Gündem Değerlendirmesi (06.09.2021)

Genel Merkezimizin 6 Eylül 2021 tarihli gündem değerlendirmesi

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

EKONOMİK BÜYÜME SOKAĞA YANSIMIYOR

Pandemi koşullarının tetiklediği ekonomik durgunluk küresel bir soruna dönüşmüşken istatistiksel veriler, Türkiye ekonomisinin son dönemde önemli oranda büyüdüğünü gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2021 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi bir önceki yılın aynı dönemine göre %21,7 oranında büyüdü. Ancak bu büyümenin olumlu etkileri dar gelirli vatandaşlara yansımamıştır. Büyümeye etki eden hane halkı harcamalarındaki artışa paralel olarak gelirin artmaması, büyüyen ekonomide halkın fakirleşmesi olarak kabul ediliyor. Üretici fiyat endeksindeki artışın tüketici fiyat endeksi üzerinde kurduğu baskı nedeniyle sürekli artış eğilimindeki fiyatlar, ülkenin ekonomik büyümesinin çarşı ve pazarda hissedilmesini engelliyor.

Yüksek enflasyon ve borçlanarak harcama, halkı daha da fakirleştirirken başta sermaye grupları olmak üzere belli kesimlerin bu büyümeden aslan payını almalarına neden olmaktadır. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin etkisi tabanda da hissedilir. Büyüme oranları iyi olsa da henüz sağlıklı bir zemine oturabilmiş değildir. Başta enflasyonun düşürülmesi olmak üzere işsizliğin asgari düzeye çekilmesi, yolsuzluklarla mücadele ve gelir dağılımındaki adaletsizliği giderecek mekanizmaların oluşturulması, büyümeyi sağlıklı ve sürdürülebilir kılmak için şarttır.

DOĞALGAZ ZAMLARININ ARKASI KESİLMİYOR

Elektrik ve doğalgaza peş peşe gelen zamlar enflasyon ile mücadeleyi sekteye uğratmanın yanı sıra fiyat istikrarının önünde büyük bir engel haline gelmiştir. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarının aşağıya çekilmesinin beklendiği bu günlerde sanayide ve elektrik üreten doğalgaz santrallerinde kullanılan doğalgaza % 15 zam yapılması büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu.  Enflasyonla mücadelenin öncelikli konular arasında olduğu vurgulanan bu dönemde, tüketici enflasyonunu da tetikleyen üretici enflasyonundaki yükseliş, üretim sektörünün en çok ihtiyaç duyduğu fiyat istikrarının sağlanmasını imkânsız hale getirecektir. Sanayiciler, yükselen bu girdi maliyetleri ile mücadele edebilmek için zaten alım gücü iyice düşen tüketiciye yüklenecek ve çarklarını yeni zamlarla döndürmeye çalışacaktır.

TOPLUMSAL BİR BUHRANDAN GEÇİYORUZ

Her geçen gün yeni bir aile faciasıyla karşılaşıyoruz. Bir babanın 3 çocuğunu katletmesi ve 14 yaşındaki bir çocuğun, ailesini ateşli silahla vurması toplumu bu hale getiren sebeplerin sorgulanmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Ülkemizde son 5 yılda psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuranların artış oranı %330 olarak belirlenmiştir. Toplumda hızla artış gösteren trajediler, aileye zarar veren bazı kanunlar ile ekonomik, sosyolojik ve psikolojik sebepler ile eğitim sisteminin yetersizliği silsilesinin acı sonuçları olarak önümüzdedir. Aileyi Koruma Kanunu ve ilgili mevzuatta şiddet faktörü ile boşanmaları teşvik eden birçok düzenleme vardır. TV kanalları, gayrimeşru ilişkileri, ahlaksızlığı ve şiddeti normalleştirmek için birbirleri ile yarış halindedirler. Öte taraftan sosyal medya platformları her türlü çirkin hayâsızlığı hiçbir engelle karşılaşmadan yayma araçlarına dönüştürülerek değerlerimizi tahrip etme çabalarına hız verilmiştir.   

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, eşin akşamları iş çıkışında annesini ziyaret etmesini kusurlu bularak boşanma sebebi saydığı haberi basında yer aldı. Yuvalar kolay kurulmadığı gibi bu kadar basit bir şekilde de yıkılmamalıdır. Mahkemenin vermiş olduğu bu karar; toplumumuzun temel değerlerine, sosyal ve kültürel yapısına aykırıdır. Toplumumuzda meydana gelen aile içi şiddet ve cinayet vakaları ile hızla artan boşanma oranlarının altında yatan sebeplerin araştırılması için başta hükümet ve Aile Bakanlığı olmak üzere siyasi partiler ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan uzman kişiler ile aralarında sosyolog, psikolog ve kanaat önderlerinin de bulunduğu bir komisyon acilen kurulmalıdır.

Daha fazla zaman kaybetmeden aile kurumunu ve toplumumuzu derinden etkileyen bu soruna sebep ve sonuç ilişkisi üzerinden yaklaşılarak mesele masaya yatırılmalı; aile hukuku, toplumumuzun inancına ve kültürüne uygun bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.

TEMSİLDE ADALET İÇİN SEÇİM BARAJI KALDIRILMALIDIR

Hükümet kanadından gelen açıklamalarda, milletvekili genel seçimlerinde uygulanmakta olan %10 seçim barajının %7’ye çekilmesi konusunda bir mutabakatın sağlandığı belirtilmiştir. Partilerin kahir ekseriyeti tarafından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte seçim barajının tamamen anlamsızlaştığı ve makul bir izahının kalmadığı ifade edilmesine rağmen hâlâ seçim barajının %7 ya da %5 seviyelerine çekilmek istenmesi ciddi bir çelişkidir. Halk iradesinin adil bir şekilde mecliste temsil edilmesinin önünde bir barikat görevi gören seçim barajı tamamen kaldırılmalıdır. Bununla birlikte ‘Türkiye Milletvekilliği’ de ciddi olarak düşünülmesi gereken bir konudur. Barajın korunarak sadece aşağıya çekilmesi şeklindeki bir uygulama, siyasi partilerin varlık nedenine de aykırıdır. Seçim kanunlarında yapılacak olan değişikliklerde temel referans noktası, temsilde adalet olmalıdır. Seçime katılabilen her partinin aldığı oylarla orantılı bir temsil hakkına kavuşması sağlanmalıdır. Partilerin, adaleti gerçekleştirmek yerine kendi çıkarları doğrultusunda yapacakları her düzenleme uzun vadede dönüp kendilerini de vuracaktır. Adalet, herkesin faydasına; adaletsizlik ise hakikatte en çok onu yapanların aleyhinedir. 

ABD’DEN AFGANİSTAN’DA SİVİL KATLİAMI!

Afganistan’ı 20 yıldır işgal altında tutan ve ‘terörle mücadele’ bahanesiyle on binlerce sivili katleden ABD kaçışından sonra da katliamlarına devam etmektedir. ABD’nin sözde DEAŞ bombacısını hedef aldığı saldırıda 6’sı çocuk 9 kişinin katledildiği ortaya çıkmıştır. 20 yıllık işgalin sona erdiği ülkede ABD’nin istikrarsızlıktan beslenerek askeri faaliyetlere devam edeceği görülmektedir. ABD ve diğer NATO güçlerinin son saldırıyla birlikte 20 yıldır gerçekleştirdikleri katliamların hesabı sorulmalıdır.

İşgalden kurtulan Afganistan’da yeni bir iç çatışma ve istikrarsızlık sürecinin engellenmesi için uzlaşma odaklı bir politika izlenmelidir. Aksi halde istikrarsızlıktan faydalanan işgalcilerin Afganistan’ı yeni bir kaotik sürece sürüklemesi kolaylaşacaktır. Bu anlamda bölge ülkelerinin, Afganistan’da siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması için destek olması, bölgenin gerçek anlamda bağımsızlaşmasına katkı sunması gerekir. ABD’nin fiili işgalinden kurtulan Afganistan, Çin’e teslim edilmemeli, ülkenin iki emperyalist gücün rekabet sahasına dönüşmesine engel olunmalıdır.

SİYONİST REJİMİN SALDIRILARI

Filistin Esir Araştırmaları Merkezi, Siyonist işgal rejiminin 2021 Ocak ayından bu yana alıkoyduğu yaklaşık bin Filistinli çocuktan 73'ünün 14 yaşın altında olduğunu ve bu çocukların kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldığını açıkladı. İşgal altındaki Filistin topraklarında her türlü katliamı gerçekleştiren Siyonist işgal rejimi, saldırılarının dozunu da son dönemde artırmıştır. Gazze’ye yönelik hava saldırıları gerçekleştiren Siyonist işgal rejimi, Batı Şeria’da da zulümlerine devam etmektedir.

Siyonist işgal rejimi son dönemdeki saldırganlığının cesaretini Siyonist rejimle normalleşme yarışına giren bölge ülkelerinden almaktadır. Son Gazze saldırılarında onlarca masum sivili şehid eden Siyonist rejim sözlü olarak dahi kınanmaktan kaçınılmış, işgal ve katliamları görmezden gelinmiştir. Filistin’de soykırım faaliyeti yürüten işgal rejimine karşı Müslüman kamuoyu harekete geçmeli, Filistinliler yalnız bırakılmamalıdır.

FRANSA, BU COĞRAFYAYA İSTİKRARIN GELMESİNİ ASLA İSTEMEZ

28 Ağustos Cumartesi günü Irak’ta “Komşu ve Bölge Ülkeler İş Birliği ve Dayanışma Zirvesi” olarak adlandırılan Bağdat Zirvesi gerçekleşti. Zirveye Fransa, Katar, Mısır, Kuveyt, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri’nin devlet veya hükümet başkanlarının yanı sıra Arap Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterleri de katıldılar. 

Uzun süreden beri işgal, savaş, kaos ve çatışmalarla gündemde olan Irak’ın, bölgenin istikrara kavuşturularak ekonomik işbirlikleri ve bölgesel kalkınmanın teşvik edildiği böyle bir zirveye ev sahipliği yapması oldukça önemlidir. Ancak coğrafyamıza sadece emperyalist amaçlar için gelen, işgal, sömürü ve katliamlarla hatırlanan, bunun da ötesinde Avrupa’da hızla gelişen İslam düşmanlığında başat rol oynayan Fransa’nın da zirvede yer almış olması üzüntü vericidir. İslam coğrafyasının mevcut problemlerin pek çoğunun temelinde Sykes-Picot Antlaşması ve Fransa’nın emperyalist politikalarının olduğu unutulmamalıdır. Fransa, hiçbir zaman bu coğrafyanın barış ve istikrara kavuşmasını istemez. İslam ülkeleri, aralarındaki sorun ve problemleri emperyalistlere havale etmeden kendi aralarında çözme iradesini göstermelidir. Kendi aramızda adil bir çözüme kavuşturamadığımız ve emperyalistlerin hakemliğine havale edilen her bir sorunumuz daha büyük acılar ve yıkımlar getirecektir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI