Gündem Değerlendirmesi (07.06.2021)

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun 7 Haziran 2021 tarihli gündem değerlendirmesi

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, yaptığı açıklamada; ceza infaz hukukundaki zihniyet, halkı fakirleştiren ekonomi politikası, Marmara denizindeki kirlilik, kamu işçileri, üretici fiyatlarındaki artış, Türkiye ile Filistin devleti arasında güvenlik işbirliği anlaşması ve göçmen krizi gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

CEZA İNFAZ HUKUKUNDA ZİHNİYET DEĞİŞMELİDİR

TBMM’ye verilen bir teklif ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da değişiklikler yapılması gündeme geldi. Bu teklifle bazı hükümler mevcut kanuna göre biraz daha insani hale gelse de sorunu çözme yerine sorunun arkasından dolaşma usulü benimsenmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin hasta olan yakınlarını ziyaret etmeleri veya vefat eden akrabalarının cenazelerine katılabilmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Devletin mahkûmu koruyamama gerekçesi ile temel bir insani hakkı kullandırmamasının bir izahı yoktur. Aile hayatına saygının tezahürü olan bu ziyaretler ücretsiz ve bürokratik engellere takılmadan yapılabilmelidir.

Yargı reformunun konuşulduğu bir ortamda mahkûmların aile fertleri ile yapacakları tüm görüşmelerin kayıt altına alınıp saklanması bu teklifle kanunlaştırılmak istenmektedir. Özellikle açık görüşlerin de bu kapsama dâhil edilecek olması, aile mahremiyetini bitirecektir. Ceza İnfaz Hukukunda bir zihniyet değişikliği şarttır. Mahkûm; cezalandırılması gereken bir düşman değil, ıslah edilerek topluma kazandırılması gereken bir fert olarak görülmelidir. Tüm değişiklikler bu nazarla yapılmalı ve insan hakları ile evrensel hukuk ilkeleri daima gözetilmelidir.

EKONOMİ BÜYÜRKEN HALK FAKİRLEŞİYOR

2020 yılı ekonomik anlamda pandemi gölgesinde geride kalırken TÜİK verilerine göre 2021’in ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi % 7 oranında büyüdü. Bu oran, Çin’den sonra dünyada ikinci büyüme oranı olarak kayıtlara geçti. Ne var ki geniş halk kitlelerinin bu büyümeden payını alamaması, büyüme rakamlarına dönük eleştirileri de artırmaktadır. Reel ekonomide kriz şatlarının sürmesi, yatırım ve üretim yapmanın zorlaşması, istihdam imkânlarının daralması, artan faizler, otomatiğe bağlanan zamlar ve alım gücünün düşmesi gibi nedenler büyüme rakamlarını sorgulanır hale getiriyor. Ülkelerin ekonomileri büyüme oranlarında rekor kırsa da bunun etkileri tabana indikçe hissedilmez hale geliyor.

Oxfam istatistiklerine göre dünyadaki servetin % 99’u % 1’lik kesimin elindeyken, % 99’un payına düşen servet miktarı ise yüzde 1 oranında kalıyor. Kapitalist sistemin iddia ettiği serbest piyasa şartların sadece sermaye için geçerli olması, sınırsız rekabet, devletlerin ekonomide küçülmeye gitmesi, buna bağlı yaşanan özelleştirme furyası gibi etkenler, ekonomik ve ticari aktiviteleri büyük oranda şirket, holding vb. sermaye gruplarının tekeline bıraktı. Adaletten uzak bu sömürü düzeni, periyodik aralıklarla yaşanan krizlerin de başlıca sebebidir.

Uygulanan iktisat politikalarının insan merkezli olup olmadığının en önemli ölçütü üretilen değerlerin paylaşım şeklidir. Merkezinde insan/insanlık olmayan, refahı tabana yayma amacından uzaklaşmış, sadece ülke ekonomisini büyütmeye kilitlenmiş bir iktisat anlayışını reddediyoruz. Tüketim, ithalat ve inşaat ile büyüme çözüm değildir, sürdürülebilir de değildir. Daha çok üreterek ve istihdamı artırarak büyümenin bir tercih değil zorunluluk olduğu artık görülmelidir.

MARMARA DENİZİNDEKİ KİRLİLİK

Marmara denizinde son günlerde halk dili ile ‘Deniz Salyası’, bilimsel anlamda ise ‘Müsilaj’ olarak adlandırılan önemli bir çevre kirliliği yaşanmaktadır. Acil tedbirler kapsamında; yerel yönetimlerin sorumluluğunda bulunan Fiziksel Atık Su Arıtma Tesisleri, İleri Biyolojik Atık su Arıtma Tesislerine dönüştürülmelidir. Ayrıca sanayi kuruluşlarından kaynaklanan endüstriyel atık sular ve soğutma sularının Derin Deniz Deşarjı kriterlerini sağlamaları için hükümet denetimleri artırmalı, kriterlere uymayanlar ağır müeyyidelerle karşılaşacağını bilmelidir.  Deniz trafiğinde yer alan gemi ve liman işletmeleri için daha katı çevre kuralları getirilmeli, balıkçılık mevzuatı gözden geçirilerek balık çeşitliliğini ve yavru balıkları korumaya yönelik tedbirler artırılmalıdır.

Marmara denizindeki bu ciddi çevre kirliliği, gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda önemli bir ekonomi ve sağlık sorununa da dönüşecektir. Bu nedenle hükümet ile yerel yönetimleri çevreyi korumak için su, hava, toprak ve atık yönetim planları hazırlayarak bütüncül bir çevre yönetim stratejisini uygulamaya ve çocuklarımıza miras olarak bırakacağımız tabiata sahip çıkmaya davet ediyoruz.

KAMU İŞÇİLERİ ENFLASYON CANAVARINA EZDİRİLMEMELİDİR

Kamu işçilerini kapsayan toplu sözleşme için görüşme süreci başladı. Daha önce taşeron işçisi olarak çalışanlara KHK ile kadro verilmiş olması nedeniyle bu görüşmeler bu yıl çok daha fazla sayıda işçiyi ilgilendirmektedir. Görüşmelerde işçi temsilcileri zamlar, enflasyon rakamları ve döviz kuru gibi etkenlere bağlı olarak eriyen ücretler için uygun artış oranları talep ederken açıklanan büyüme rakamları, kişi başına düşen milli gelir ve refah payı gibi haklı gerekçeleri öne çıkarırlar. Hükümet temsilcileri ise zorlukları, bütçe dengelerini, ekonomik istikrarı öne çıkararak talep edilen artış miktarlarının çok altında kalan teklifler sunarlar.

İlk çeyrekte ekonomik büyümede Çin’den sonra dünyada ikinci sıraya yerleşen Türkiye’nin makul ve adil bir artış oranı ile çalışanlarını sevindirmesi gerekir. Ücretlerde yapılacak makul bir artış, büyümeden kaynaklı refahın tabana yayılmasında önemli bir adım olacaktır. Ekonomik krizin ağır yükünün çalışanların sırtına yüklenmesinden vazgeçilmeli, işçi ve emekçi enflasyona ezdirilmemelidir. 696 sayılı KHK ile kadroya geçirilen işçilerin zorunlu emeklilik, tayin hakları gibi sorunlarının ve ücret dengesizliğinin giderilmesi de gerekir.

ÜRETİCİ FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ENDİŞELENDİRİYOR

TÜİK’in Mayıs enflasyon verilerine göre TÜFE aylık bazda %0,89, yıllık bazda ise %16,59 olarak gerçekleşti. Küçük de olsa bir düşüş trendi umut vermektedir. Ancak üretici fiyatlarındaki artışın aylık %3,92, yıllık ise %38,33 olarak gerçekleşmesi ekonominin yapısını ve hedeflerini ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Herkesin ve her kesimin dikkati ÜFE’de yoğunlaşmıştır. Uzun bir müddettir yükselişte olan üretim maliyetleri artık ülke ekonomisinin temel yapısını tahrip edecek bir boyuta çıkmıştır.

TÜFE ile ÜFE arasındaki makasın bu derece açılması, ağır bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. Maliyet unsurlarının bir kısmı dış kaynaklı olsa da yanlış yönetim anlayışından kaynaklanan etkenler daha çoktur. Ekonominin düzlüğe çıkabilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi zorunludur. Bu nedenle kamu kaynaklı zamlar ve fiyat artışlarına son verilmeli, ÜFE’nin düşürülmesi için gerekli adımlar ivedilikle atılmalıdır.

TÜRKİYE İLE FİLİSTİN DEVLETİ ARASINDA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI

Türkiye ile Filistin Devleti arasında Güvenlik İş birliği Anlaşması’nın onaylanmasına ilişkin kararname, geçen hafta Resmî Gazete’de yayımlandı. Anlaşmayı geç kalınmış, olumlu bir adım olarak görüyoruz. Türkiye, Filistin halkını ve devletini işgal rejimine karşı korumalı, güçlendirmeli, işgalin tamamen bitirilip başkenti Kudüs olan hür ve bağımsız bir Filistin devletinin oluşabilmesi için askeri ve ekonomik olarak desteklemelidir. Ramallah yönetimi ile yapılan bu anlaşma, Gazze’ye de teşmil edilerek hem Gazze ablukasının kaldırılmasına katkı sunulmalı hem de Filistinliler arasında birliğin tesisine vesile olunmalıdır.

Son saldırılarla birlikte Gazze adeta bir enkaza dönüşmüştür. Filistin halkına yapılacak yardımlar adalet ve hakkaniyet ölçülerine göre Gazze’deki yönetim muhatap alınarak yapılmalıdır. İşgal rejiminin vahşetinin durdurulabilmesi için Filistinlilerin somut ve etkin desteğe ihtiyacı vardır. Türkiye, diğer İslam ülkelerinin de Filistin ile benzer anlaşmalar imzalamaları için çaba harcayarak buna öncülük etmelidir. Tüm bunların da ötesinde; Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki alanları anlaşmasının bir benzerinin Filistin Devleti ile de yapılması masaya yatırılmalı, bunun alt yapısı oluşturulmalıdır.

GÖÇMEN KRİZİ

Avrupa Birliği Meriç Nehri üzerinden Türkiye'den Yunanistan’a geçmek isteyen göçmenleri durdurmak amacıyla Yunanistan sınırında dijital bir bariyer inşa etti. Yunan polisine ait zırhlı aracın üzerine kurulan ve "ses topu" olarak adlandırılan cihazdan sağır edici sesler gönderilebilecek sistemin yanı sıra, yapay zekâyla çalışan yalan dedektörleri, sanal sınır koruma botları ve kameralarla göçün durdurulması hedefleniyor. Öte taraftan Danimarka Parlamentosu, sığınmacıların yurt dışında inşa edilen kamplarda kabul edilmesini içeren yasayı onayladı. Yasa, sığınma talebinde bulunanların bu talepten vazgeçmesini hedeflemektedir. Ayrıca göçmenlerin oturma izinleri iptal edilerek çatışma bölgelerine dönmeye zorlanmaktadırlar.

Geri itme politikasıyla mülteci ölümlerinin temel sorumlusu olan AB, insani olmayan bu uygulamalarla göçmen krizini daha da derinleştirmektedir. Fiziksel ve psikolojik şiddetin boyutu her geçen gün daha da artmaktadır. Dünya için insanlık sınavı haline gelen göçmen krizinde insanlık dışı uygulamaların tek çözüm yolu olarak sunulması utanç vericidir. Sistematik işkence ve katliama karşı dünyanın tepkisizliği devam etmektedir. İnsani krizin sona ermesi için göçlerin sebepleri irdelenerek çözüm projeleri üretilmelidir. Göçün en büyük sebebini oluşturan çatışmalar ve yoksulluk devam ettikçe bu krizin sona ermesi mümkün değildir. Göç rotasında ana duraklardan olan Türkiye bu noktada inisiyatif alarak uluslararası bir komite oluşturulması için harekete geçmelidir.

ZEKERİYA YAPICIOĞLU | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

 

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI