Genel Başkan Yardımcımız Yılmaz: Türkiye’nin en büyük meselesi Kürt Meselesidir

Türkiye’nin en büyük meselesinin Kürt meselesi olduğunu söyleyen Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Hüseyin Yılmaz, 6-8 Ekim katliamına giden sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.

/ GENEL MERKEZ / Küçült | Büyüt

Rehber TV’de Olcay Ersoy’un sunduğu Gündem Özel programının canlı yayın konuğu olan  Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Hüseyin Yılmaz, 6-8 Ekim katliamına giden sürece ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

 

Doğu ve Güneydoğu’nun çalkantılı bir bölge olduğunu belirten Yılmaz, devletin tek taraflı dayatması sonucu bölge halkının bir bütün olarak mağdur edildiği bir sorun olarak görüldüğü bir döneme girmiş olduklarını söyledi.

Kürdlerin hem dindar oluşları hem de kimlik olarak Türk olmayışları üzerinden yıllarca bir politika izlendiğini dile getiren Yılmaz “Hem İslami hem de kavmi etnik kimliğe düşman temelinde yeni bir devlet oluşturuldu. Cumhuriyet kendini bunlar üzerinde kodladı Türk milliyetçiliğini ve laikliği esas aldı. Bu ikisini esas aldığı için de İslami ve Türk olmayan diğer bütün etnisitelere düşmanlık, onları yok sayma ve asimilasyon sürecini başlattı.” diye konuştu.

Çözüm sürecinde farklı adımlar atıldığını vurgulayan Yılmaz, Kürd Meselesi’ni çözeceğiz diye maalesef hep yanlış adımların atıldığını ifade etti.

 

Kürd Meselesi’nde elinde silah olan örgüt militanlarının muhatap alındığını ve onlara süreç adına alan açıldığını aktaran Yılmaz, “Bu alan açılma neticesinde de Müslümanlar sürekli zarar bundan gördü. Sırtını devlete dayayan PKK bu karanlık kapılar arkasındaki anlaşmalara dayalı olarak bir nevi bölgenin de İslamsızlaştırılması projesinde rol oynadı. Yıllarca devletin istihbarat birimleri Ergenekon zihniyetine sahip olan kişilerin elindeydi.” Şeklinde konuştu.

 

Türkiye’de 1999 yılı sonrası dindarlara yönelik bir kıyımın başladığını anımsatan Yılmaz, o dönem gerek PKK gerekse de devletten darbe yemeyen cemaat neredeyse kalmadığının altını çizdi.

 

“PKK’nın tek bir derdi var; Kürdlerin dinden ve imandan uzaklaştırılması”

“PKK ne zaman devletle masaya oturdu, bir çözüm süreci şeklinde başlatıldı ise sürekli özellikle bölgedeki Müslümanlara, dindarlara ve HÜDA PAR çizgisindeki insanlara yönelik saldırılarını artırmıştır.” diyen Yılmaz şunları kaydetti:

“PKK’nın tek bir derdi var, bölgenin, Kürdlerin dinden ve imandan uzaklaştırılmasıdır. Seküler bir yaşamı tercih etmesi için elinden gelenini yapıyor. Namus ve din mefhumunu kaldırıyor. Aile, ahlak her şeyi kaldırıyor. Şu an ki bütün ifsat projelerine baktığımızda da PKK ve o çizgideki siyasi parti ve dernekler var. Avrupa’nın projelerinde öncü rolü oynuyorlar.”

2013’te tekrar çözüm sürecinin başladığını ve bölgenin tekrar onlara teslim edildiğine değinen Yılmaz, “Hatta önceki süreçlere göre daha fazlasıyla teslim edilmiş. Yani asker ve polislere karakollardan çıkmayın, kırsal kesimde ise jandarmalara örgüt militanlarını takibe almayın, görüşmeyin, hatta görseniz dahi ilişmeyin talimatı verilmiş. Karakollardan çıkmayacaksınız. O dönem hükümet yetkililerinden itirafı var. Bu şartlarda bölge onlara teslim edildi, hatta PKK Diyarbakır ve Bingöl arasında karakol kurdu o dönem. Kontrol noktası kuruldu aylarca orada kaldı. Mahkeme binaları kurdular bu süreçte. PKK bölgedeki vatandaşın canına, malına musallat olmuştu. Herkesi haraca bağlamıştı. Haraç vermeyeni öldürüyordu. Ona teslim olmayan, biat etmeyen ve çalışmayan dindarları infaz ediyordu.” ifadelerini kullandı.

 

6-8 Ekim’de yaşanan vahşette devletin de büyük bir payı olduğunu belirten Yılmaz, çözüm sürecinde ‘PKK vahşetini ve eylemlerini yazmayın’ diye birileri tarafından basına talimat verildiğini bildirdi.

 

Tekfir düşüncesini benimsemediklerini ifade eden Yılmaz, “İslam’da aşırılık ve tekfircilik yoktur. Tekfir düşüncesine karşıyız. Tekfir düşüncesine göre tekfir edilen her kişinin öldürülmesi mubahtır. IŞİD’in öyle bir anlayışı var. Oradaki cinayetleri bahane ederek buradaki dindarları IŞİD diye yaftalayarak bir nevi kendisine meşrutiyet alanı oluşturmaya çalıştılar. Tarikatçısından tutun da nurcusuna kadar, HÜDA PAR’dan diğer tasavvuf ehline kadar herkesi IŞİD diye niteliyorlardı. Saldırılar için zemin oluşturuyordu. Böylece bak ben işte Amerika ve Avrupa’ya cici görünmek ama asıl amaç bölgenin İslamsızlaştırılması, dindarların imhası ve tek başına ideolojik bir hâkimiyet sağlamaktır. İdeolojisine boyun eğmeyen HÜDA PAR ve bazı çevreleri açıktan hedef alıp bu şekil imha bahanesi oluşturdu. Devlet de bu süreçte onlara bu imkânı verdi.  Onlara bu alanı açtı. Medya da onlara bu alanı açtı. Sessiz kalarak onların bu cinayetlerini yazmayarak ve çizmeyerek hatta buradaki dindarları çözüm sürecini bozan provokatörler gibi göstererek onlar için PKK’nın otoritesine karşı gelmek çözüm sürecini bozma hareketi olarak değerlendiriliyordu.” diye konuştu.

Olaylarda PKK tarafından Kobane’nin bahane edildiğini anlatan Yılmaz, 6-8 Ekim’de sadece tek hedefin olduğunu, bunun da dindar halk ve kesimi olduğunu belirtti.

 

“Gençlerin İslami düşünceye sahip olması noktasında HÜDA PAR bölgede en önemli aktörlerden biridir”

 

HÜDA PAR’ın PKK’ya boyun eğmediği için saldırılara maruz kaldığını ifade eden Yılmaz, şunları anlattı:
“Toplumun dindarlaşması noktasında HÜDA PAR’ın büyük bir çabası, bu konuda büyük bir özverili çalışması var. Gençlerin İslami düşünceye sahip olması noktasında HÜDA PAR bölgede en önemli aktörlerden biridir. Bu noktada da kimseye eyvallah yok. Devletin bölgeyi PKK’ya teslim etmesi noktasında geçmiş yıllarda devlete beraber çalışan ve korucu aşiretlerin birçoğu da PKK’ya teslim olduğu bir dönem. Teslim olmayan ona boyun eğmeyen onun otoritesini kabul etmeyen HÜDA PAR vardı. Bundan dolayı bir şekilde daha IŞİD bahanesiyle kitlesini HÜDA PAR’a yöneltiyor. Eğer HÜDA PAR’a diz çöktürebilirse bütün bölge kontrolü eline geçirecek, kendi istediği ideolojik yapıyı rahat bir şekilde bölgede tesir edebilecekti. Bir yandan bölgede yaşayan tüm Kürdleri rehin almış olacaktı. Devlet de bu projeyi görmedi. Gördüyse de laik ve seküler anlayışından dolayı zulümlere ve katliamlara göz yumdu.”

 

Diyarbakır’ın o zamanki HDP İl Başkanı Zübeyde Zümrüt’ün ‘Diyarbakır’da 400 tane IŞİD’in derneği var bugün onların imha günüdür’ sözünü hatırlatan Yılmaz, bu açıklamasına rağmen 6-8 Ekim olayları soruşturmasında ve davalarda isminin olmadığına dikkat çekti.

 

“Vahşeti bütün dünyaya gösterdik”

 

6-8 Ekim olaylarının perde arkasını tamamıyla anlatan Yılmaz,  “Saldırılarda birçok yerde eşzamanlı olarak HÜDA PAR teşkilatları ve HÜDA PAR’a yakın olan Sivil Toplum Kuruluşları ile PKK’ya teslim olmayan dindar kesimler hedef alındı. Hatta sakallı olduğu ve hanımı çarşaflı olduğu için öldürülen insanlar oldu. Böyle bir vandallık yaşandı. Her tarafta HÜDA PAR hedef seçildi. Saldırılar oldu, hemen her yerde de asker ve polis sokağa indirilmedi. Karakola hapsedildi.  Lâik seküler örgütün dindar Kürdleri imha etmesine zemin hazırlandı ve göz yumuldu. Yasin Börü’nün şehit edildiği ev sahibi kadınla resmen dalga geçiyor polis. Ciddiye alıp müdahale edilseydi belki bu vahşet yaşanmayacaktı.” şeklinde konuştu.
“Bizim çabalarımız, İLKHA ve Rehber TV’nin yayınları o dönem ses getirdi. Vahşeti bütün dünyaya gösterdik. Çünkü medya vahşeti göstermiyordu. Hatta PKK medyasına göre suçlu olanlar Yasin Börü ve arkadaşlarıydı. O şekil gösteriyorlardı. İLKHA, Rehber TV ve Doğruhaber gazetesi gibi yayın kuruluşları olmasaydı ya da HÜDA PAR’ın Parti olarak siyasi çalışması bunu gündeme taşımamış olsaydı, Yasin Börü ve arkadaşları mazlum değil de onları katledenler kahraman olarak anılacaktı.” Diyen Yılmaz şunları söyledi:

 

“O dönem alanda bulunan ve çekim yapan bir vatandaşımız vicdani elvermiyor yaşanılanları kaldıramıyor. O şekil gelip onları o binadan çıkarıp yakmaya çalışmaları ve arabayla üzerinden geçmesi. O zaman partiye telefona çektiği görüntüleri partimize getirdi. Şu an medyada sürekli yayınlanan görüntüyü paylaştı. O dönem o görüntüleri Emniyete de verdik. Emniyet aman bu görüntüleri kimseye vermeyin biz üzerinde çalışıyoruz dedi. Ama daha sonra hiçbir çalışma yapılmadığını gördük. Biz görüntü verdik, efendim görüntü karanlıktır tespit edilemiyor. Daha sonra bu görüntü medya üzerinden paylaştık. Ulusal medyada bu paylaşılınca ondan sonra o görüntülerde tespit edilen kişiler daha önce tespit edemiyoruz söyleyen güvenlik güçleri sonra o görüntülerden bir kısmını tespit etti.”  

 

Olayla ilgili 23 kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Yılmaz, bunların arasından dört kişinin beraat ettiğini, 19 kişini ise ceza aldını söyledi.

 

Dosyanın şu an Yargıtay’da olduğunu dile getiren Yılmaz, “Biz o dönemler şunu söyledik, evet siz üç beş tetikçiye ceza vererek bu dosyayı kapatmaya çalışıyorsunuz ama sadece tetikçilerle olacak bir şey değil. Onları sokağa salanlar vardı. Onlara talimat verenler vardı. Bunlara niye ilişmiyorsunuz. Bunları da almanız lazım dedik. Bunlara zemin hazırlayıp talimatla valilere sakın polisleri sokağa dökmeyim diyen siyasiler vardı. Bu işe göz yuman belki emniyet amirleri vardı. Devlet görevleri adına sessiz kalanlar vardı. Bunların da soruşturmaya dâhil edilmesi lazım diye söyledik. O dönemde de hiçbir işlem yapılmadı.” diye konuştu.

 

Süreç bittikten sonra iktidar ile HDP ile aralarındaki köprü yıkıldığını vurgulayan Yılmaz, ondan sonra bir operasyon yapıldığını ve içinde 36 HDP ve BDP’nin olduğu104 kişi hakkında dava açıldığını söyledi.

 

“HÜDA PAR’ın Kürd meselesine çözümüne yönelik olarak ciddi projeleri var”

 

 “HÜDA PAR’ın Kürd meselesine çözümüne yönelik olarak ciddi projeleri var. Bunun bir samimiyet meselesi olduğuna inanıyoruz. Samimilerse bu noktada bizim de önerilerimiz var. Doğru şekilde çözülmesi için neler yapılması gerekir? Bizim dile getirdiğimiz çözüm önerileriyle, PKK’nın ya da onun çizgisindeki yapıların çözüm önerileri arasında farklılık var. Aynı şeyler kastedilmiyor onlar Kürd derken sadece kendilerini kast ediyorlar. Diğerlerini zaten Kürd’ten saymıyorlar. Yani olaya ideolojik yaklaşıyorlar. Sadece kendi pencerelerinden olaya bakıyorlar.” diyen Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

“HÜDA PAR diyor ki, İslami çözüm. Her şeyde olduğu gibi Kürd Meselesi’nde de biz madem Müslüman’ız Türkler de, Kürdler de madem Müslüman’dır, o zaman İslami çözüm olması lazım. Çözümde İslam’ın merkeze konarak, İslam ne söylüyor? Bu meselelerle ilgili ne söylemişse açıktır. İnancımızda kavmiyetçilik yoktur. Yani Türkler Devlet olarak Türk milliyetçiliğini bırakırlarsa zaten önemli bir adım atılmış olacak. Çünkü bu noktada Kürdlerin etki-tepki meselesidir.”

 

İslam’ın ve Allah-u Taala‘nın bütün kavimler için verdiği haklar olduğunu dile getiren Yılmaz, “Ne eksik ne fazla Rabbimiz bize hangi hakları vermişse sadece onları istememiz lazım. Fazlasını değil Türkler şu an fazlasını istiyor. Ben diğer kavimleri kabul etmeyeceğim onlar hepsini Türk sayacağım böylece dünyadaki Türk nüfusunu artırmış olacağım. Şu kadar kişi Türkleşti. Yani asimilasyoncu yolu izliyor. Ona bu noktada bakıyoruz, çözüm olarak diğer kesimlerin çözüm önerilerine bakıyoruz, onlarda eksiklik var. Yani İslam’ın kardeşlik temelinde değil ideolojik temelde bakıyorlar. İdeolojik temeline bakıldığında dindar Kürdler dışarı da kalıyor. Bu sefer kendi zihniyetinde olanları esas alıyor. Kendi örgütleri için hak istiyorlar. 6-8 Ekim katliamını yaşatan PKK’nın talebine baktığımızda örgütüne özerklik istiyor. Örgütüne hâkimiyet alanı istiyor.” şeklinde konuştu.

Yılmaz, Kürd Meselesi’nin yanlış tanımlandığına işaret ederek, “AK Parti bölgeyi PKK’ya teslim etmeyi dahi göze almış. Ama buna rağmen PKK benim derdim Kürdlerin hakları değil, Kürdlerin haklarından ziyade biz demokratik Türkiye istiyoruz ve Erdoğan’ı istemiyoruz diyor. Erdoğan gitsin de Kürdler varsın haklarına kavuşmasın. Zaten ondan sonra ipler koptu.

 

Devlet diyor ki Kürd Meselesi şiddet sorunudur. İşte şiddet biterse örgütün elindeki silahı alırsam Kürd Meselesi çözülmüş olacak. Bu da yanlıştır. Yani siz Kürdleri Türk sayarak bu sorunu çözemezsiniz. Kürdleri kendi Allah-u Teâlâ’nın verdiği o sıfatla kabul edeceksiniz. Türklerle aynı haklara sahip olan ayrı bir kavim olarak kabul edeceksiniz. Kürd Meselesinin doğru tanımlanmaması sorunu halen sürüyor. dedi.

 

MHP’nin ipiyle kuyuya inilerek Kürd meselesinin çözümünün imkânsız olduğunu belirten Yılmaz, “Kürdlerin haklarının İslami bir çerçevede verilmesi lazım. HÜDA PAR olarak diyoruz ki, Kürd Meselesi Kürdler haklarına ancak İslam’a sarılarak, Allah’a sığınarak çözebilirler. Haklarına bu şekilde kavuşabilirler. Onlar da diyor ki Kürdler Allah’a sığındığı için İslam’a sarıldığı için bu hakları alamıyorlar. Ne yapmaları gerekir, devlet onları İslam üzerinden kandırıyorlar yıllarca. O zaman diniyle, imanı terk edeceğiz. O zaman Kürdler haklarını arayacak. Yanlış bir çözüm. Bir Türk’e verdiği hakların aynısını bir Kür’de de aynısını verdiği anda bu sorun çözülmüş olacak. Kimliğine göre, hatta dinine göre, mezhebine göre vatandaşa ayrı davranamaz. Devlet olarak görevini aynı şekilde yerine getirecek.” .” diye konuştu.

 

“Kürd Meselesi çözülürse PKK diye bir örgüt kalmaz”

 

“Kürd Meselesi çözülürse PKK diye bir örgüt kalmaz. Aynı şekilde Kürdlerin etnik farklılığı üzerinden siyasi anlamda oy devşiren siyasi partilere de yer kalmaz. Sorun çözülmüştür çünkü. Kardeşlik eşitliği ve adaleti de getirir. Bu noktada anayasada temsiliyeti gerektirir.” ifadesini kullanan Yılmaz şunları söyledi:
“Türk’ün dili serbeste, Kürd’ün dili de serbest olacak. Türk’ün dili resmi dili ise Kürd’ün dili de resmi dil olacak. Yaklaşık 30 milyondan fazla Kürd var bu memlekette. Kürdçe konuşan insanlar var. Siz bunları ayrı tutamazsınız. Başka ülkede birkaç yüz bin insan için onun dili resmi dil yapılıyor. Dil kesinlikle ülkeyi bölmüyor. Farklılığı kabul ettiğiniz anda güçlenirsiniz. Türk meselesi bitti demek bana göre büyük bir hatadır. Büyük bir yanlış bakış açısıdır. Kürdler ne zaman haklarına kavuşursa anayasal temsiliyeti olursa Kürd meselesi biter. Yani Kürdler uzaylı değil Kürdler Kürd kökenli de değil. Kürd’tür yani. Diyorlar ya Kürdler ne istiyor, Kürdler Kürd kalmak istiyor. Kürd kökenli olmak istemiyor. Kendi gibi olmak istiyor. Kürdler dindardır. Birileri onların Kürdlüğünü kullanıp, onları dinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Birileri de onların Müslümanlığını sürekli gündeme getirip Kürdleri bu sefer kendi etnik yapısını, kavmi yapısını inkâra zorluyor. İkisi de yanlış bir anlayıştır. Kürdler dindardır ve Kürdler Kürd kalmak istiyor.”

 

Bir daha 6-8 Ekim gibi olayların yaşanmaması temennisinde bulunan Yılmaz, “Bizim bölgemizin huzura ihtiyacı var. Birileri Kürdleri birbirine kırdırtarak yok ederek zaten amacını hedefine ulaşma gibi bir hedefleri var. Dindar Kürdleri hedef haline getirmenin kimseye faydası yok, dindar Kürdler bu bölgenin bir gerçeğidir. Burada yaşamaya devam edecek, bir yere gideceği yok, bunu herkesin bu şekil kabul etmesi lazım. 6-8 Ekim de inşallah ders alınmıştır. Bir daha o hataya düşmezler inşallah. Hem devlet hem de PKK açısından. Kürd Meselesi çözülmeden bölgede sorun ve sıkıntılar devam edecek. Türkiye’nin en büyük meselesi Kürd Meselesidir. Bir an önce bunun çözülmesi, ama doğru zeminde çözülmesi lazım. Sadece silahların susturulması meselesi değildir, bu ayrı bir aşamadır. Ama Kürdlerin haklarını örgütün silahını kurban edemezsiniz. Devlet olarak onu yaparlarsa en büyük hatadır.” değerlendirmesin yaptı.

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI