GİK Üyemiz Sülün: Batı’dan ithal edilmiş yaşam tarzı toplumu dejenere etti

Katıldığı bir TV programında eğitim ve aile kurumunun önemine dair önemli değerlendirmelerde bulunan GİK Üyemiz Aynur Sülün, Batı’dan ithal edilmiş yaşam biçiminin toplumu dejenere ettiğine dikkatleri çekti.

/ GENEL MERKEZ / Küçült | Büyüt

Genel İdare Kurulu (GİK) Üyemiz Sayın Aynur Sülün, Rehber TV’de Hadi Aydemir’in sunduğu “Müzakere” programında eğitim sistemi ve aile kurumu hakkında altı çizilecek değerlendirmelerde ve önerilerde bulundu.

İnsanlığın çok farklı musibetler ve belalar ile imtihan olunduğunu, bu imtihanlara karşı toplumsal olarak direnç ve dayanak noktalarının kaybedildiğini söyleyen Sülün, dinin önemine vurgu yaparak insanın varlık ve dünyaya geliş amacını ortaya koyan bir nizam olduğunu kaydetti.

“Böyle bir savaşın karşısında maalesef toplum olarak direncimizi kaybediyoruz”

Medyanın din üzerindeki savaşına dikkatleri çeken Sülün, “Din insanın Allah karşısındaki konumunu, toplum içerisindeki konumunu, aile içerisindeki konumunu ve varlığa yönelik konumunu belirleyici bir fonksiyona sahiptir. Varlığın içerisinde insanın nasıl bir sorumluluk yüklemesi gerektiğini ancak din belirleyebilir. İnsanın hayatına anlam verecek olan bu dini duygulara karşı ciddi bir taarruzla karşı karşıyayız. Özelikle medyanın bu noktada operasyonel yaklaştığını görüyoruz. İnsandaki dini duyguların yerine neyi yerleştirmeye çalışıyorlar? Seküler anlayışı yerleştirmeye çalışıyorlar ve bu seküler anlayış üzerinden din ile doldurulacak olan boşluğa tüketim ile makam sevgisi ve şöhret gibi çok farklı eğlence şekilleri ve alışkanlıklar ile doldurmaya çalışılıyor.

Böyle bir savaşın karşısında maalesef toplum olarak direncimizi kaybediyoruz. Çünkü bu noktada gerekli tedbirler alınmıyor. Şuan medyanın algı ve etkisine çok açık bir toplum haline geldik. Eğitim sistemindeki sıkıntılar insanı yeterince eğitilmesine, manevi anlamda tamamlanmasını ve kendi kişiliğini gerçekleştirmesinin önüne geçiyor. İnsanı hayat içerisinde anlam ve amacından uzaklaştıracak anlam ve amacına karşı konuşlandıracak bir hale getiriyor. Bu da buhrana sebep oluyor. İnsan varlık gayesinden uzaklaştığı zaman kendini tükettikleri ve elde ettikleri, makamlar, şöhretler ve elde ettikleri ile tanımlamaya başlıyor. Bu da uysal bir çöküşe ve psikolojik hastalıklara sebep oluyor.” ifadelerine yer verdi.

“Afrika’daki açlıktan ölmek üzere olan bir çocuktaki yaşama sevinci bir Avrupalı insanda yoktur”

Batılı ülkelerde yaşanan buhranlara da değinen Sülün, “Bugün Batılı ülkeler ile veya refah seviyesi yüksek olan ülkeler ile refah seviyesi çok düşük olan değişmemiş toplumları kıyasladığımızda en fazla buhranların, intiharların ve psikolojik rahatsızlıkların olduğu ülkelerin batılı ve refah seviyelerinin yükselmiş olan ülkeler olduğunu görebiliyoruz. Afrika’daki açlıktan ölmek üzere olan bir çocuktaki yaşama sevinci bir Avrupalı insanda yoktur. Her şeye sahip maddi anlamda, fakat manevi anlamda tamamen yoksun bırakılmış, varlık nedenini bilemiyor, varlık nedenini arıyor ve varlık nedeninin üzerinde yapılan tanımlamalar onu ayakta tutmaya yetmiyor. Kendisine dayatılmış olan seküler hayat, maalesef onun manevi yönünü daha da aşağıya doğru çekiyor.” dedi.

“Türkiye’ye Batı’dan bize ithal edilmiş olan bu yaşam biçimi toplumu dejenere etti”

Batı’dan ithal edilen yaşam biçiminin topluma verdiği zararlara dikkat çeken Sülün, “Şimdi ülkemize dayatılan ve Batıdan bize ithal edilmiş olan bu yaşam biçimi, maalesef bizim toplumumuzu da dejenere etti. Özelikle de bunun en fazla etkisi altında kalan çocuklarımızdır. Bir yere kadar ailenin etkisi çocuklar üzerinde var ve çocuklar çok güzel yetiştirilebiliyor. Eğer ki aile bu konuya dikkatli bir şekilde eğildiği zaman çocuk iyi bir yere gelebiliyor. Fakat bu da belli bir yaşa kadar. Belli bir yaşa kadar siz kendi eğitim tezgâhınızda çocuğunuzu güzel bir şekilde eğitiyorsunuz ama okula teslim ettiğiniz zaman işler değişiyor. Sosyal medya ile yüzleşip karşı karşıya geldiği zaman işler değişiyor.

Bizim burada konuştuklarımız ile bunların pratize edilmesi bazen birbiri ile paralel gitmiyor. Çocuğunu çok iyi yetiştiren aileler görüyoruz. Güzel bir şekilde temel oturtmuş aileler görüyoruz. Belli bir süre sonra çocuğunun manevi anlamda aşındığına, dejenere olduğunu, bir takım ahlaki sıkıntılara maruz kaldığını görebiliyoruz. Öncelikle bunlara karşı ciddi anlamda medyada, sanat ve kültür çevresinde ve eğitimde ciddi anlamda bir reforma gidilmeli. Bu toplumu kurtaracak manevi projelerin üzerinde durulmalı ihmal edilmemeli.” çağrısında bulundu.

İstanbul Sözleşmesi gibi aileyi ve toplumu yıkan yasaların çarpıklığına işaret eden Sülün, “İstanbul Sözleşmesine dayanak olarak çıkartılan 6284 sayılı kanun çıkartılmadan önce 300’ün üzerinde Sivil Toplum Kuruluşuyla o dönemin Aile Bakanı Fatma Şahin Hanım çeşitli toplantılar düzenledi ve bu toplantılarda bu kanunun içeriği hazırlandı. Şimdi bir kanun hazırlanırken bir kural vardır, toplumsal adalet duygusunun vidanın ve geleneklerin baz alınması gerekiyor. Bu üç dayanak noktasını da biz bu kanun içerisinde göremiyoruz. Kanun tamamen olaya tek taraflı bir şekilde bakan feminist anlayışın hâkim olduğunu görüyoruz.” dedi.

“Bir yasa yaparken topluma inmek gerekir”

Yasa yapılırken referandumun önemine vurgu yapan Sülün, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Adalet duygusuyla baktığımızda toplumun adilane herhangi bir uygulamanın içerisinde bir durumun olmadığını görebiliyoruz. Örneğin erkeğin evden uzaklaştırılması olayı. Şimdi toplumun vicdanını yokladığımızda acaba kaç kişi bir erkeğin psikolojik şiddet bahanesi ile aylarca evinden uzaklaştırılmasına taraf olabilir. Bir yasa yaparken topluma inmek gerekir. Toplum buna nasıl bakıyor. Bir ailenin sorunu olduğunda toplumun bu noktada ki çözümü nedir. Vicdanlar bu noktada ne düşünüyor? Toplumun adalet duygusu nasıldır? Topluma göre karı ve koca arasında bir sorun çıktığı zaman hangi çerçevede adaleti ön görüyor? Nasıl bir adalet anlayışına sahiptir. Bunu öncelikle öğrenmek gerekir. Aynı şekilde geleneklerimiz ile uyuşan bir tarafı var mıdır? Bunu öğrenmek gerekiyor ve buna da bakmak lazım.

Bu üç madde üzerinde yasayı test ettiğimizde, yasayı incelediğimizde tamamen bu üç maddeye aykırılıklar görüyoruz. Şiddetin tanımlanması bile başlı başına bir arıza. Şiddet beş kategoride değerlendiriliyor ve bu kategorinin içerisi tamamen çok farklı şeylerle doldurulmuş. Ters bir bakışın dahi şiddet sayılması hangi dayanağa göre hangi anlayışa göre değerlendirilip oraya katılmış dediğimizde feminist anlayışın dışında herhangi bir anlayışın içerisinde bunu oturtamıyoruz. Tamamen aile karşıtlığı üzerinden aileyi yıkmak üzerinden konuşlandırılmış bir yasa olarak karşımızda duruyor. Bunun etkilerini bu yasanın yürürlüğe girdiğinden bu güne kadar acı bir şekilde tecrübe etmemize rağmen yasa halen yerinde duruyor.”

“Aile Bakanlığı’nın öncelikle bir aile tanımını ortaya katması gerekir”

Hükümetin yasaları aile birliğini koruyacak şekilde oluşturması gerektiğinin altını çizen Sülün, “Türk ceza kanununda mevcut olan yasalar evlilik birliğini koruyacak nitelikte değilse ki öyle görünüyor, aile ile alakalı mevzuatlarda belli başlı sıkıntıları görebiliyor ve tespit edebiliyoruz. Biz aileyi ne şekilde tanımlayacağız ve nereye oturtmalıyız ki onun üzerinden yol alabilelim. Aile Bakanlığı’nın öncelikle bir aile tanımını ortaya katması gerekir ve bu tanım hangi değerler üzerinden yapılacak.

Bizim kendi medeniyet kodlarımız inanç kültür ve değerlerimiz üzerinden bir aile tanımı ortaya katılmalı ve bu aile tanımı üzerinden ile birliğini korumanın yolları ve güzergâhları belirlenmelidir. Doğru bir tanım ortaya katılmadan o aile için doğru projeler geliştiremeyiz. Yasal düzenlemelerin bunun aksi yönünde olduğunu görebiliyoruz. Bununla birlikte birtakım uluslararası anlaşmalar Batı tarafından bize dayatılan anlaşmalar vardır ve bunların da feshedilmesi gerekiyor. Bu anlaşmalara bağlı olarak çıkartılan yasalarda vardır. Bunların tekrar gözden geçirilmesi, iptal edilmesi gerekenlerin iptal edilmesi ve eksik olanların eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor.” dedi.

“Bizim inanç, kültür ve değerlerimize göre aile içerisinde bir hiyerarşi vardır”

Sülün, aile kurumu üzerindeki değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“2001 yılında Türk medeni kanununda yapılan bir değişiklik var. Erkeğin aile reisliği lağvedildi ve buna benzer değişiklikler var. Süreç içerisinde çok farklı değişimler vardır. İstanbul Sözleşmesine gelene kadar çok farklı değişiklikler var. Bu değişiklikler uluslararası sözleşmelere göre yapılıyor. Her sözleşmenin ardında Türk Medeni Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda böyle değişiklikler yapılıyor. Fakat aile birliğini tamamen bozucu aile kurulumunu tamamen değersizleştirici ve ailedeki bireyleri birbirlerine rakip hale getirici düzenlemeler yapılıyor.

Bizim inanç, kültür ve değerlerimize göre aile içerisinde bir hiyerarşi vardır. En tepesinde yaşlıların olduğu sonrasında anne babanın olduğu sonra çocukların olduğu bir hiyerarşinin bulunduğu bir kurumdur aile fakat eşitlik ilkesi ön plana çıkartılıyor. Bir annenin haklarını bir çocuğun üzerindeki haklarını eşlerin bir birleri üzerindeki haklarını çocukların anne baba üzerindeki haklarını bizler yaşlıların gençler ve evlat ile torunları üzerindeki haklarını doğru bir şekilde konumlandıracak bir inancın sahibi olan bir toplumuz. Aileyi tanımlarken bütün bunları göz önünde bulundurarak bir yere oturtmalı ve bunun üzerinde de aileyi birliği ve bütünlüğü koruyacak çeşitli düzenlemelere gidilmelidir.”

“Toplumu bilinçlendirme aile seminerleri yapılmalı”

Ailenin korunmasına dair önerilerini de sıralayan Sülün, “Toplumu bilinçlendirme aile seminerleri yapma ailenin bütünlüğünü koruyacak birtakım çalışmalar yapmak çocuk eğitimi ve çocuğu yetiştirme ile alakadarla sosyal medyayı kullanma ile alakalı toplumu bilinçlendirmek için sivil toplum kuruluşlarının çok önemli çalışmalarda bulunmaları gereklidir.

Bununla birlikte anne babaların ciddi anlamda hareket etmesi sosyal medya kullanımında kesinlikle denetimli hareket etmesi gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığının maalesef AK Parti iktidarlığı sürecinde çok fazla değişen bir kurum oldu. Fakat eğitimdeki zincirleme şeklindeki birbirlerini takip eden arızalar bir türlü giderilemedi. Eğitimde de reforma gidilmesi gereklidir. Eğitime baktığımızda Batı’nın seküler anlayışı üzerinde hareket ediliyor. Bilim öyle bir şeyin üzerine oturtulup inşa edilmiş ki derslerin hemen hemen büyük bir kısmı seküler anlayış ile tasarlanmış. Çocuklarımızı bir yandan seküler anlayış ile tasarlanmış bir fizik, kimya ve sosyal bilimler derslerinin yanında bir siyer dersi vermenin çok fazla bir anlamı kalmıyor. Kur’an-ı Kerim dersi vermenin çok fazla bir etkisi olmuyor çocukların üzerinde. Onun için eğitimin bütün unsur ve birleşenleri ile birlikte kendi kültürel inanç değerleri üzerinden yükseltilmesi, buna yönelik projelerin hazırlanması gerekiyor. Aksi takdirde bir nesli kaybetmek üzereyiz. Yaşanan kaoslar daha küçük yaşta suça itilen çocuklar ve işlenen cinayetlerde maalesef bunu gösteriyor.” ifadelerine yer verdi.

“Eğitim sistemine teslim ettiğiniz çocuk ideolojik anlamda yetişiyor”

Son olarak eğitim sisteminin ideolojik yapısını da değerlendiren Sülün, “Eğitim sistemine teslim ettiğiniz çocuk ideolojik anlamda yetişiyor. Ahlaki bir değerden yoksun olan seküler anlayış ile tasarlanmış olan eğitim sistemi alıyor. Verdiklerinizi de soğutmaya başlıyor. Bu defa çocukta verdiklerinizi sorgulayıcı hale geliyor. Annem babam bana bunu öğretmiş ama gerçekten böyle mi diyor? Bizler de bunu yaşadık çocuklarımızı okula gönderene kadar bir eğitim tezgâhının içerisinde bulundurduk. Fakat okula gittikten sonra bazı şeyleri sorgulamaya başladıklarını gördük. O sırada hemen bir tedbir geliştirdik ve çocukların kendi yaşıtları ile bulunduğu İslami eğitim alacakları ortamlarda bulundurduk.

Aileler olarak işi çok sıkı tutmak zorundayız. Çocuk olgunluk çağına gelene kadar çocuklarımızı güzel ortamlarda İslam’ın değerlerinin korunup yaşandığı ve pratize edildiği ortamlarda mutlaka bulundurmaya gayret göstermeliyiz. Çünkü böyle ortamlarda bulunan çocuklar biraz daha dış etkilere karşı koruma elde etmiş olacaklardır.” şeklinde konuştu.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI