Gündem Değerlendirmesi (21.06.2021)

Genel Merkezimizin 21 Haziran 2021 tarihli gündem değerlendirmesi

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan açıklamada; AYM’nin iletişim başkanlığı kararı, yap işlet devret modeli ve artan dış borçlar, halkın bankalara mahkûm edilmesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın güvenliğini sağlama teklifi ve Mısır’daki idam kararları gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konuları değerlendirildi.

AYM’NİN İLETİŞİM BAŞKANLIĞI KARARI

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İletişim Başkanlığı'nın kişisel verilerle ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgiyi kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden isteyebileceğine dair yapılan düzenlemenin iptali için yapılan başvuru, Anayasa Mahkemesince oy çokluğu ile reddedildi. Anayasa’nın 104. maddesine göre kişisel ve siyasi haklar, ancak kanunla düzenlenebilir. Bu yetkinin İletişim Başkanlığına Kararname ile verilmesi Anayasaya aykırı olduğu gibi Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na da aykırıdır. İletişim Başkanlığı’na “gerek gördüğü her türlü bilgi” tanımıyla verilen bu belirsiz ve ucu açık yetki, hukukun “belirlilik, şeffaflık ve öngörülebilirlik” ilkesine de aykırıdır.

Kişisel verilerin toplanması, kullanılması, ne kadar süre ile tutulacağı, amaca uygun kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi ve imhası gibi hususlar açık ve net olarak düzenlenmelidir. Sınırları belli olmayan bu düzenleme, keyfi ve ölçüsüz uygulamalara kapı aralayacaktır. İletişim Başkanlığı’nın siyasi iktidar ile olan organik ilişkisi dikkate alındığında bu düzenlemenin fişlenme kaygılarına yol açması tabiidir. Devlet otoritesi karşısında kişisel hak ve hürriyetlerin güvencesi konumunda olan Anayasa Mahkemesi’nin hukuka aykırı olan bu kararı, toplumsal barışa da hizmet etmeyecektir. Şekil ve içerik itibari ile sakıncalı, ileride telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açacak söz konusu düzenleme, Cumhurbaşkanı tarafından geri çekilmeli ve Meclis tarafından konuya ilişkin hukuki sınırlar korunarak Anayasa’ya uygun kanuni bir düzenleme yapılmalıdır.

YAP İŞLET DEVRET MODELİ VE ARTAN DIŞ BORÇLAR

Yap İşlet Devret usulü veya kamu özel sektör işbirliği ile hayata geçirilen tünel, hastane, köprü, otoyol gibi projeler hazineyi boşaltmakta ve ülkenin geleceğini onlarca yıl ipotek altına almaktadır. Yüksek kullanım bedeli nedeniyle vatandaşların önemli bir kısmının kullanamadığı bu tesisler için devlet, ilgili firmalara belli bir gelir garantisi vermektedir. Kamu imkânlarıyla çok daha düşük bir maliyetle yapılabilecek bu yatırımlar, vatandaşın faydalanamadığı ama ücretini ödediği hizmetler haline gelmiştir. Hazine her yıl gereksiz yere milyarlarca lira ödeme yapmakta, zor günler geçiren vatandaşlara can suyu olabilecek bu rakamlar müteahhitleri ihya etmektedir. Bu yatırım modellerinin suistimal edildiğinin farkına varılmalı ve vatandaşların soyulmasına, memleketin geleceğinin ipotek altına alınmasına seyirci kalınmamalıdır.

Başarısız ekonomi politikalarının bir yansıması da dış borçlar üzerinden görülmektedir. Net dış borcun milli gelire oranı, 2005 yılında %15 dolaylarında seyrederken bugün bu rakam 268,9 milyar dolar ile %37,5’i bulmuştur. 2020 yılı sonu itibariyle brüt dış borç stokunun ise 450 milyar dolar seviyesinde olduğu açıklanmıştır. Söz konusu dış borcun önemli bir kalemini yine hazine destekli yatırımlar oluşturmaktadır. Zira 14,8 milyar dolarlık kısmı, hazine garantili yatırımlara ilişkindir. Açıktır ki bu ekonomi politikaları sürdürülebilir değildir. Dış borçlanma yetkisine yeni bir düzenleme ile sınırlama getirilmelidir. Zira doğmamış çocuklar adına borçlanma yetkisini kendinde gören bir ekonomi anlayışı ile bir yere varılamaz.

HÜKÜMET, HALKI BANKALARA MAHKÛM ETMEMELİDİR

Pandemi sürecinde yaşanan genel durağanlıktan en çok ekonomik faaliyetler ve ticari hayat etkilendi. Ülkeler bu zor süreci atlatmak için çeşitli destek paketleri açıkladı. IMF verilerine göre bazı ülkeler milli gelirlerinin yüzde 20’ye yakınını yardımlar için ayırırken Türkiye’de bu oran yüzde 1,9 ile en alt sıralarda yer aldı. Açık tutulan kredi kanalları ile reel sektörün yanı sıra hane halkı için de ciddi bir borçlanma sorunu oluştu. Bu aşırı talep, fahiş derecede yükselen faiz oranları nedeniyle de önümüzdeki süreçte tıkanmalara yol açacak bir borç sarmalına dönüşecektir. Reel sektör borçlanarak hayatta kalma mücadelesi verirken BDDK verilerine göre vatandaşların bu yılın ilk çeyreğinde bankalara sadece kredi ve kredi kartı faizi olarak 34,5 milyar lira ödediği görülmektedir.  

OECD raporu bu duruma işaret ederek Türkiye'ye halkı borçlandırmak yerine daha fazla devlet desteği sunması çağrısına yer verdi. Pandemi sürecinde kredi ile borçlandırma politikasını eleştiren OECD, savunmasız durumdaki hane halkı ve reel sektörün borçlandırılmasının sürdürülemez bir duruma geldiğini belirterek daha fazla doğrudan destek verilmesi gerektiğine işaret etti. Hükümet, var olan krize oranla yapılan yardımların yetersiz olduğunu ve mutlaka artırılması gerektiğini görmelidir.

GELİR DAĞILIMINDAKİ ADALETSİZLİK

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan araştırmaya göre 2020 yılı gelir ve yaşam koşullarında adaletsizlik, son 11 yılın en yüksek seviyesinde gerçekleşti. Son yapılan araştırma sonuçlarına göre; en yüksek eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,2 puan artarak %47,5'e yükselirken en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak %5,9'a geriledi. En yüksek gelire sahip %20’lik kesim ile en düşük gelire sahip %20’lik kesim arasındaki makas gittikçe açılıyor. Son bir yıldaki değişim herkesi düşündürmeli ve çözüm arayışına sevk etmelidir. Haksız kazançlarla oluşan gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluğun ve huzursuzluğun en temel nedenidir.

Ekonomi politikalarındaki yanlış uygulamalar, yolsuzluklar, faiz ve rant ekonomisinde ısrar, sıkıntıların temel kaynağıdır. Ekonominin yapısal sorunları ve kurumsal zafiyetler maalesef gelecek açısından da karamsar bir tablo oluşturmaktadır. Gelir dağılımında adaletin sağlanması için güçlü yapısal düzenlemelere ihtiyaç vardır.  Gelir dağılımındaki adaletsizliği büyüten etkenlerden biri olan mevcut vergi politikaları gözden geçirilmeli, adil bir dağılımı sağlayacak yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

TÜRKİYE'NİN KABİL HAVALİMANI'NIN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMA TEKLİFİ

Türkiye, NATO güçlerinin Afganistan'dan asker çekmesinin ardından Kabil Havaalanı'nın güvenliğini sağlamayı teklif etti. Bölgeden askerlerinin bir kısmını çeken ABD tarafından kabul edilen teklif, Taliban tarafından ise Türkiye’nin NATO gücü olduğu gerekçesiyle reddedilmektedir. Türkiye’nin Afganistan’da NATO şemsiyesi altında askeri faaliyet yürütmesi çatışma riskini artırmaktadır. Türkiye’nin 20 yılın sonunda işgalden kurtulan Afganistan’daki varlığı, ABD’nin uydusu haline gelen NATO çatısı altında bir askeri faaliyet olmamalıdır. Türkiye, Afganistan’da Kabil yönetimi ve Taliban arasında yaşanan çatışmaların sona ermesi, iç barışın sağlanması, Afganistan’ın istikrarı ve yeniden imarı için inisiyatif almalıdır. Güvenliği sağlamanın yolu yerel unsurlar arasında uzlaşıyı sağlamaktır. Türkiye, bugüne kadar Afganistan’da on binlerce sivili katletmiş NATO adına faaliyette bulunmamalı, kadim dost ve kardeş Afgan halkının huzur ve güvenliğini temin etmeye katkı sunmalı ve iyi ilişkilerin devamı için çaba harcamalıdır.

MISIR’DAKİ İDAM KARARLARI

Mısır’da darbeci Sisi’nin mahkemelerinden yeni idam kararları çıktı. Mısır Yüksek Mahkemesi, aralarında devrimin sembol isimlerinden olan şehit Esma Biltaci’nin babası, aynı zamanda İhvanın Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında verilen idam cezalarını onadı. Cunta mahkemelerinin verdiği hiçbir karar adil ve tarafsız değildir. İntikam alma amacıyla darbeciler tarafından sipariş edilen kararlar tamamen siyasidir. Mahkemeler, cunta rejiminin emirlerini yerine getiren bir mizansen ve tiyatrodan ibarettir. Halkın seçtiği yönetime karşı darbe yapan ve seçilmiş cumhurbaşkanını zindanda şehit eden, binlerce masumu Rabia Meydanı’nda katleden cuntacı Sisi, yargılanmalıdır ve inşallah bir gün yargılanacaktır. Bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar, İslam İşbirliği Teşkilatı, Mısır ile ilişkileri normalleştirmeye çalışan Türkiye ve Sayın Cumhurbaşkanı harekete geçmeli, yargı kılıfı geçirilmiş bu siyasi katliamlar durdurulmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI