Gündem Değerlendirmesi (25.01.2021)

Genel Sekreterimiz Sayın Şehzade Demir’in 25 Ocak 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir, yaptığı açıklamada; küresel iklim değişikliği, gıda sorunu, bireyselleşmeye doğru giden bir toplum, Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikası Taslağı ve öğretmen atamaları, Suriye’de üçlü zirve ve Suriyeli mültecilerin durumu, Joe Biden’in ABD başkanı seçilmesi, zengin ülkelerin aşı ahlaksızlığı gibi gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI TEDBİR ALINMALIDIR

Küresel ısınma ve buna bağlı iklim değişikliği dünyayı tehdit eden bir sorun olmaya devam etmektedir. Son yıllarda dünya genelinde artan tüketim, fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, endüstriyel çiftçilik ve kimyasal tarım ilaçlarının kullanımı geleceğimizi tehdit etmektedir. Bugüne kadar bireysel ve toplumsal önlemlerin yeteri kadar alınmamış olması kuraklığı, kıtlığı ve salgın hastalıkları tetiklemekte, insan hayatı ile birlikte tüm canlılar üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Çin ve ABD’nin toplam karbon salınım miktarı tüm dünyada salınan karbon miktarının yüzde 50’sinden fazlasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla küresel ısınma ve iklim değişikliğine en çok neden olan iki ülke Çin ile ABD’dir.

Türkiye ve diğer ülkelerde de küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı alınan önlemler yetersiz kalmaktadır. Merkezi iktidar ve yerel yöneticiler bir an önce yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması ve daha çevreci ulaşım araçlarının kullanımının özendirilmesi için gerekli çalışmaları yapmalı, çevre kirliliğine ve ekolojik felakete neden olacak faaliyetlerden uzak durmalıdır. İklim Değişikliği ve Küresel Isınma ile mücadele için bir an önce yasal alt yapı oluşturulmalıdır. İklime etkisi ile gelecek kuşakların hakları göz önünde alınmadan, sadece ekonomiye katkı sağlamak adına tabiatın tahribine göz yummak geleceğimizi karartmaktadır.

GIDAYA ULAŞIM STRATEJİK BİR SORUNDUR

2020 yılı enflasyonunu yukarıya çeken en ön önemli kalem gıda ürünleri olmuştur. Gıda fiyatlarındaki artışın %20,6 ile yıllık enflasyonun çok üzerinde gerçekleşmesi hesapları alt üst etti. Tarım ve gıda politikasındaki yanlışlıkların faturası her geçen gün ağırlaşmaktadır. Bu alanda iyileştirme çalışmalarından ziyade köklü bir dönüşüm çalışmasına ihtiyaç vardır. Kırk yıl öncenin okumalarıyla sorunlara çözüm bulunamaz. Toplumun değişen talep ve ihtiyaçlarının yanı sıra küresel kriz ve afetlerin de etkisinin hesap edilmesi gerekir. Kısa, orta ve uzun vadeli, sosyolojik hususların yanı sıra olası siyasi gelişmelerin de dikkate alındığı bir çalışma yapılmalıdır. Bugün gıda tedarik zincirinin emniyet altına alınması, artık stratejik bir konudur.  Kaynakların buna göre harekete geçirilmesi ve doğru yönetimi esastır.

OECD ülkeleri içerisinde gıda fiyatlarında en yüksek artış Türkiye’de gerçekleşmiştir. Bu durum, yanlış politikaların açık göstergesidir. Bu duruma sebep olan kişi ve kurumların topluma hesap verme borcu yerinde durmaktadır. Faizin %17' ye çıkarılmasının enflasyona etkisi tartışmasızdır. Yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik sürdürülebilir bir durum değildir. Gelişmekte olan ülkeler içerisinde en yüksek faiz oranlarına sahip olmak ülkenin gelecekteki hedefleri için de bir tehdittir. Yüksek kur ile mücadele etmenin yolu, faizleri yükseltmek değil, dışa bağımlılıktan kurtulmaktır.

BİREYSELLEŞEN BİR TOPLUMA DÖNÜŞMEMELİYİZ

Aile, bireyleri kötülüklerden koruyan bir sığınaktır. Sevgi, saygı, güven, sadakat ve merhamet gibi sağlam bir temel üzerine inşa edilmiş aile yapısı, huzurlu ve istikrarlı toplum inşa etmenin ilk şartıdır. Aile kurumu çökmüş toplumun huzuru, istikrarı ve de istikbali yoktur. Zira bir aile sıcaklığından mahrum çocukların sağlıklı bir gelecek inşa etmeleri mümkün değildir. Aile yapısını tahrip eden faktörlerin başında ahlaki yozlaşma gelmektedir. Ailesiz toplum, temel dinamikleri yıkılmış toplumdur. Aile Kurumu bugün hedef tahtasına oturtulmuştur. Kadın ile erkeği birbirinin rakibi haline getirmeye çalışanlar, toplumsal bir buhran oluşturmayı hedeflemektedirler.

Bireyselleşen bir topluma dönüşmek, bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biridir. Kendi sosyo-kültürel değerlerimizin yozlaştığı, ahlaki yozlaşmanın yaygınlaştığı, hızla bireyselliğe doğru giden bir süreç yaşıyoruz. Toplum olarak bu tehlikeyi görmek zorundayız. Toplumu idare edenler de tehlikeyi görmeli ve gerekli tedbirleri almalıdır. Olumsuzlukların nedenlerinin tespiti ve ivedi bir şekilde önlem alınması, en büyük sorumluluğumuzdur.

CUMHURBAŞKANLIĞI EĞİTİM POLİTİKASI TASLAĞI VE ÖĞRETMEN ATAMALARI

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, öğrencilere 21. yüzyıl yetkinliklerinin kazandırılmasına ilişkin Politika Belgesi taslağı hazırladı. Taslakta, eğitim anlayışı, ölçme ve değerlendirme süreçleri, öğrencilerin teknolojiyi doğru kullanması, yazılım ve kodlama becerileri, sektörle bütünleşme, kalite takip sistemi, eğitimci ve yöneticilerin liyakate kavuşturulması gibi önemli hususlar yer almaktadır. 2018 yılında hazırlanan 2023 Eğitim Vizyon Belgesinde de önemli hususlara değinilmişti. Söz konusu belgede eğitim ve öğretimin hem bedene hem de ruha hitap edecek şekilde, çift kanatlı olacağına vurgu yapılmıştı. Ancak bu içerik pratiğe aktarılamadı. 2018 sonrasında hazırlanan kitaplara da hâkim olan materyalist dil oldukça dikkat çekicidir. Bu nedenle yeni Eğitim Politika Belgesi kâğıt üzerinde kalmamalı, alanda uygulanmalıdır. Eğitim anlayışı; Batı’nın pozitivist ve materyalist anlayışından ve ideolojik yaklaşımlardan tamamen arındırılmalıdır.

Türkiye’de öğretmen olmayı bekleyen mezun sayısı 500 bin civarındadır. Sayıştay’ın raporuna göre kurum bazlı yaklaşık 130 bin öğretmene ihtiyaç vardır. Öğretmen ihtiyacının, mezun olmuş adayların ücretli olarak çalıştırılması ile giderilmesi ciddi bir hata ve haksızlıktır.  Bu uygulama eğitimin kalitesini ve öğretmenin itibarını düşürmektedir. Bu nedenle en kısa zamanda yeterli sayıda öğretmen ataması yapılmalıdır.

MEB, 8 ve 12. Sınıflar ile mezunlar için 22 Ocak’ta destekleme ve yetiştirme kurslarını yüz yüze olacak şekilde başlattı. Bu kararın yüz yüze eğitime geçişinin başlangıcı olmasını temenni ederiz. İl Hıfzıssıhha Kurulları ve okul yöneticileri öğrencilerin bu kurslara katılabilmeleri için gerekli önlemleri almalıdır. MEB, bu süre içerisinde ikinci dönemde başlatılması ümit edilen yüz yüze eğitimin hazırlıklarını da tamamlamalıdır.

SURİYE’DE ÜÇLÜ ZİRVE VE SURİYELİ MÜLTECİLERİN DURUMU

Geçtiğimiz günlerde Arap basınına yansıyan; Rusya, Siyonist rejim ve Esad yönetimi arasında gerçekleşen üçlü zirve iç savaşın nasıl bir sürece evirildiğini ortaya koymaktadır. Suriye savaşında doğulu ve batılı emperyalistlerin amacının sadece işgal rejiminin güvenliği olduğu, bir kez daha anlaşılmış oldu. Vekâlet savaşı sahasına dönüşen ülkedeki süreç, Suriyelilerin değil, Siyonist işgal rejiminin çıkarlarına hizmet etmektedir. Kendi halkının meşru taleplerine karşı şiddet kullanan ancak Golan işgalcisi Siyonist işgal rejimiyle pazarlık masasına oturabilen Esad rejiminin durumu ise ibretliktir.

Yüzbinlerce Suriyelinin katline ve mülteci durumuna düşmesine neden olan iç savaş sivillerin hayat şartlarını her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır.  Çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib’te 50 bin sivilin yaşadığı 110 çadır kamp sular altında kaldı. Ülkede 9 yıldır aralıksız devam eden iç savaş;  pandemi ve ağır kış şartlarında sivillerin yaşamını daha da zorlaştırmaktadır. Katliamlardan kurtulabilen siviller, yeterli miktarda yardım ulaştırılamayan bölgede hastalık, soğuk ve açlıktan kırılmaktadır. İç savaşın son bulması için, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölge ülkeleri inisiyatif almalıdır. Emperyalist güçlerin savaşı uzatmaya yönelik planları boşa çıkarılmalıdır. Süresiz ateşkes, tüm kesimlerin dâhil edildiği yeni anayasa yazımı süreci ve Suriye’nin yeniden imarıyla Suriyelilerin mağduriyeti giderilmelidir.  

JOE BİDEN’İN ABD BAŞKANI SEÇİLMESİ

Cumhuriyetçi partinin adayı Joe Biden, ABD’nin 46. Başkanı seçilerek göreve başladı. ABD’de aralarında Komünist partinin de olduğu yirmiden fazla parti olmasına rağmen 1852 yılından beri seçilen başkanlar ya Demokrat ya da Cumhuriyetçi Parti’dendirler. ABD bir sistem ülkesidir. Belirlenmiş genel stratejiler vardır. Başkanın partisi, dini, rengi, ırkı ve düşüncesi ne olursa olsun, önemsiz şeyler hariç, bu genel stratejilere uymak zorundadır. Başkanın geniş yetkileri olsa dahi bu genel stratejilerin dışına çıkamaz.  Sömürü üzerine kurulu bu emperyalist sistem her hâlükârda işlemeye devam etmektedir.

Son dönemde baba ve oğul Bush ile Donald Trump Cumhuriyetçi Partiden, Bill Clinton ve Barack Obama ise Demokrat partiden seçilerek başkanlık yaptılar. İslam âlemine yönelik işgal, talan, katliam ve sömürü politikaları her iki parti ve bütün başkanlar döneminde aynen devam etti. Başkanlık koltuğuna yeni oturan Joe Biden da var olan emperyalist politikaları aynen devam ettirecektir. Kaldı ki kendisini Obama dönemindeki icraatlarından tanıyoruz. ABD’nin başına gelen kişilerden ziyade bizim için önemli olan; İslam ülkelerinin kendi aralarındaki ihtilafları bitirmeleri, siyasi, iktisadi ve sosyal birliktelikler inşa ederek kendi aralarındaki sorunları dış güçlerin müdahil olmasına fırsat vermeden, kendi aralarında çözmeleridir. Unutulmamalıdır ki, Amerika’yı, Siyonizm’i veya diğer emperyalistleri güçlü kılan şey, aslında İslam ümmetinin dağınıklığı ve parçalanmışlığıdır.

ZENGİN ÜLKELERİN AŞI AHLAKSIZLIĞI

Koruyucu ekipman tedarikinin zor olduğu pandeminin ilk zamanlarında birbirlerinin ekipmanlarını çalmakla öne çıkan zengin ülkeler, bu kez aşı tedarikindeki bencil yöntemleriyle gündemdedirler. Pandeminin kontrol altına alınmasında aşının önemi uluslararası alanda kabul edilmiştir. Dünya nüfusuna oranla sınırlı üretilen aşılar, zengin ülkeler tarafından kapışılırken, fakir bırakılmış ülkelerin aşıya ulaşamamaları büyük bir sorundur. DSÖ’ye göre bazı ülkeler ihtiyaçlarından daha fazla aşıyı alıp stoklarken, ismi verilmeyen başka bir ülkede sadece 25 doz aşı yapılabildi. Bu durum, zenginliğin özellikle batı ülkelerinde ahlaksızlıkla birleştiğini göstermiştir.

Aşı İttifakı’nın verilerine göre Kanada, nüfusunun üç katı aşı stokladı. Birçok batı ülkesi de benzer yöntemlere başvurmaktadır. Salgının küresel bir boyutta olduğu, mücadelenin de küresel boyutlarda olması gerektiği göz önüne alındığında; dünyanın fakir bölgelerindeki topluluklar aşıya erişemezse, aşı stokçuluğu yapan ülkeler başta olmak üzere hiçbir ülke pandeminin pençesinden kurtulamayacaktır. Dünyada adaletten yoksun bir düzen vardır.  Servet dağılımındaki adaletsizlik de feci boyutlardadır. Milyarlarca insan açlıkla karşı karşıyayken bundan rahatsızlık dahi duymayan dünya zenginlerinin ahlaki durumları yeterince sorgulanmamaktadır. Aynı ahlaki çöküntü küresel salgınla mücadelede de kendini gösterdi.

ŞEHZADE DEMİR - HÜDA PAR GENEL SEKRETERİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI