Gündem Değerlendirmesi (22.02.2021)

Genel Sekreterimiz Sayın Şehzade Demir’in 22 Şubat 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir, yaptığı açıklamada; Uluslararası Anadil Günü, dövizdeki düşüşün fiyatlara yansımaması, yüksek faiz sorunu, can çekişen yeme içme sektörü, TÜİK’in 2020 yılı yaşam memnuniyeti verileri, BM’nin Yemen ve Suriye ile ilgili çağrısı, Türkiye, İran ve Rusya'nın Suriye zirvesi ile işgal rejiminin Filistin'den aşıyı engellemesi gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

DİLLER ALLAH’IN AYETLERİNDENDİR

İnkar ve asimilasyon politikalarının tezahür ettiği hususlardan biri de anadillere yönelik yasaklardır. Bunun önüne geçmek için UNESCO, 21 Şubat gününü Uluslararası Anadil Günü olarak ilan etmiştir. Çok dillilik bir medeniyet tezahürüdür. Toplumları kendi kültürlerine bağlayan unsurların en önemlisi dildir. Bu nedenle anadillerin desteklenerek yaşatılmaları; devletlerin kendi toplumlarına ve insanlığa karşı temel sorumluluklarındandır. Dillerin unutulması, aslında medeniyetlerin ve kadim kültürlerin yok olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde ifade ettiği “Ana dilleriyle bağları zayıflayan toplumların zamanla sürüleşmesi, sömürgeleşmesi, kimliksiz hale gelmesi kaçınılmazdır” cümlesi bu anlamda önemli bir gerçeği göz önüne sermektedir.

Türkiye, anadil karnesi zayıf ülkelerden biridir. Yıllarca uygulanan asimilasyon politikaları nedeniyle Kurmancça, Zazaca, Pomakça, Çerkezce, Arapça ve Süryanice gibi diller zamanla unutulmaya yüz tutmuş, bu dilleri konuşan vatandaşlar anadillerini çocuklarına yeterince öğretememişlerdir. Türkiye vatandaşlarının sürüleşmelerinin ve kimliksizleşmelerinin önüne geçmek, öncelikle devletin temel sorumluluğudur. Ancak bugüne kadar farklı dillerin korunması yönünde ciddi bir irade ortaya konulmamıştır. Bilakis Farklı dillerin varlığını bir tehdit olarak gören anlayışın bazı dönemlerde devlet politikasına dönüşmesi, insanların ötekileştirilmesine neden olmuştur. Dillerin varlığına ilişkin önyargılardan arınmış bir resmi bakış açısı geliştirilmeli, dil çeşitliliği topluma bir medeniyet bakiyesi olarak sunulmalıdır. Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesine verilen önem, vatandaşların anadilleri olarak konuştukları diğer dillere de verilmeli ve anadilde eğitimin önü açılmalıdır.

DÖVİZDEKİ DÜŞÜŞÜN FİYATLARA YANSIMAMASI VE YÜKSEK FAİZ SORUNU

Döviz kurunda yaşanan aşırı yükseliş, maliyetleri artırdığı gerekçesiyle gıdadan elektroniğe, otomotivden enerjiye her alanda zam yağmuru şeklinde tüketiciye yansıtıldı. Kurda yaşanan büyük düşüşün de indirim olarak tüketiciye yansıması beklenirken fiyatlarda hissedilir bir düşüş yaşanmadı. Kurdaki dalgalanma bu haliyle hem özel hem kamu sektörü tarafından tüketici aleyhine bariz bir fırsatçılık aracına dönüştürülmektedir. Bu fırsatçılıktan vazgeçilmeli, başta enerji ve gıda olmak üzere dövizdeki düşüşe paralel indirimler vatandaşa yansıtılmalıdır.

Döviz kurunun dengelenmesi için faiz oranları aşırı derecede artırıldı. Ancak bu faiz artışı beraberinde başka handikaplar getirdi. Kendi ülkelerinde sıfıra yakın faiz oranları nedeniyle kazanç sağlayamayan yabancı sermaye; üretim ve istihdama katkısı olmayan sıcak para olarak Türkiye’ye girmekte, yüksek faiz oranları ile sermayelerini katlamaktadırlar. Yerli yatırımcı için de yatırım yerine faizden kazanç sağlamak daha cazip hale getirilirken kaynak sıkıntısı çeken yatırımcı da bankaların faiz sömürüsüne teslim olmaktadır. Enflasyon artışında da etkili olan faize karşı hükümet derhal adım atmalı, faizsiz bir ekonomik sistem alternatifi geliştirilmelidir.

YEME İÇME SEKTÖRÜ CAN ÇEKİŞİYOR

Bazı siyasi partilerin kongrelerinin tıklım tıklım dolu salonlarda yapılması; aylardır ekmek tekneleri kapalı olan esnafı, bir yıldan beri evlere kapatılarak toplu taşıma araçlarına alınmayan 65 yaş üstü ve 20 yaş altı insanımızı incitmiş, sağlık çalışanlarının motivasyonunu kırmıştır. Salgın gerekçesiyle basın açıklamaları, toplantı ve gösteriler yasaklanıp Baro seçimleri ertelenirken kurallara uymada örnek olması gereken yetkililerin bu tedbirsizliği, korona ile toplumsal mücadelede zafiyet oluşturmaktadır.

Kalabalık Kongreler sıkıntı oluşturmuyorsa yeme içme sektöründe tedbirler eşliğinde müşteriyi masada ağırlamak da problem oluşturmamalıdır. Salgının başından beri ciddi kısıtlamalara maruz kalan ve iki milyon kişiye istihdam sağlayan lokanta, kafe, pastane, düğün salonu esnafı can çekişmektedir. Paket servis veya gel-al uygulamasıyla ayakta durmaya çalışan esnaf kira, vergi ve faturalarını ödeyemiyor. Temasın maksimum derecede olduğu toplu taşımaya kısıtlama getirilmezken yeme içme sektörüne uygulanan yasaklama tezat oluşturmaktadır. AVM'lerde, uçaklarda, otobüslerde ve resmî kurumlarda uygulanan HES kodu uygulaması gerekirse bu sektörde de uygulanarak müşterilerini masada ağırlamalarının önü açılmalıdır.

EVLİ OLANLAR EVLİ OLMAYANLARA GÖRE DAHA MUTLUDUR

Türkiye istatistik kurumu 2020 yılı yaşam memnuniyeti araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Sonuçlara göre bireylerin mutluluk kaynağında öne çıkan faktör aile oldu. Toplumumuzu mutsuzluğa iten birçok neden vardır. İşsizlik, yoksulluk, adaletsizlik, ahlaki çöküntü, madde bağımlılığı gibi faktörlerin yanı sıra aile kurumunun zarar görmesi de mutsuzluğun nedenlerindendir. TÜİK verilerine göre evli olanlar evli olmayanlara göre hayatından daha memnundur. Temiz bir toplum ve sağlıklı nesiller için aile kurumunun korunması çok önemlidir.

Aile, güçlü bir toplum ve istikrarlı bir gelecektir. Batı, kültür emperyalizmi yoluyla gençleri evlilikten uzaklaştırarak aile yapımızı tehdit etmektedir. Toplumu derinden sarsan sayısız sorunun yaşandığı günümüzde, geleceğimizi korumak için herkese sorumluluklar düşmektedir. Bu çerçevede aile, başta devletin ilgili kurumları olmak üzere toplumun tüm kesimleri tarafından desteklenmeli, zarar görmemesi için gereken hassasiyet gösterilmelidir. Evliliklerin azaldığı, boşanmaların ise hızla arttığı günümüzde geleceğimizin büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğu unutulmamalıdır.

BM’NİN YEMEN VE SURİYE ÇAĞRISI

Yıllardır iç savaşın sürdüğü Yemen ve Suriye’de insani felaket her geçen gün derinleşmektedir. BM, dünyanın en yoksul ülkelerinden olan Yemen’de 5 yaş altı 400 bin çocuğun açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Yemen’de olduğu gibi Suriye’de de katliamlardan kurtulan halk insani yardımların ulaştırılamaması sonucu hastalık, açlık ve soğuk sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Ambargonun bir savaş stratejisi haline geldiği ülkelerde katliamdan kurtulan siviller ambargolarla adeta ölüme mahkûm edilmektedir.

Yemen ve Suriye’de yıllardır devam eden ve yüz binlerce kişinin ölümüne sebebiyet veren iç savaş; askeri yöntemlerle bir sonuca ulaşılamadığını, ortaya koymuştur. Krizlerin çözümü için ortak bir irade ortaya koyamayan aksine savaşı daha da derinleştiren politikalar izleyen bölge ülkeleri yaşanan insani dramın sorumlularıdır. Her iki ülkede de sivil ölümlerinin önüne geçilmesi için ivedilikle ateşkes ilan edilerek, insani yardımların her bölgeye ulaştırılması sağlanmalı ve siyasi çözüm çabaları artırılmalıdır.

TÜRKİYE, İRAN VE RUSYA'DAN SURİYE ZİRVESİ

Astana formatındaki Suriye konulu yüksek düzeyli toplantıların on beşincisi 16-17 Şubat 2021'de Rusya Federasyonu'nun Soçi kentinde düzenlendi. Toplantı sonucunda İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi ile ilgili tüm anlaşmaların yerine getirilmesi, sivillerin ve sivil alt yapısının korunması vurgusu, anayasa yazımı ve reform süreci ile mültecilerin güvenli geri dönüşünün desteklenmesi yönünde ortak bir açıklama yapıldı. Ancak bugüne kadar garantörler üzerinden yürütülen süreç; açıklamalarla sınırlı kalmış, anlaşma metinlerinde yer alan ifadelerin sahada pratiğe geçirilmesinde başarı sağlanamamıştır.

Garantör konumundaki ülkelerce sahada desteklenen taraflara yönelik siyasi ve lojistik destek sonlandırılmadığı müddetçe Suriye’de siyasi çözümün sağlanması mümkün değildir. Bu sebeple garantörlüğün gerektirdiği sorumluluklar yerine getirilerek Suriye’de süresiz ateşkes ortamında reform süreci başlatılmalı, mültecilerin güvenli geri dönüşü sağlanmalıdır. Aksi takdirde 10 yıldır devam eden iç savaş sivillerin hayatına mal olmaya devam edecektir.

İŞGAL REJİMİNİN AŞIYI ENGELLEMESİ İNSANLIK SUÇUDUR

İnsanlık bugün bütün dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını ile mücadele etmektedir. Böyle zamanlarda insanlığın ortak değerleri olan adalet, yardımlaşma ve dayanışma her tarafta kendisini hissettirebilmelidir. Ancak mevcut durum, bunun tam tersini göstermektedir. Hem tedavi imkânları hem de aşı dağılımının adil olmadığı, en yetkili ağızlar tarafından ifade edilmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri koronavirüse karşı geliştirilen aşıların dünyadaki dağılımının eşit ve adil olmadığını, üretilen aşı dozlarının yüzde 75'inin sadece 10 ülke arasında bölüşüldüğünü, 130 ülkeye ise bugüne kadar tek bir doz bile aşı ulaşmadığını belirtti.

Aşı ulaşmayan ülkelerden birisi de yıllardır Siyonist abluka altındaki Gazze’dir. Filistin Sağlık Bakanı, Gazze’deki sağlık çalışanları için tedarik edilen 2 bin doz aşının Gazze Şeridi'ne girişini Siyonistlerin engellediğini duyurdu. Siyonist rejimin aşıları engellemesi, bir insanlık suçudur. Bütün uluslararası hukuk ve sözleşmelere aykırıdır. BM, DSÖ ve diğer uluslararası kuruluşlar  Gazze’ye aşıların ulaşması ve ablukanın sona ermesi için acilen harekete geçmelidir.

ŞEHZADE DEMİR – HÜDA PAR GENEL SEKRETERİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI