Gündem Değerlendirmesi (01.03.2021)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 1 Mart 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı açıklamada; bölgelerarası gelişmişlik farkı ve İstanbul’a yapılan yatırım, Tevhidi Tedrisat Kanunu, yanlış politikaların saldırısı altındaki aile kurumu, hukuksuz uygulamalar, Türkiye’de içki tüketimi, ilaçlara yapılan astronomik zamlar ve Çin’in Uygurlara yönelik zulmü gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

BÖLGELERARASI GELİŞMİŞLİK FARKI VE İSTANBUL’A YAPILAN YATIRIM

Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul’a verdiği önemi anlatırken AK Parti iktidarları süresince sadece İstanbul’a 275 milyar TL yatırım yaptıklarını ifade etti. 2003 yılı bütçesinin 97 milyar TL, 2010 bütçesinin ise 286 milyar TL olduğu düşünüldüğünde yapılan yatırımın çok büyük olduğu görülmektedir. Oysa 2002 yılından günümüze kadar nüfus olarak İstanbul’a eşit olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illere yapılan yatırımların toplamı 74 milyar TL’dir. Hükümetin yatırım politikaları, bölgeler arasındaki kalkınmışlık farklarını gidermemiştir. Aksine dengesizlik ile fırsat eşitsizliği daha da derinleşmiştir. Bölgeler arasındaki dengesizliğin giderilmesi için geri bırakılmış bölgelere gerekli ve yeterli yatırımların yapılması daha fazla ertelenmemelidir. 40 yıldan beri devam eden ve halen ancak % 54’lük kısmı tamamlanan GAP projesinin en kısa zamanda tamamlanması da bu adımlardan biri olmalıdır. Hükümet geri kalmış bölgelere, o bölgenin GSMH’ya katkısından daha fazla harcama yapmalıdır. Bununla birlikte özel teşebbüsü de bu bölgelere çekebilecek teşvik tedbirleri arttırmalıdır.

TEVHİDİ TEDRİSAT KANUNU

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra toplumu köklerinden ve kadim kültür mirasından koparma süreci de başladı. Batının eğitim modeli topluma dayatıldı. Sözde harf inkılabı ile bütün insanlar, bir gecede cahil duruma düşürüldü. Ülkenin Âlim, mütefekkir ve akademisyenleri tecrit edilerek eğitim sisteminin dışında bırakıldı. Yeni sistemi dayatanlar, tepeden inmeci yöntemlerle toplumun tamamen batıcı, laik ve seküler bir topluma dönüşmesinden başka bir seçenek bırakmak istemediler. 3 Mart 1924 tarihinde atılan üç adım; Hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin lağvedilmesi ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu, toplumun dönüşmesini sağlayacak temel saç ayakları oldular. Resmi ideolojinin dışında, farklı bir insan tipinin yetişmesine izin vermemek; Tevhid i Tedrisat Kanununun en önemli amacıydı. 

‘Eğitim birliği’ adı altında çıkarılan kanun, inancımıza ve kadim medeniyetimize dair ne varsa hepsini yasadışı bir statüye soktu. Daha sonra çıkarılan yasalar için de temel teşkil eden bu kanun, pedagojik olmaktan ziyade ideolojik bir yapıya sahiptir. İlim ve teknolojiyi ideolojinin güdümüne alarak insanları  mankurtlaştırma ve asimilasyon mekanizmasına dönüştürdü. Yeni nesillerin her geçen gün ahlak ve erdemden uzaklaşmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi bu kanundur.

Yeni bir Anayasa yapımı dâhil, geniş kapsamlı reformların konuşulduğu günümüzde eğitim göz ardı edilmemelidir. Eğitim sistemi ideolojiden mutlaka arındırılmalı, medeniyet değerlerimize ve kültürel kodlarımıza uygun bir şekilde yeniden ele alınmalıdır.

AİLE, YANLIŞ POLİTİKALARIN SALDIRISI ALTINDADIR

Sayın Cumhurbaşkanı partisinin kadın kolları kongresindeki konuşmasında, “Aile yapımızın doğrudan veya dolaylı bir saldırı dalgası altında olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı. Avrupa'da aile kurumunun bittiğini de ifade eden Sayın Erdoğan, yine Avrupa’dan ithal edilen aile hukukunu yıllardan beri tavizsiz bir şekilde uygulayan icranın da başında yer almaktadır. Daha önce de Sayın Cumhurbaşkanı, aile kurumunu kuşatan tehlikelerden defaaten şikâyet etmişti. Aile ve ahlaki değerler noktasında birçok ciddi tehlike ile karşı karşıya olan toplumun durumu ile Sayın Cumhurbaşkanının açıklamaları bir arada değerlendirildiğinde; uygulanan aile politikalarında ciddi bir tıkanma ve çaresizliğin olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.          

Sayın Cumhurbaşkanının yanlış politikalardan sık sık rahatsızlığını dile getirmesi, toplumda çözüm anlamında büyük bir beklenti oluşturmasının yanı sıra; kendisini kaçamayacağı bir yükümlülüğün de altına sokmaktadır. Aile kurumunda yaşanan sarsıntılar, şüphesiz ki batı ile imzalanan bazı sözleşmelerin dayatması olan kanun ve uygulamaların sonuçlarıdır. Bu yanlışlarda ısrar edilirse Avrupa’da olduğu gibi bizde de aile bitecektir. Erken yaşta evlendiği için erkekler tecavüzcü yaftası ile cezaevlerine atılıp aileler dağıtılırken öte yandan televizyon programları ile filmlerde çocuk yaştakiler arasında evlilik dışı ilişkiler teşvik edilmektedir. Yetki sahipleri tespit ve şikâyetten ziyade çözüm üretmelidir.

HUKUKSUZ UYGULAMALARA SON VERİLMELİDİR

AK Parti meclis grup başkanvekilinin geçtiğimiz günlerde, çıplak arama iddialarının gerçeği yansıtmadığına ilişkin beyanları, parlamentonun gerçek hayattan uzaklaştığının somut bir örneği olmuştur. Önce uygulamayı reddeden, sonrasında ise tüm dünyada uygulandığını belirterek normalleştirmeye çalışan bu anlayış, insan hakları noktasında daha alınması gereken çok yol olduğunu göstermektedir. AK Parti, işkenceye sıfır tolerans gibi büyük bir iddia ve ideal ile iktidara geldi. Ancak son yıllarda güvenlikçi politikalardaki artış ve kolluğun denetimsiz bırakılması, süregelen hukuksuzlukların siyasilerce de meşrulaştırılması ile sonuçlanmıştır.

Hilafet arzularını sosyal medya üzerinden paylaşan, şiddete bulaşmamış, kaçma şüphesi de olmayan kadınlara aile mahremiyetleri ihlal edilerek yapılan gözaltılar, hala olağan hale geçilmediğini göstermektedir. AYM ve AİHM’nin bu konulardaki ihlal kararları, uygulamada karşılıksız kalmaktadır. İfade özgürlüğünün ve şiddet içermeyen düşüncelerin halen terör faaliyeti olarak görülmesi, farklılıklara tahammülsüzlüğün bir sonucudur. Bebekli veya hamile kadınların cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin insani bir izahı yoktur. Belki de beraatla sonuçlanacak, şiddet içermeyen fikir beyanları için gece yarısı baskınları yapılmasının terör kılıfı ile meşru hale getirilmesi, temel hakların devlet tarafından çiğnenmesidir. İktidara düşen, bu uygulamaların savunucusu ve sürdürücüsü olmak değil, insan hakkı ihlali karşısında vatandaşlarının yanında yer almaktır.

TÜRKİYE’DE İÇKİ TÜKETİMİ ÇOK YÜKSEK ORANLARDADIR

Toplumu tehdit eden zararlı alışkanlıkların başında içki ve kumar gelir. Bu marazlar; aileleri dağıtarak gençliğimizi ifsat etmektedir. Her yıl binlerce insanımızın ölümüne, on binlercesinin kalıcı hastalıkla boğuşmasına neden olmaktadır. İçkinin devlet eliyle üretilmesi ve satılması, kumarın devlet eliyle oynatılması kötülüklerden korunması gereken halka kötülüktür. DSÖ’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu 30 ülkede yaptığı araştırmada cinayetlerin yüzde 85’i, ırza tecavüzlerin %50’si, trafik kazalarının %60’ı, kadına yönelik şiddetin %70’ı, hırsızlıkların %71’i ile intihar vakalarının %90’ı alkol sebeplidir. Her yıl 3,5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Alkolden doğan zarar, devletin alkolden elde ettiği gelirden çok daha fazladır.

İçişleri Bakanlığınca 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de alkol kullanım oranı yüzde 22’dir. Özel bir şirketin araştırmasına göre de Türkiye’de 55 milyon yetişkinin 11 milyonu alkollü içki tüketiyor. Bu rakamlar korkunçtur. Özelleştirme sonrasında Milli Piyangonun internet sitesi sanal kumarhaneye dönüşmüştür. Bahis sitelerini ve kumar oynamayı yasaklayan devlet, kendi eliyle kumarı teşvik etmektedir. Kumar, kumardır; yasalı, yasal olmayanı olmaz. Devlet, milli piyango dâhil bütün kumar ve bahis oyunlarını yasaklamalıdır. Can, mal, din, akıl ve nesil emniyetini tehdit eden içki tüketiminin önüne geçmek için gereken adımlar atılmalıdır.

İLAÇLARA YAPILAN ASTRONOMİK ZAMLAR

Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasında yapılan değişiklik Resmi Gazete'de yayınlandı. Bu kararın yayımlanmasından sonra Fiyat Değerlendirme Komisyonu geçen yıla göre %20 artışa gitti. Son dönemlerde başta temel gıdalar olmak üzere hayati öneme sahip ürünlerdeki fiyat artışları vatandaşı mağdur etmeye devam etmektedir. Her yıl ilaç fiyatlarına yapılacak olan zamların tarihi yaklaştığında, ilaçları zamlı fiyatları ile satmak adına stokçuluğun yapılması ve bazı ilaçların karaborsaya düşmesi vatandaşların mağduriyetine sebep olmaktadır. Ciddi bir soruna dönüşen bu durum tedavi hizmetlerini de aksatmaktadır.

Var olan sorunlara kalıcı çözüm bulma adına öncelikle yerli ilaç üretimine gerekli destek verilerek dışa bağımlılığın önüne geçilmelidir. Küresel piyasalara ürün pazarlayan ve rekabete girebilen bir ülke olma yolunda yeni ilaç molekülleri için gerekli Ar-Ge çalışmaları desteklenmelidir. Bununla birlikte ilaç fiyatlarının artış döneminde etkin bir denetim mekanizması kurulmalı ve stokçuluk yapıp vatandaşın ilaçlara erişimini engelleyenlere karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Bunun yanında salgın sürecinde ekonomik sorunlarla boğuşmak zorunda kalan vatandaşlara destek için, ilaç fiyatlarındaki fiyat farkını SGK karşılamalıdır.

ÇİN’İN UYGURLARA YÖNELİK ZULMÜ

Kanada ve Hollanda Çin’in Müslüman Uygurlara yönelik zulmünü ‘soykırım’ olarak tanıdı. Dini ve etnik kimliklerinden dolayı yıllardır ayrımcılığa maruz kalan ve ‘eğitim kampı’ olarak tanıtılan asimilasyon kamplarında işkenceye uğrayan Uygurlar, İslam dünyası tarafından sahipsiz bırakılmıştır. Çin’in Uygurlara yönelik hak ihlalleri defalarca belgelenmiş ve ifşa edilmiştir. Ancak “milli menfaatleri” için Çin zulmünü görmezden gelen İslam ülkelerinin tutumu ibretliktir. Uygur Müslümanlarının ibadet ve aile kurma gibi temel haklarına dahi müdahale eden Çin, devlet terörü uygulamaktadır. Bugüne kadar ekonomik ve siyasi menfaatleri nedeniyle harekete geçmeyen İslam ülkeleri, Çin’e karşı artık harekete geçmeli, Müslüman Uygurlara yapılan muameleleri “soykırım” olarak kabul etmelidir. Dünyanın hiçbir yerinde insanlar inançlarından dolayı ayrımcılık, zulüm ve işkenceye maruz kalmamalı, zalim yönetimler mutlaka mahkûm edilmelidir.

İSHAK SAĞLAM - HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI