Gündem Değerlendirmesi (22.03.2021)

Genel Sekreterimiz Sayın Şehzade Demir’in 22 Mart 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir, yaptığı açıklamada; İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi, ekonomi yönetimi, faiz ve vergilerden şikayetçi olan halk, İslami değerlere düşmanlık yapan televizyon yayınları, Avrupa Birliğinde aşı pasaportu ve Batı’daki İslam düşmanlığı gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN FESHEDİLMESİ

Ülkemizde uygulamaya başlandığı günden beri aileleri dağıtan, boşanma oranlarını arttıran, aile içi şiddeti körükleyen, ahlaki dejenerasyona neden olan İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi geç de olsa doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu kararın alınmasında katkısı olan bütün yetkililere milletimiz adına teşekkür ediyorum.  İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi ile birlikte neden olduğu tahribatlar göz önünde bulundurularak; sözleşmenin yüklediği sorumluluklar doğrultusunda oluşturulan “İstanbul Sözleşmesi izleme komisyonları” ve bunların başlattığı faaliyetler ivedilikle durdurulmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi ile bu sözleşmenin uygulama kanunu olan 6284 sayılı yasa nedeniyle toplumda ağır tahribatlar ve mağduriyetler oluşmuştur. Bununla birlikte genç yaşta evlilik yapmış ailelerin mağduriyetleri zaman kaybedilmeden giderilmeli, süresiz nafaka zulmü son bulmalıdır. Zina ile zinaya teşvik eden ifsat edici faaliyetler yeniden suç haline getirilmelidir.  Toplumu sapkınlığa sürükleyen her türlü akıma karşı tedbirlerin geliştirilmesi, toplumun can, mal ve nesil emniyeti için bir zorunluluktur. 6284 sayılı yasa ile birlikte değerlerimizle uyuşmayan yasa, sözleşme ve yönetmelikler manevi değerlerimizin ve aile kurumunun korunması çerçevesinde yeniden ele alınmalı, topluma zarar veren hususlar ayıklanmalıdır.

EKONOMİ YÖNETİMİ FAİZ LOBİSİNE TESLİM OLMUŞTUR.

Merkez bankasının kısa zamanda politika faizini %10,25’ten %19’a kadar çıkarması, faiz artışlarını yüksek kur ve enflasyonla mücadelede tek çare olarak gördüğünü ifade etmektedir. Pandeminin yol açtığı ekonomik durgunluk ve buna bağlı yaşanan maliyet artışları, Türkiye’de de ekonomik sorunlara yol açtı. Kur, enflasyon ve faiz arasında kopmaz bağların bulunduğu serbest piyasa ekonomisinde sadece faiz artışlarına yüklenmek kısa süreli etkiler gösterse de sonradan farklı komplikasyonlara yol açacağı bilinen bir gerçektir. Pek çok ülkede faiz oranları düşürülürken hatta sıfırlanırken Türkiye ise durmadan faiz yükseltiyor. Böylece OECD ve Avrupa ülkeleri sıralamasında liste başı olurken, dünya yüksek faiz sıralamasında ise 7.sıraya yükselerek açlık ve yoksullukla pençeleşen bir çok ülkenin önüne geçti.

Sermayeyi yatırımdan ziyade, paradan para kazanmaya iten ve üretim ile istihdamı bloke eden yüksek faiz oranları, ekonomiler için yeni krizlere kapı aralamaktadır. Yatırımları teşvik edici önlemler geliştirmek, güven ortamı oluşturmak, kamuda tasarruf tedbirleriyle beraber devasa boyutlara varan yolsuzluklarla mücadele ve ilan edilen reformları bir an önce yürürlüğe koymak atılması gereken acil adımlar olmalıdır. İşletmelerin finansmana erişimini zorlaştırıp piyasaya para akışını engelleyen yüksek faiz oranlarına en kısa zamanda çözüm bulunmalıdır.    

HALK, FAİZ VE VERGİLERDEN ŞİKAYETÇİDİR

Kamu Denetçiliği Kurumunun (Ombudsmanlık) açıkladığı istatistiklere göre kuruma 2019 yılında 20 bin 968 başvuru yapılmış, 2020 yılında ise tam 90 bin başvuru incelenerek sonuçlandırılmıştır. 2019 yılında tüm başvurular içinde 1568 başvuruyla %7’lik pay alan ekonomi, maliye ve vergi başlıklarındaki şikâyetler, %4 bin 518 aratarak 72 bin 418’e yükselmiştir. Ayrıca Ombudsmanlığa yapılan 90 bin şikâyetten 69 binini bankalar ve finans kuruluşlarıyla ilgili talepler oluşturmuştur. Bu verilerden; ekonomik sistemin vatandaş aleyhine esaslı bir surette bozulduğu, vergi adaletsizliğinin yaygınlaştığı, vatandaşın bankalara ve yüksek faizli kredilere mahkûm edildiği ve bu alanlara ilişkin sorunların katlanarak büyüdüğü anlaşılmaktadır.

Hal böyle iken Merkez Bankasının, hala faiz artırımına gitmesi, ateşe benzin dökmektir. Kur-Faiz-Enflasyon sarmalından çıkış; ancak yatırım, üretim ve istihdam odaklı bir ekonomi ile dışa bağımlılıktan kurtulmakla mümkündür. Bu verilerde dikkati çeken diğer bir husus ise; önemli bir anayasal kurum olan Ombudsmanlığın, başvurulara ilişkin almış olduğu kararların idari mercilerce görmezden gelinmesi ve sorunların katlanarak büyümesidir.  Hizmet kalitesinin yükseltilmesine, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına ve insan odaklı bir idarenin oluşmasına katkı sağlamayı amaç edinen Ombudsmanlık Kurumu’nun kararları dikkate alınmalıdır.

İSLAMİ DEĞERLERE DÜŞMANLIK YAPAN TELEVİZYON YAYINLARI

Bazı televizyon kanallarının İslami değerleri alaya alma, saldırı ve hakarete varan yaklaşımları giderek artmaktadır. İslam’a saldırarak varlıklarını sürdürmeye alışmış olan 90’lı yılların televizyonculuk anlayışı tekrar belirmeye başladı. Medyada topluma rol model haline getirilmeye çalışılan sözde sanatçılar üzerinden değerlerimize yapılan bu saldırılar kabul edilemez. Sanatçı, yönetmen, yapımcı, senarist gibi kendilerini halkın değerlerine karşı sorumlu hissetmeyen bir kitle, uzun zamandan beri hem halkın değerlerine hakaret etme yetkisini kendilerinde görmekte hem de bu milletin sırtında bir asalak gibi yaşamaktadır.  

Senarist ve yapımcıların İslami kıyafetli vatandaşları gerici, çıkarcı, terör destekçisi gibi rollerde göstermesi, sinelerinde gizledikleri İslam düşmanlığının ağızlarından taşan kısmıdır. Televizyon kanallarını denetlemek ve gerekli cezai müeyyideleri uygulamak RTÜK’ün en önemli görevidir. Bu doğrultuda gerekli tedbirleri alarak toplumun duyarlı olduğu İslami şiar ve sembolleri hiçe sayan yayınların kontrol altına alınması hususunda yetki ve sorumluluklarını doğru yerde ve zamanında kullanmalıdır.

AVRUPA BİRLİĞİNDE AŞI PASAPORTU

AB Komisyonu, geçtiğimiz günlerde aşı pasaportu olarak anılabilecek dijital sertifikanın nasıl uygulanacağına dair önerilerini açıkladı. Buna göre Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından onay verilen tüm aşılar, üye ülkelerce kabul edilip geçerli sayılacak, ajansın henüz onay vermediği aşılar konusunda ise karar, üye devletlere bırakılacaktır. Söz konusu uygulamanın hayata geçirilmesi durumunda, yeni bir ayrımcılık türüyle karşı karşıya kalınacağı muhakkaktır.

Dünya genelinde, koronavirüse karşı geliştirilen aşıların yan etkileri ve etki oranları üzerinde henüz uzlaşı sağlanamamışken, aşının bir dayatmaya dönüşmesi kabul edilemez. Pek çok ülke, sertifikalandırmayı ticari ve politik bir silah olarak kullanacak, çıkarlarını göz önünde bulundurarak hamlelerini yapacaklardır. Bunun sonucunda başta oturum izinleri, çalışma izinleri ve seyahat özgürlüğü olmak üzere pek çok hakka kısıtlama getirilebileceği görülmektedir. Bu uygulamanın geçerlilik kazanması halinde Avrupa Birliği, bunu üye olmayan devletler üzerinde bir baskı aracına dönüştürerek hem diğer ülke vatandaşları hem kendi vatandaşlarının pek çok temel hak ve hürriyetini ihlal etmiş olacaktır. Bu anlamda söz konusu uygulamanın geri alınması ve dünyanın ortak hareket ettiği bir aşı uygulamasının vücut bulması önem arz etmektedir.

BATIDAKİ İSLAM DÜŞMANLIĞI

Fransa, Danimarka, Almanya gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere batıda gelişen İslam karşıtlığı endişe verici boyutlara varmıştır. Gün geçmiyor ki bir ülkede Müslümanlara karşı bir ayrımcılık ve yasak devreye girmesin. En son, Sri Lanka’da 13 Mart'ta ülkede burkanın yasaklanmasına ilişkin Bakanlar Kurulunun onayını talep eden öneri, Kamu Güvenlik Bakanı tarafından imzalandı. Burkanın ulusal güvenliğe doğrudan etkisi bulunduğunu ve aşırılığın bir göstergesi olması gerekçe gösterildi.  Yasakların salt burka ile sınırlı kalmayacağı, ülkede bulunan İslami okul ve medreselerin de ulusal eğitim programına uymamaları halinde kapatılacağı açıklandı.

Bu İslam karşıtlığının arkasında basın ve medya kuruluşlarının menfi propagandası önemli yer tutmaktadır. Geçen hafta, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) tarafından "Uluslararası İslam karşıtlığı ile Mücadele Günü" dolayısıyla düzenlenen etkinlikte konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio  Guterres’in; "Ne yazık ki, medya gücüne sahip bazı kimseler, Müslümanlara karşı ön yargıyı artırıyor. Müslüman karşıtı bağnazlık, küresel olarak artan etnik milliyetçilik ve Neonazizm gibi diğer eğilimlerle aynı çizgidedir" şeklindeki sözleri dikkat çekicidir. İnanca karşı sürdürülen düşmanlık bir insanlık suçudur. Uluslararası hukukun ihlalidir. BM, uluslararası kurum ve kuruluşlar bunu engellemeli, inanç ve ibadet hürriyetini güvence altına alacak adımlar atmalıdır.

ŞEHZADE DEMİR - HÜDA PAR GENEL SEKRETERİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI