Genel Sekreterimiz Demir: Sosyal Medya Yasası çok önemli bir fırsat, herkesle görüşülmeli

İç gündemin sıcak başlıklarını değerlendiren Genel Sekreterimiz Sayın Şehzade Demir, Sosyal Medya Yasasının önemli bir fırsat olduğunu ancak hükümetin bunu kapalı kapılar arkasında masa başında hazırlayıp topluma dayatmaması çağrısında bulundu.

/ GENEL MERKEZ / Küçült | Büyüt

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir, Rehber TV’de Olcay Ersoy’un sunduğu “Rehber Gündem” programına katılarak iç gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Ekonomi konusunun fazlaca işlendiği programda; konut ve kiralardaki artışlar, inşaat sektörünün yaşadığı sorunlar, elektriğe yapılan zamlar, artan faturalar, okullardaki hijyen sorunu, sosyal medya düzenlemesi, CHP’nin İslam düşmanlığı ve RTÜK’ün ahlaksız yayınlara yönelik suskunluğu değerlendirildi.

Ekonominin halen Türkiye' de birinci sorun olduğunu ve ekonomi yönetiminin bu konuya yönelik çözümlerinin maalesef halen derman olmadığını söyleyen Demir, “Bu konuda ben sorunun temelini şöyle görüyorum. Hükümetin ekonomi yönetiminin empati kurmadığını ve kurmaktan zorlandığını halkı sorunlarıyla, derdiyle dertlenmekten onları kendilerinin yerine koymaktan kaçınıyorlar. Eğer bu hassasiyet ve duyarlılık biraz daha ön planda olsaydı ben inanıyorum ki şartlar biraz daha farklı olurdu ve ortaya koyulan çözümlerde daha fazla derman olurdu. Maalesef böyle bir şey yok. Empati kurulamıyor, halkın sorunları, gündemi, siyasetin gündemine getirilemiyor. Siyasetin kendilerine göre belirlediği bir gündem var. Bu gündem de malum olduğu üzere siyasetteki çalkantılar, endişeler, yeni yeni yapılandırmalar kendi iktidarlarının süresini daha fazla uzatma, kendi makamlarının yerini daha iyi tahkim etme gibi sorunlar maalesef Türkiye'de halen birinci gündem olmaya devam ediyor. Ancak toplumun, halkın sorunları ve gündemi çok daha farklıdır.

Uzun bir pazarlıktan sonra memur maaş oranları belirlendi. Onlara yapılan zamlar ortaya çıktı ki bu enflasyon oranlarıyla kıyaslandığı zaman hakikaten çok gülünç bir tablo ortaya çıktı. Hayat pahalılığının, fakirliğin, yoksulluğun doğru dürüst ölçülenemediği bir kez daha ifade etmiş olalım. Çünkü 2 yıl boyunca zam oranlarının toplamı yüzde 26'dır. Fakat enflasyon oranı sadece 2021 yılının şuan ki dönemine kadar yüzde 19 olarak belirlenmiş. Bu enflasyon oranı ile 2021 yılı için öngörülen yüzde 12'lik zam oranı arasında malum çok ciddi bir makas var. Bu da şunu gösteriyor; halk kemer sıkmaya devam edecek. Kendi temel ihtiyaçlarından vazgeçmeye devam edecek. Elindeki bütün varını yoğunu belki elektrik ve su faturası ile temel gıda malzemelerine verecek.  Temel insani beklentilerini başka bir bahara erteleyecektir. Şu noktada sitemi ifade etmekte yarar var. Ben bu noktada hükümetin birinci dereceden sorumluluğun yanında aslında sendikaların da bu anlamda bir sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyorum. Çünkü onlar da bana göre memurlara yeteri kadar sahip çıkmadılar, ciddi bir itiraz ortaya koymadılar ve hemen imzayı bastılar. Şimdi enflasyon oranları ne kadar doğru onlarla ilgili birkaç kelime ifade etmek gerekir. TÜİK oranlarının gerçekten inandırıcılığını yitirmiş. Çünkü yüksek döviz fiyatları, faizler hayatı çok fazla etkilemiş, girdi maliyetleri çok fazla yükselmiş ve bu doğrudan hayat pahalılığını çok yüksek rakamlara çıkarmıştır. Bu hayat pahalılığı çarşı pazar enflasyonu ile TÜİK'in ölçtüğü rakamlar hakikaten birbirinden çok uzaktır. Dolayısıyla her hâlükârda mağdur olan vatandaştır, memurdur, işçidir. Bu mağduriyeti karşımızda görmeyen bir hükümet var. Hükümeti bu noktada çok daha vicdani davranmaya davet ediyoruz. Bu sıkıntılar görülmelidir.” dedi.

“Hükümetin emlak ve kiralar noktasında denetim mekanizması kurması lazım”

Konut fiyatları ve kiralardaki artışa değinen Demir, “Eğer enflasyon gerçekten yüzde 18-19 olmuş olsaydı konut fiyatları bazı yerlerde yüzde 100 bazı semtler de yüzde 200'e kadar varan yükselişlere gidecekti. Türkiye'de sadece büyükşehirlerin, memurların ve üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu yerler değil, ülkenin her yerinde bir sorun haline gelmiş. Kira ve emlak fiyatlarının çok fazla yükselmesi Türkiye'de ekonomik sıkıntının en fazla hissedildiği sektörler olmuştur. Geçen yıl 900 ila 1000 TL olan kira fiyatları bu sene 2 bin-2 bin 500 ve bazı yerlerde 3 bin TL'ye kadar da çıkmıştır. Bu durumu vatandaşların açısından da değerlendirmek lazım. Asgari ücretli ve asgari ücretin biraz daha fazlasını alan kişi kiraya vereceği para ile kiradan artan parayı değerlendirmedeki durumu hükümet yetkililerinin yapabilmesi lazım. 2 bin ila 2 bin 500 lira kiraya veren vatandaş nasıl geçinsin? Bu noktada gerçekten çok ciddi bir kriz var. Hükümetin piyasayı aslında denetlememe gibi bir sorunu var. Elbette şu da var piyasa spekülatörlerle doludur. Hayat pahalılığı elbette var. Kira ve emlak fiyatlarının denetlenememesi gibi sonuçlar nedeniyle kimi fırsatçı insanlar bunu kazanca dönüştürme ve daha fazla ezmeye götürebilirler bunun için bir suiistimal söz konusudur. Hükümetin emlak ve kiralar noktasında denetim mekanizması kurması lazımdır.” ifadelerini kullandı.

“Girdi maliyetlerinin sürekli yükselmesi inşaat sektörünü bitirdi”

Ekonomik krizin en temel sebeplerinden bir tanesinin de inşaat sektörü olduğunu sözlerine ekleyen Demir, “Girdi maliyetlerinin sürekli yükselmesi inşaat sektörünü bitirdi. İnşaat sektöründe faaliyetlerde bulunanlarla görüştüğümüzde demir, çimento fiyatlarından, işçilikten, resmi vergilere, ruhsata belediyelerin yaptığı vurgunlara, trilyonlara susup kalabiliyorsun bir şey diyemiyorsun. 2 yıl önce demir fiyatları 2 bin 500 TL iken şimdi 7 bin -7 bin 500 TL'ye kadar çıkabiliyor. Bu noktada hükümetin girdi maliyetlerini indirmesi, faizlerin tamamıyla belki bitirilmesi -biz faizlerin 0,1'de olmasına karşıyız ve faizlerin bu ülkeden tamamıyla kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz- gerekmektedir. Bu faiz oranlarıyla, yüksek döviz oranlarıyla ve bu yüksek girdilerle Türkiye'nin ekonomisi düzgün olmadığı gibi inşaat, emlak sektörünün de düzelmesi mümkün değil. İnşaat sektörü yeteri kadar talebe karşı vermediği için fiyatlar yükseliyor. Halkta çok ciddi bir sıkıntı yaşıyor. Okulların açıldığı bu dönemde öğrencilerin hepsi ev kiralamaya başladığı, tayinlerin yenilendiği pandemiden sonra evliliklerini erteleyen insanların artık bu sezonda yuvalarını kurup yeni evlerine taşındıkları bir dönemde ciddi bir emlak talebi var. Sektör de buna karşılık veremiyor. Bu konularda çok ciddi tedbirlere ihtiyaç var. Üretim ve sanayi sektöründe olduğu gibi inşaat sektöründe de döviz faiz noktasında iyileşme olmalıdır ki sektör ayağa kalkabilsin.” diye kaydetti.

“Elektrik meselesi Türkiye'nin en sancılı alanlarından bir tanesidir”

Faturalara gelen zamları ve dağıtım şirketlerinin keyfi uygulamalarını değerlendiren Demir konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Elektrik meselesi Türkiye'nin en sancılı alanlarından bir tanesidir. Normalde devletin vatandaşlarına karşı çok ciddi bazı temel sorumlulukları vardır. Can, mal, din, akılın ötesinde vatandaşın sağlığı ve vatandaşın temel ihtiyaçlarının karşılanması nasıl sorumluluk ise bize göre elektrik de bunlardan bir tanesidir. Faturaların bu kadar kabarık olması ciddi olarak sorgulanmalıdır. Normalde elektrik üretiminin maliyetinin vatandaşlara yansıması lazım onun ötesinde elektik faturasının vatandaşları sömürmeye veya hazinenin en önemli girdi kelemi haline getirilmesine hiç gerek yoktur, bu vatandaşlara çok ağır gelmekte. Bu durum devletin sorumluluğunu yerine getirmeme noktasına gelmiştir. Elektriğini kendisi üreten bir ülkede elektrik faturasının bu kadar yüksek olması çok ciddi bir handikaptır. Elektrik faturasının yüksek gelmesi toplumun bütün kesimini etkiliyor ve çok ciddi haksızlığa ve zulme dönüşüyor. Elektrik dağıtım şirketleri üzerinden insanlara yapılan baskılar dayatmalar keyfi uygulamalar artık insanların canını bezdirmiş. Bize göre bu noktaya artık bir neşter atılması lazım.

Dağıtım şirketlerine ülkede kimse hesap kesemiyor. Her türlü uygulamaları vatandaşlara bir şekilde dayatıyorlar. Vatandaşlar bunlara karşı hak arayamıyor. Keyfi ve diğer uygulamaların sebeplerini öğrenemiyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu da dağıtım şirketleri halka çok ciddi ıstırap yaşatmaya başlamış. Gelen yüksek elektrik faturalarında kayıp kaçak oranlarının yükselmesi mümkün değil.  Dağıtım şirketlerinin yaptığı uygulamalar keyfi bir durumdur. Dağıtım şirketlerine yönelik denetim ve kontrol sürecinin yürürlüğe girmesi lazım. Türkiye’de elektrik ve doğalgaz ana girdi kaynaklardır. Elektrik faturaların çok yüksek olması otomatik bir şekilde bütün sektörlere yansıyor. Hayat pahalılığın en önemli sebeplerinden bir tanesi girdi maliyetleridir.”

“Doğu ve Güneydoğu’da günde 4-5 saat elektrik kesintileri var”

Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sık sık yaşanan elektrik kesintilerine de değinen Demir, elektrik dağıtım şirketlerinin hakkıyla denetlenmesi gerektiğini kaydetti.

Demir, “Elektrik dağıtım şirketi neresidir, nedir? Bunları kim denetliyor? Denetimlerin sonuçları neden kamuoyuyla paylaşılmıyor. Bu sorunun sebepleri neden irdelenip şeffaf bir şekilde halkın önüne konulmuyor. Doğu ve Güneydoğu’da günde 4-5 saat elektrik kesintileri var. Çünkü elektrik üretimi düşüktür ihtiyacı karşılayamıyor diye kesiyorlar. Yapılan açıklamalarda 1 saat kesileceği söylenirken bakılıyor ki 5-6 saat yayabiliyor. Geçen dönemde Batman'da yaklaşık 40 köyün artezyen kuyularını besleyen elektriklerin şalterleri indirildi ve köyler susuz bırakıldı. Yüksek elektrik maliyetleri nedeniyle elektrik ile sulama yapan çiftçilerinde şalterleri kapatılarak çok ağır cezalar verilebiliyor. Bu yüzden mahsullerde kuruyor ve ziyan oluyor. Bu soruna genel bir inceleme olması gerekiyor. Bu sorun Türkiye'de adaletin sorgulanmasına hükümetin samimiyetinin sorgulanmasına gitmiş. Hükümetin bu sessiz tutumuna karşı kafamızda gerçekten çok ciddi şüpheler var. Halk şunu da söylüyor; ‘devlet bütün güçleriyle bu dağıtım şirketlerinin arkasında duruyor, sahip çıkıyor ve onlarla birlikte ev baskınlarına gidiyor.’ Birçok noktada bu dağıtım şirketleri talep ettiği zaman hükümet bunların arkasında duruyor. Peki, vatandaşın arkasında kim var mağduriyetini kim giderecek? Bu sorun nasıl giderilecek kimse bunlara bakmıyor. Dağıtım şirketleri Şırnak'ta veya başka yerlerde trafoları okulların avlusuna koyabiliyor. Bu konuda Cizre'de çok sayıda kişi şikâyette bulundu. Bu okullardaki trafoların etrafı örülmemiş ve yüksek gerilim kabloları olmasına rağmen ortalıktadır. 6 Eylül’de okullar açılacak ve öğrenciler o trafolarla birlikte eğitim alacak. Bu da insan hayatını ciddi anlama tehlikeye atan bir durumdur. Bu noktada birçok şikâyet olduğu halde hükümet dağıtım şirketlerinin bu uygulamalarının üzerine gitmemiş ve engel olmamıştır.

Şöyle bir sorun da var; kaçak kullanım var fakat bunun makul bir şekilde üzerine gidilmesi, tedbirinin alınması yönünden de bir arayışın olması lazım. Biz kaçak kullanımının da karşısındayız ancak yüksek elektrik faturaları hakikaten günlük temel ihtiyaç olan elektrik için yoksul olan insanlar için çok maliyetlidir. Yüksek elektik faturaları ister istemez halkı mağdur ediyor. Sadece vatandaşı suçlamak doğru bir şey değildir. Bir kaçak kullanım varsa daha çok yoksul şehirlerde mahallelerde asgari ücretin altından geçinen insanların çoğunlukta olduğu yerlerde kaçak elektrik kullanımı yaygındır. Kaçak kullanım varsa bu kaçakçılığa zemin hazırlayan uygulamanın da sorgulanması lazım. Bugün Türkiye'de çok ciddi bir elektrik sorunu var. Hükümet buna acilen el atmalıdır. Yoksa çok ciddi bir sosyal patlamalara gelmiş. Çiftçiler birçok yerde dertlerini ifade edebilmek için yol kesiyor. Bana göre bunun en önemli sorumlusu hükümettir yetkililerdir vatandaş değildir.” dedi.

“MEB okullara yeteri kadar temizlik personeli ve malzeme vermiyor”

Yüz yüze eğitimin başlayacağı 6 Eylül öncesi okullara yeteri kadar temizlik personeli verilmediğini söyleyen Demir, “Bakanlıklarda yapılan açıklamalarda yüz yüze eğitime geçilebilmesi için bütün tedbirlerin alındığı gibi yuvarlak bir izah yapılıyor. Tedbirler alınmış ise bunlar kulağa hoş gelen bir durumdur. Çocuklarımız sağlıklı bir şekilde gidip eğitim alacak ise bundan daha güzel bir şey olamaz. Malum 2 yıldır eğitim yok. Uzaktan eğitim yapılmaya çalışıldı ancak bu formülle eğitimin yapılamayacağını hepimiz gördük. Neredeyse eğitim tamamıyla bitti. Bunun sonuçlarını biz üniversite sınavlarında gördük. Malum 1 milyondan fazla gencimiz barajı aşamadı. Bu da uzaktan eğitimin başarısızlığını gösterdi. Yüz yüze eğitimin başlaması güzel bir durum ancak herkes çocuklarının sağlığından endişe duyuyor. Vatandaşlar bu noktada rahat değildir. Vatandaşların gönlünün rahatlatılması gerekiyor. Bu noktada cevapsız kalan birçok husus var. Dezenfekte nasıl yapılacak? Aşısını yaptırmayan eğitimcilerin durumu ne olacak? Türkiye'de temizlik noktasında içler acısı bir durum var. MEB okullara yeteri kadar temizlik personeli ve malzeme vermiyor. Bunların çoğunluğunu okulların okul aile birliğine havale ediyor. Onlar da ne kadarını yapabildilerse onu yapıyorlar.  Bunu nasıl yapacaklar onu da bilmiyoruz. Bunlara cevap verilmesi lazım.  Elbette ortada bir risk var. Covid-19 salgını var ve vakalar her geçen gün artıyor.” ifadelerine yer verdi.

“Devlet mağdur insanlara kırtasiye, servis ve benzeri gibi ihtiyaçlarda yardımcı olmalı”

Okulların 1-2 ay gibi açılıp tekrar kapatılması gibi bir ihtimalden söz edildiğini belirten Demir, böylesi bir durumun etik olmadığını kaydetti.

Demir “Bunun sebebi şu; okulla ilgili sektörlerinin çarkların dönmesi ya da onların ellerindeki malzemeleri çıkarmaları vatandaşı, velileri büyük bir masraf altına soktuktan sonra 1-2 ay tekrar kapatılması gibi bir ihtimalden söz ediliyor. Bu elbette bir resmî açıklama değil fakat sahadan aldığımız böyle bir kulis bilgisi var. Eğer böyle olursa vatandaşın mağduriyeti çok çok daha fazla olacaktır. Hem bütün kırtasiye malzemeleri alacaksınız hem öğrenciye gelip ev satacaksınız ondan sonra eğitim yine duracak. Bu hakikaten etik bir durum değildir. Bunun böyle olmaması temenni ediyoruz. İmkanları olmayan vatandaşlarımızın mağduriyeti ortada. Bu noktada hükümeti farklı bir uygulamaya davet ediyoruz. Bu konuda biz ciddi bir öneride bulunuyoruz. Toplumun buna şiddetle ihtiyacı var o da şudur; mağdur insanlar bellidir. Bunlar devlet kayıtlarında listelerde isimleri var, Sosyal Yardımlaşma Dayanışma vakıflarında bu tür bilgiler var. Bu insanlara kırtasiye, servis ve benzeri gibi ihtiyaçları hükümeti bir ödenek belirlenmesi lazım. Onların elinden tutması ve bu salgın sürecinde bu dayanışmaya ortak olarak vatandaşını yükünü biraz daha hafifletmesi temennisinde bulunuyoruz. Böyle bir uygulama yapılacaksa ciddi bir rahatlama olacaktır vatandaşın da buna şiddetle ihtiyacı var, bunu hep beraber görüyoruz. Gerçekten malzeme alamayan, servis tutamayan dünya kadar vatandaşımız var. Bu durumu göz önünde bulundurularak vatandaşın gözetilmesini istiyoruz.” çağrısında bulundu.

“Sosyal medya yasası çok önemli bir fırsattır. Ancak hükümet bunu kapalı kapılar arkasında kendi ortaklarıyla masa başında hazırlayıp topluma dayatmasın”

Sosyal medya düzenlemesine yönelik değerlendirmelerde bulunan Demir, “Hakikaten kafalar çok karışık, çünkü iletişim ve bilişimin bu kadar ilerlemesi hayatın akışına insanlığa çok ciddi bir katkıdır. Hayatı kolaylaştırma, dünyayı küçültme, imkanları artırma noktasında çok ciddi bir rahatlık getiriyor ancak bu imkânın, bu yeni sektörün zarar veren boyutu var. Afete dönüştüren, toplumu yönlendiren, toplumsal mühendislikleri toplum eksikliklerine göre çok kötü algıların merkezinde kullanılan bir sektöre dönüşmüştür. Bu nedenle bu yasal mevzuat oluşturulurken hükümete bir çağrımız olacak; bu noktada güzelliklerini tutup toplumun önüne koyma, destek verme, önünü açma öte taraftan da olumsuzluklarını bertaraf etme, manipülasyonların önüne geçme, zararlarını bir noktada durdurma anlamında da bir denetimin olması gerekiyor ve bu ciddi anlamda uygulanmalıdır. Bu yapılmadığı müddetçe hep birlikte görüyoruz çok ciddi bir toplumsal dönüşüme sebep oluyor ve toplumu kendi öz değerlerinden çok farklı noktalara götürebiliyor. Birçok farklı husus için kullanılıyor ve topluma zarar veriyor. Bu noktada temel alınacak 2 tane kıstas var. Birincisi temel insan hakları ve özgürlükler… Özgürlüklerin kullanılması önemli sosyal medyanın zararlarının bertaraf edilmesi önemli bu dengenin muhafaza edilebilmesi için ciddi bir çalışma yapılabilmelidir. Bu çalışma bir dayatmaya dönüştürülmemelidir. Özellikle devletin vesayet anlayışını ön plana çıkarılarak özgürlüklerin kısıtlandığı, hayatın daraltıldığı bir mevzuat çıkarılacaksa bunun bir kaş yapayım derken göz çıkarma gibi bir sonuç çıkarılacaktır. Toplumun tehlikelerden bertaraf edilmesi bununla beraber temel insan hakları ve özgürlüklerin muhafazası noktasında bir denge kurulmalıdır. Özgürlük; benim insanlara hakaret edebilme istediğim şeyi istediğim her yerde söyleyebilme imkanını veriyor mu? Benim kendi özgürlüğümü kullanırken insanların özgürlüklerine saldırma, tacizde bulunma, onların ahlaki taleplerini rencide etme, insanların inançlarına saldırma, hakaret etme, insanları küçük düşürme, bunun içerisinde fitneye kine sebep olabilecek dışlayıcı küçümseyici hakkını bana veriyor mu? Bugün zararını en fazla gördüğümüz hususlardan bir tanesi ahlaki ve cinsel anlamda özgürlüklerin çok daha fazla suiistimal edilmesi hususudur. Ben istediğim videoyu fotoğrafı istediğim şekilde yayına veririm bu asla özgürlük olamaz. Özgürlük insanların birbirine karşı saygı duyduğu, kimsenin hakkına tecavüz etmediği, hiç kimsenin başkasının ahlakına, dinine taciz ve saldırı yapamayacağı bir ölçü içerisinde tutulmalıdır.

Türkiye'de sosyal medyanın bir kalıp içerisine konulması gerekiyor. Bu çok ciddi bir ihtiyaçtır. Bunu öteden beridir söylüyoruz. Bugün gençliğimizin en önemli meşguliyet alanı sosyal medya olmuştur. Birçok ilimizde gençler günün yarısından fazla zamanını sosyal medyaya harcamaktadır. Bu çok ciddi bir tehdit ve çok ciddi bir tehlikedir. Sosyal medyada neyin doğru neyin yanlış olduğunu artık ölçemiyorsun. Çünkü insanının aklının alamayacağı dünya kadar bilgi, belge, görüntü var. Bunları tasnif etmek, inanca, ahlaka, kültüre, değerlere göre bunların kullanıma sokulması çok önemlidir. Zor bir iştir ama mutlaka bunu yapmamız lazım. Bu anlamda sosyal medya yasası çok önemli bir fırsattır. Ancak şunun altını çizerek söylüyoruz; hükümet bunu kapalı kapılar arkasında kendi ortaklarıyla masa başında hazırlayıp topluma dayatmasınlar. Bu geniş bir platformda tartışılmalı, görüşülmeli ve ona göre bir mevzuat ortaya çıkarılmalıdır. Türkiye'de bir mevzuat ortaya çıkarıldığı zaman bunun düzeltilmesi zararların bertaraf edilmesi yıllar alıyor. Belki de hiç düzeltemiyor. Bugün nafaka düzenlemesinde, genç yaşta evlenenlerin düzenlemesinde görüyoruz. Yani 6284 sayılı aileyi koruma kanundaki olumsuzluklarının düzeltilmesini bir türlü başaramadılar. Bu Türkiye'de çok ciddi bir tıkanıklık olmuş. Bu bütün mevzuatlar için de böyledir. Dolayısıyla sosyal medya yasası için böyle bir sonuç ortaya çıkmasın.” ifadelerini kullandı.

“CHP İslam düşmanlığından bir an önce vazgeçmeli”

Meclis'in kütüphanesinde Kur'an-ı Kerim bulunmasına ve burada okunmasına karşı çıkan CHP'li vekil Kani Beko’nun tutumunu sert dille eleştiren Demir, CHP’nin İslam düşmanlığının halen devam ettiğini söyledi.

Demir, “CHP bu ülkeyi neresi sanıyor. Bunu net bir şekilde CHP'ye sorup, cevap almamız lazım diye düşünüyorum. Biz Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun yüzde 99’u Müslüman olduğunu beyan ediyor. Müslüman bir ülkede ‘Kur'an'ın Meclis’te ne işi var?’ demenin anlamı nedir? Bu nasıl izah edilebilir. Biz İngiltere değiliz, ABD değiliz. Türkiye, Hristiyan veya farklı dinlere mensup bir ülke değil. TBMM dedikleri mekânda bu memleketi ve insanlarını temsil eden sorunlarının konuşulduğu, sıkıntılarının masaya yatırıldığı, çözümlerin arandığı ortak yerdir.  Bunu özellikle CHP zihniyetine sahip insanlara söylüyoruz. İslam düşmanlığından bir an önce vazgeçsinler. Aslında İslam düşmanlığının ötesinde kendi halklarıyla mücadele etmekten, savaşmaktan, kendi halklarının değerlerini küçük görmekten vazgeçsinler. Siz bu ülkede siyaset yapıyorsunuz, bu ülkedeki insanlara hizmet ettiğinizi söylüyorsunuz, muhalefet yaptığınızı bir şeyler yaptığınızı söylüyorsunuz ama bu memleketin insanlarının değerlerine, kültürüne savaş açıyorsunuz. Bu toplumun kabul etmeyeceği, benimseyemediği; inancının, kültürünün asla kabul edemeyeceği şeyleri savunuyor, dayatıyor ve toplumun önüne koyuyorsunuz. Bu asla kabul edilecek bir şey değildir.

TBMM'nin ilk açıldığı dönemi hatırlayalım. Kur'an-ı Kerim ile tekbirlerle açıldı. Orada bulunan insanların önemli bir kısmı din alimleri halkın kanaat önderleri ve inanç anlamında da toplumu temsil eden insanlardı. Daha sonra ne oldu. Tek partili dönemde yine CHP zihniyeti geldi. İslam'ın değerleriyle savaştı ve çatıştı. Meclisi İslam'dan soyutlamaya, halkın değerlerinden uzaklaştırmaya yönelik çok katı bir süreç uygulandı. Türkiye'de İslam'a çok ağır saldırılar oldu. Camiler kapatıldı ya da ahıra dönüştürüldü. Kur'an-ı Kerim’in öğretilmesi ve öğrenilmesi yasaklandı. İslam'a çok büyük bir savaş açıldı. Öyle bir hale geldi ki insanlar Müslümanım demekten namaz kılmaktan korkmaya Kur'an-ı mağaralar da okumaya başladı. CHP'nin ortaya koyduğu süreç budur. Din düşmanlığı halen onların en önemli faaliyet alanları olmuştur, olmaya da devam ediyor. Kur'an-ı Kerim’e saldırıyı yapan milletvekiline CHP içeresinde bir kınama olmadığına göre demek ki CHP halen bu İslam düşmanlığı stratejisinde istikrarlı bir şekilde devam ediyor. En temel politikaları da budur. Toplumumuzda bunu net bir şekilde görmelidir.” dedi.

“Bu toplum 100 yıldır CHP zihniyetiyle mücadele ediyor”

CHP’nin Mersin’de bütün billboardlara ahlaksız sapık yapıların afişlerinin astırmasını da eleştiren Demir şöyle devam etti:

“Toplumsal tepkilere rağmen bunlar bu afişleri indirmediler belki de halen oralarda sergileniyorlar. Diğer CHP'li belediyelerde toplumsal cinsiyet eşitliği ve sapık derneklerin eğitimleri zorunlu olarak yapılıyor. Bir taraftan İslam’a böyle kurumsal planlı, programı bir düşmanlık yapacaksın, İslam'ın değerlerini ortadan kaldırmaya çalışacaksın, öbür taraftan da diyeceksiniz ki ‘ben inanca sahip çıkıyorum.’ Kimse bu safsatalara inanmaz. Bu toplum 100 yıldır CHP zihniyetiyle mücadele ediyor. Bundan sonra da mücadele etmeye devam edecek. CHP asla bu toplumun değerlerine, inancına zarar veremeyecek. Bu nedenledir ki CHP bu zamana kadar tek başına iktidar olmadı ve hep muhalefette kaldı. CHP'ye buradan sesleniyoruz. Bu memlekete bir katkıda bulunmak istiyorsanız ve gerçekten insanlarımız için siyaset yapmak istiyorsanız öncelikle halkla barışın. Bugüne kadar varlığınız bu topraklara, dine, toplumun değerlerine külliyen zarar verdi. Bundan sonra da hep zarar vermeye devam edeceksiniz.”

“RTÜK'ten toplumun değerlerine yönelik saldırılar, ciddi olumsuz yayınlar devam ediyor”

Son olarak TV’lerdeki ahlaksızlık yayınlara ve RTÜK’ün suskunluğuna dikkatleri çeken Demir, “Devlet kurumu olan RTÜK'ten TRT kayaklarından ve bazı diğer özel kanallardan da toplumun değerlerine saldırılar ciddi yayınlar devam ediyor. Bu noktada hep birlikte takip ettik. Bir program sunucusu bayanın telefonda Kürtçe konuşarak programa katıldığı ve telefonun yüzüne kapatan programdan söz ediyorum. Hep beraber bunu takip ettik. O Kürtçe konuştuğu için telefonu kapatmıştı yüzüne ancak o program o boyut ile ön plana çıktı. Fakat o programı kimse dile getirmedi. O program çok iğrenç sapıklıkları işleyen, normalleştirmeye çalışan, toplumun önüne albenili bir şekilde koyan bir programdı. Buna benzer dünya kadar program var. Sabah programları, evlilik programları farklı farklı isimler altında toplumun değerlerini, aile kurumunu, ahlakı, adabı, iffeti, hayayı, namusu ortadan kaldıran dünya kadar program var. Biz partimizi kurduğumuzdan beri bunları söylüyoruz. Bugüne kadar bu hükümetin bir çözüm bulmaması mevzuat düzenine girmemesi çok ilginçtir. Biz halen bunu anlamış değiliz.

Özellikle şunu sormak istiyoruz. RTÜK bu memleketin kurumu değil mi? RTÜK bu ülkede yayın yapan TV'leri toplumun değerlerine göre takibe alan zararlı şeyleri kapatıp önlem alıp cezalandıran yapı değil midir? RTÜK'ün başında kimler var. RTÜK'te bu yayınları denetleyen kimlerdir? Bunlar niye görünmüyor? Niye bu zararlı şeyler engellenmiyor? Biz bunu anlamakta zorlanıyoruz. O kadar iğrenç programlar yapılıyor ki iğrenç ilişkiler normalmiş gibi saatlerce insanların önüne konuluyor ki bu programları izleyen insanlar ailelerde bayanlar da çocuklarda ahlak nasıl kalsın. Bu gidişle ailenin ahlak yapısının ayakta kalması mümkün değil. Bunu ısrarla yetkililere söylüyoruz.  Aile Bakanlığı'na Sayın Cumhurbaşkanına ve RTÜK’teki yetkililere sesleniyoruz. Lütfen bu toplumun değerleriyle artık çatışan yayınlara izin vermeyin, bu toplumun değerlerine sahip çıkın, sadece söylem ile sınırlı kalmasın. Bu yayınlar derhal kaldırılsın. Siz yapın biz halk olarak destekleriz. Bu toplum bizim toplumumuz, aile kurumu bizim kurumumuz. Bugün erdemli yapımızı muhafaza edemezsek yarın öbür gün bizim hep şikâyet ettiğimiz Avrupa'sından Amerika'sından Rusya'sından bir farkımız kalmayacak. Dolayısıyla biz geleceğimizden de söz edemeyiz.” ifadelerine yer verdi.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI