Gündem Değerlendirmesi (01.02.2021)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 1 Şubat 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı açıklamada; huzurevi sayısındaki artış, üretime yapılması gereken destek, yolsuzluk algı endeksi, Lübnan’daki protesto gösterileri, siyonist işgal rejiminin tehditleri ve Mısır zindanlarındaki zulümler gibi iç ve dış gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

HUZUREVLERİNİN ÇOKLUĞU TOPLUMSAL BİR YARADIR

Türkiye genelinde resmi ve özel 426 huzurevinde yaklaşık 30 bin yaşlımız bir yıla yakındır karantina sürecini yaşamaya devam etmektedir. Salgına bağlı olarak yüksek risk grubunda yer alan yaşlılarımızın korunması, gerekli maddi desteğin sağlanması ve manevi rehberlik programlarının düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir. Ancak huzurevlerinin ve bakım merkezlerinin inşası ve yaygınlaşması bir övünç vesilesi değil, aslında toplumsal değerlerimizden uzaklaştığımızın göstergesidir. Yaşlı anne ve babalarına sahip çıkamayan evlatların artmış olması çok acı vericidir. Aile yapımızın tüm bileşenleri ile birlikte yaşlılarımızın asıl olması gerektiği yerde, yani aile içerisinde korunmasını sağlayacak aile odaklı bir sosyal hizmet modeline ve aileyi daha güçlü, daha işlevsel kılacak projelere ihtiyaç vardır.

Yaşlı bireylerin bakımının aile üyeleri tarafından yapılması için gerekli teşvik ve destek sağlanmalıdır.  Toplumsal bilinç düzeyini artırmak adına eğitimin tüm kademelerinde aile kurumunun ve büyüklerimize sahip çıkmanın önemi müfredata yerleştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki; yaşlılarımız ancak aile ortamında huzur bulabilirler. Şefkat ve merhametten yoksun, evlat hasreti çekilen evlerde asla huzur olmaz. Yaşlıların, huzurevine; çocukların ıslahevlerine; kadınların ise sığınma evlerine yerleştirildiği bir toplumsal düzenin bizim medeniyetimizde yeri olmadığı gibi aile kurumunun yok olması anlamına gelmektedir.

DESTEKLER TÜKETİME DEĞİL, ÜRETİME YAPILMALIDIR

Son bir yılda temel gıda fiyatlarındaki artış, enflasyon oranını katlamıştır. TÜİK verilerine göre gıda enflasyon oranı %20’nin üzerinde gerçekleşmiştir. Temel ihtiyaç maddelerinin raf fiyatlarındaki aşırı artışlar, bu alanda gerçekçi tedbirler almayı zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda sadece market ve pazarlar gibi perakendecilere odaklanarak etiket avcılığına çıkmak, ya da sınırlı sayıda tanzim satış noktaları oluşturmak, günü kurtarmaya yöneliktir. Piyasa fırsatçılarıyla mücadele rutin bir uygulama olsa da esas kalıcı tedbir; talebi karşılayabilecek kadar üretim gerçekleştirmekle olur. Hükümet, salgın sürecini atlatmak için birçok destekleyici paket açıklamış, doğrudan nakit yardımı ve kredilerle büyük meblağlarda nakit akışı sağlamıştır. Ancak bu destekler üretimden çok, tüketime gitmektedir. Bu durum piyasada tüketim talebini körüklerken, gıda üretimine farklı bir destekleyici yöntem geliştirilmemiştir.

Üretim maliyetlerinin artması ve teşviklerin maliyetlere oranla çok düşük seviyelerde kalması, üretimi cazip olmaktan çıkarmaktadır. Bunun sonucunda ekmeklik buğday, ayçiçeği ve mercimek gibi temel gıda ürünlerinin ithalatında gümrük vergileri sıfırlanmıştır. Daha planlı ve kapsamlı projeler geliştirip gerekli destekleri sağlamak gerekir. Yeterli üretim için maliyetler düşürülmeli, desteklerde artışlara gidilmelidir. Destek paketlerinin yönü, üretim faaliyetlerine kanalize edilmelidir. Üreticinin elinden alınan ürün fiyatı ile tüketiciye yansıyan fiyat arasındaki derin uçurum mutlaka giderilmelidir.

YOLSUZLUK ALGI ENDEKSİ

Uluslararası Şeffaflık Örgütünün açıkladığı 2020 yılı yolsuzluk algı endeksinde Türkiye 40 puanla 86. sırada yer almış ve Avrupa ülkeleri arasında son sıraya yerleşmiştir. Şeffaflık örgütünün açıklamasında; açıklık, şeffaflık ve hukuk devleti olmaktan uzaklaşıldıkça yolsuzlukla mücadele kabiliyetinin düştüğüne işaret edilmektedir. Bu tür uluslararası raporların değerlendirmelerinin objektifliği elbette tartışılabilir. Bununla birlikte konu hakkında yaklaşık bir bakış açısı oluşturduğu da inkâr edilemez. Hem merkezi hem de yerel yönetimler halka ait olan bütçeyi, halkın yararına kullanmakla yükümlüdür. Kamu kurumları, ancak şeffaflık ilkesi ve kamu yararı ölçüsü gözeterek harcamalar yapabilir. Gelir gider dengesini gözetme, adaleti koruma ve israftan kaçınma, bu yükümlülüğü yerine getirmenin temel prensipleridir.

Ancak kamu kurumlarının israftan sakınmadığı,  devletin halk ile empati kurmak ve kriz ile mücadele adına kendi harcamalarında tasarruf etmeyi aklına bile getirmediği görülmektedir. Sayıştay raporları birçok kamu kurumunun ölçüsüz harcamalarını gözler önüne sermektedir. Herkese açık olması gereken ihaleler ve ihaleleri alan holdingler hususu tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Oysa hükümet, halk adına harcadığı her bir liranın sadece emanetçisidir. Devlet görevlilerinin, konumlarını zenginleşme aracı olarak kullandığının tespiti halinde ilgililerden hesap sorulmasının önünde hiçbir engel olmamalıdır. Kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesine ve birilerinin zenginlik kapısı haline gelmesine asla müsaade edilmemelidir.

LÜBNAN’DAKİ PROTESTO GÖSTERİLERİ

Lübnan, iç savaştan bu yana en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşamaktadır. Buna siyasi belirsizlik ve sorumluluk almaktan kaçan siyasiler de eklenince halk sokaklara indi. Ancak işsizlik, hayat pahalılığı ve barışçıl gösterilere yönelik sert müdahaleler, göstericileri provoke ederek durumu daha da kötüleştirmektedir. Kaosu fırsata dönüştüren Fransa, güvenlik güçlerinin gösterilere yönelik sert müdahalesinde de rol sahibidir. Uluslararası Af Örgütü, yayınladığı raporda barışçıl gösterilere yönelik müdahalenin Fransız silahlarıyla gerçekleştiğini açıkladı. Ekonomik buhranda olan Lübnan’a mali yardımda bulunmayan ama rekor düzeyde askeri destekte bulunan Fransa’nın niyeti ortadadır.

Lübnan’daki kaosun sona ermesi için; siyasi anlaşmazlık sebebiyle kurulamayan hükümetin bir an önce kurulması ve ekonomik toparlanmaya yönelik tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekir. İstikrar için ihtiyaç duyulan destek Fransa’dan değil bölge ülkelerinden talep edilmelidir. İslam Kalkınma Bankası Lübnan’daki kaosun sona ermesi için sorumluluk almalı, ülkeye gerekli ekonomik destek sağlanmalıdır.

SİYONİST İŞGAL REJİMİNİN TEHDİTLERİ

Siyonist işgal rejimi, bölge ülkelerine yönelik tehditlerini arttırmaktadır. ABD’nin İran ile nükleer anlaşmaya dönmesinden endişe eden siyonistler, orduya İran’a müdahale için hazır olması talimatı vermekte, bununla birlikte Lübnan’ı yakınında roket tespit edilen sivil yapıları vurmakla tehdit etmektedir. Tüm dünyanın gözü önünde yaptığı haydutluklara rağmen uluslararası kuruluşlardan ses çıkmamakta, İslam ülkelerindeki halktan kopuk yöneticiler ise Siyonist rejimle  ‘normalleşme’ çalışmalarına devam etmektedir.

İşgal rejimi Filistin halkına yönelik zulüm ve işgalleri yetmezmiş gibi çıkarlarına hizmet etmeyen ülkeleri tehdit etme noktasına gelmiştir. Bazı İslam ülkelerinin başındaki iş birlikçi yönetimler normalleşme adı altında işgal rejimine adeta haydutluk ruhsatı vermektedir. Müslüman kamuoyu sivil hedefleri vurmakla tehdit eden işgal rejiminin haydutluğuna karşı tek ses olmalı, iş birlikçi yönetimlerin bölgeyi işgal rejimine teslim etmesinin önüne geçmelidir. Aksi takdirde işgal ve yıkım Filistin ile sınırlı kalmayacak, tüm bölgeye yayılacaktır.

MISIR ZİNDANLARINDAKİ ZULÜMLER

Mısır'da 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimine son veren devrimin 10. yıldönümü münasebetiyle Uluslararası Af Örgütü bir açıklama yayımladı. Açıklamada yıllardır keyfi bir şekilde cezaevlerinde tutulan insan hakları savunucuları ve aktivistlerin serbest bırakılması için başlatılan kampanyaya destek çağrısında bulunuldu. Mısır halkının lider ve önderleri, âlim ve akademisyenleri yıllardan beri keyfi bir şekilde zindanlarda tutulmaktadır. İhvan’ın Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif, Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammet Mursi, Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Prof. Dr. İsam El Iryan, kötü koşullardan dolayı cezaevinde vefat edenlerden sadece bir kaçıdır. Halen yaklaşık 60 bin kişi cezaevlerinde tutulmaya devam edilmektedir. Covid-19 salgını ve insanlık dışı uygulamalar nedeniyle tutukluların hayatları tehlikededir. Mısır zindanlarındaki insanlık dışı uygulamaların son bulması ve keyfi bir şekilde zindanlarda tutulanların hürriyetlerine kavuşması için BM İnsan Hakları Komisyonu ve diğer uluslararası kuruluşları göreve çağırıyoruz.

İSHAK SAĞLAM – HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI