci bitince isimler de durdu. Bizim bunları rahat bir şekilde konuşabilmemiz lazım. Fakat maalesef çukur olaylarında bilmem kaç tonluk bombalar patlayınca o gürültü arasında bu sesler de duyulmaz oldu. Fakat doğru yapılmadı. Şimdi o gün onları Kürt temsilcisi olarak karşısına oturtmak neyse nasıl bir hataysa. Bugün olmasa devrildi diye mesele bitti artık bu mesele konuşacak kimse yok demekte aynı şeyi tersten söylemektir. Aynı hatayı başka bir türlü yapmaktır.

“Anadilde eğitim çok ciddi bir derttir”

Biz diyoruz ki mesela anadilde eğitim çok ciddi bir derttir. Her siyasi partinin tabanından Kürt vatandaşın bu talebi vardır. Sadece Kürtlerin değil, herhangi farklı bir dili olan vatandaş kim anadilinde eğitim görmek istiyorsa bu onun hakkıdır. Osmanlı Devleti’ni parçalayan gerçekten Osmanlı coğrafyasında farklı farklı dilerin konuşulması mıydı? Mesela Yemen’de Arapça konuşulması mıydı? Biz kardeşiz diyoruz. Evet, kardeşiz ama kardeşliğin sadece edebiyatını yapmaktan vazgeçelim. Bununla yetinmeyelim. Bunun hukukunu oluşturalım. Kardeşlik nasıl olacak oturup konuşalım. Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuş bir devlet pek çok toprak kaybetmiş acaba yeni bir toprak kopar mı diye endişeyi ben anlıyorum. Bu endişeyi anlayabiliyorum. Fakat vatandaşların da bu taleplerinin bu endişeyi taşıyanlar tarafından anlaşılması için bir empati gerekiyor. Gerçekten ben şuna inanıyorum adaletsizlik bizi ayrıştırır, adalet bizi birleştirir.

“Şeyh Said, Seyid Rıza ve Said Nursi’nin mezar yerleri açıklansın”

Merhum İskilipli Atıf Hoca İstiklal Mahkemeleri tarafından haksız yere şehit edildi. Mezar yeri belli değildi. Sonra bu hükümet döneminde Allah razı olsun mezar yerini buldular. Naaşını çıkardılar O’na bir de mezar yaptılar. İskilip’teki devlet hastanesine adını verdiler. Çok güzel. Şimdi İstiklal Mahkemeleri tarafından asılan Kürtlerin büyük bir saygıyla andığı Şeyh Said ve Seyid Rıza gibi şahsiyetler de var, onunla ilgili neden aynı şey yapılmaz. O mahkeme neyse İskilipli Atıf Hoca’yı şehit eden de aynı mahkeme. O mahkeme kararı meşru bir kararsa o mahkemede meşru bir karar. Biz her ikisinin de meşru bir karar olmadığını çok iyi biliyoruz. İstiklal mahkemelerinin nasıl çalıştığını, nasıl hüküm kurduğunu herkes biliyor. Peki, Üstat Bediüzzaman Said-i Nursi hazretlerinin Şanlıurfa’dan naaşı gece darbeden sonra mezardan çıkarılıp götürüldü. Nereye götürüldüğü meçhul. Onun da mezar yeri açıklanmaz. Bir tane mezar taşı olsa onu sevenler gidip mezarın başına dua etse Fatih okusa çok mu bir şey, memleket mi bölünecek?

Aramızı cetvelle çizip bölen İngilizlerin dili memlekette konuşuluyor, uçaklarımızda İngilizce anonslar yapılıyor. Mesela Ankara’dan İstanbul’dan Diyarbakır’a, Van’a, Şırnak’a Hakkari’ye Mardin’e giden uçaklarda o insanların dilleri ile anons yapılması küçük bir jest olacaktı. Memleket bölünür mü? Adalet hiçbir şeye feda edilemez.

“Ne parlamenter sistem ne de başkanlık sistemi tabu değildir”

HÜDA PAR sistem tartışmasında nerede duruyor?

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş isteyenler milli iradeye çok sık vurgu yapıyorlar. Ama biz de diyoruz ki 1946 çok partili seçimler döneminden alırsak 60 yıla yakın bir süre Türkiye Parlamenter Sistem ile idare edildi ve pek çok sıkıntıyla karşılaşıldı. Hatta bu sıkıntılardan kaynaklı darbeler oldu. 367 krizinden sonra iktidar partisi erken seçim kararı aldı ve anayasa değişikliğine gitti. Anayasa değişikliğinde halkoyuna sundu. Yüzde 69 civarında bir evet oyuyla halktan onay aldı. Cumhurbaşkanını halk seçecek. Neticede üç yıldır devam eden bir sistem var. Şimdi parlamenter sistem 70 yıl boyunca denendi ve aksayan yönleri tamir edilmeye çalışıldı. Peki, bu başkanlık sisteminin aksayan yönleri nedir, bunu siyasi partiler oturup konuşabilir. Bu sisteme biraz daha şans tanınabilir diye düşünüyoruz. Ama şunu da söylüyoruz ne parlamenter sistem ne de başkanlık sistemi tabu değildir. Biz anayasa değişikliği döneminde de bunu söyledik. Tartışmaları karikatürize buluyoruz. Biraz abartılı buluyoruz. Şimdi eğer halkın yüzde 70’i bu sistemi değiştirmişse cumhurbaşkanı halk seçecek diyorsa o zaman muhalefet halkı ikna edecek. Önce o çoğunluğu sağlayacak, o çoğunluk sağladıktan sonra anayasayı değiştirecek. Anayasayı değiştirdikten sonra milletin onayına götürecek millet tamam biz parlamenter sisteme dönelim diyorsa dönülecek.

Türkiye kendi komşularıyla sorunlarını diyalog çerçevesinde çözmeli

Türkiye Suriye konusunda neyi yanlış yaptı size göre?

Türkiye kendi komşularıyla sorunlarını diyalog çerçevesinde çözmeli. Ne durum varsa bunları müzakere ile diyaloglarla çözmeli. Bütün İslam ülkeleri kendi aralarındaki hiçbir sorunu silah kullanarak şiddet kullanarak çözmeye çalışmamalı. Ümmetin iç meselelerinin hiçbirine emperyalistler müdahil olmamalı. Suriye’de 2011 yılında mart ayında olaylar baş gösterdi. O dönemde Türkiye soğukkanlı bir yaklaşımla dedi ki evet sistemle ilgili bir durum var. O dönemde Esad rejimi ile de görüşülüyordu. Bazı adımlar atıldı ve bu minvalde açıklamalar yapıldı. Olması gereken buydu. Biz de o dönem dedik ki; muhalefet üzerinden etkili olan Türkiye ve rejim üzerinden etkili olan İran emperyalistleri olaylara karıştırmadan oturup konuşsunlar. Suriye’deki vatandaşları rahatlatacak adımlar atılsın. Orada ciddi bir zulüm var, bu zulüm ortadan kaldırılsın. Çünkü oradaki kaotik ortam eninde sonunda Türkiye’yi de etkileyecek. Etrafındaki diğer ülkeleri de etkileyecek. Kim ister Suriye’nin bir kaosa dönüşmesini. En çok Siyonistler ister. Başka kim ister silah tüccarları ve emperyalistler ister. Bölge üzerinde hesapları olan oraya gelip çöreklenmek isteyenler. O dönem Türkiye şu tarihi hatayı yaptı. Akdeniz’deki tek deniz üssü olan Rusya’nın Esad rejiminin devrilmesine müsaade etmeyeceğini yeterince hesaba katmadı. İran-Irak Savaşı döneminde İran’a destek veren tek Arap ülkesi Suriye olması nedeniyle İran’ın da hem o gerekçeyle Filistin ve Lübnan’daki direniş gruplarına siyonizme karşı mücadele eden grupların desteklenmesine köprü görevi gören Şam’ın yalnız bırakılmayacağını da belki hesaba katamadı. Üç aylık bir ömür biçildi Esad rejimine. ‘Üç ay içerisinde bu rejim çökecek gidecek, hatta biz sınırdan gireriz sabah gireriz, ikindi namazını da Emeviye Camisinde kılarız’ şeklinde çok veciz bir ifade kullanıldı. Ama geldiğimiz noktada yaklaşık 11 yıldır Suriye harap oldu. Şehirler yıkıldı altyapı gitti. Yüz binlerce insan öldü. Konuşularak siyasi müzakerelerle bu iş çözülecek. On yıl sonra aynı noktaya gelindi. O gün de bu siyasi müzakereler yapılabilirdi. Yapılmalıydı. Hatta biz Türkiye ve İran bu meseleyi oturup konuşsun dedik. Çünkü muhalefet ve rejim üzerine en etkili bölge ülkeleri bunlar. Millet dedi ki Türkiye ve İran nasıl aynı masaya oturacak. İşte bölgesel rekabet var binlerce ölü var kan aktı. Şimdi can kaybı yüzbinlere çıktı. Türkiye Astana’da İran ile aynı masaya oturdu. Biz de o zaman şunu dedik, aynı masaya oturmak için illa yanlarına bir Rus mu olması gerekiyor? Ümmet Coğrafyası içerisinde olan sorunları ne zaman biz kendimiz çözme iradesi ortaya koyacağız? İçerdeki savaşın kazananı olmaz biz bunu söylüyoruz. Bizim bunları konuşmamız lazım. Şu ilkeler kesin olarak İslam ülkeleri tarafından benimsenmeli. Müslümanlar arasında kılıç çekme olmamalı. Namlular birbirlerine doğrultulmamalı. Sorun mu var oturup konuşalım. Allah’u Teâla bize demiyor mu aranızda bir problem çıkarsa onu Allah’a ve Resul’üne götürün. 50 küsur İslam ülkesi var. Eğer Türkiye bugün o tezkereleri çıkarma ihtiyacı hissediyorsa kendi öyle yapmış olduğu yanlışların bir sonucuyla uğraşmak zorunda kaldığı içindir.

“Türkiye yönünü İslam dünyasına çevirmelidir”

HÜDA PAR gelecekte nasıl bir Türkiye tasavvur ediyor?

HÜDA PAR’ın tasavvurundaki Türkiye inşallah herkesin huzur içerisinde olduğu bir Türkiye olacaktır. Milletin inancı ve değerlerine göre şekillenmiş bir sistem kurmuş, halkın inancı ile barışmış, kendi iç sorunlarını adalet temelinde çözmüş, gücünü milletinden ve gerçek dostlarıyla kurduğu ittifaklardan ve birliklerden alan, bu gücü adaleti ikame etmek için ve iyiliği yaymak için kullanan üreten ve ürettiğini adil bir şekilde bölüşen, fakir kimsesiz çaresiz muhtaçlara her türlü ihtiyaçları için el uzatan, yardımcı olan, dünya mazlumlarına da umut olmuş maddi kalkınmayla birlikte manevi olarak da yükselmiş, ahlaki ve insani değerleri yükselten ve gelecek nesillere sahip çıkan, düşmana benzemekten koruyan bir Türkiye hayal ediyoruz. Bizim hayalimizde böyle bir Türkiye var.

PROGRAMIN TAMAMINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI