Gündem Değerlendirmesi (04.01.2021)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın, 4 Ocak 2021 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı açıklamada; CHP’nin değişmeyen yüz yıllık zihniyeti, ağız ve diş sağlığı merkezleri, kuraklık tehlikesi, tedbir ve su politikası, Suudi Rejimine HAMAS’lı Müslümanları serbest bırakma çağrısı, UNICEF’ten tarihinin en büyük acil fon çağrısı, Çin ve Türkiye arasında ‘suçluların iadesi anlaşması’, Türkiye’nin, işgal rejimi ile ilişkileri normalleştirme girişimi gibi gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

CHP’NİN YÜZ YILLIK ZİHNİYETİ DEĞİŞMEMİŞTİR

Cumhuriyet tarihi, tek parti döneminin etnik kimlik ve inanç düşmanlığı üzerinden estirdiği terörün millette yol açtığı travmaların da tarihidir. Kur’an-ı Kerim ve İslami ilimlerin tedrisatının yasaklanması, ezanın Türkçeleştirilmesi, cami ve ibadethanelerin kapatılması bunlardan bazılarıdır. Başörtüsü yasağı da aynı zihniyetin sembol politikalarından bir tanesiydi. Türkiye siyasetinde yaşanan değişimler sonucu söz konusu yasaklar kalkmış, yeniden konumlanmada CHP de yasakçı görüntüsünden uzaklaşma mesajları vermiştir. Ancak bazı CHP’li belediyelerin uygulamaları ile kimi ötekileştirici çıkışlar, aslında tek parti döneminin felsefesinin korunduğunu göstermektedir.

Bir büyükşehir belediyesinin kadın-erkek karışık sema gösterisi yaptırması ve Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okunmasının yankıları dinmeden Fikri Sağlar’ın “başörtülü hakimlerin adalet dağıtamayacağı” şeklindeki saygısız çıkışı, CHP’de başörtüsü düşmanlığının hala devam ettiğini göstermektedir. Yine aynı fikri paralelde yayın yapan bir gazetenin Ayasofya Camii'nin açılışını manşetten “2020 yılının felaketleri” arasında göstermesi, söz konusu seçkinci kesimlerin kursağında hala ibadethane kapatıp ahıra dönüştürme sevdasının diri olduğunu göstermektedir. Toplumun temel değerlerine savaş açmayı siyaset addeden bu zihniyeti kınıyoruz.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZLERİ HİZMETE AÇILMALIDIR

Salgın tedbirleri sağlık ve eğitim başta olmak üzere birçok kamu hizmetinin aksamasına yol açtı. Vatandaşa sunulan sağlık hizmetleri yavaşladığı gibi bazı alanlarda durma noktasına geldi. Bu alanlardan biri de Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri olmuştur. Normalleşmeyle birlikte sağlık kurumları hizmet vermeye başlamasına rağmen Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri bunun dışında bırakıldı. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinin gerekli tedavi hizmeti vermemesi vatandaşları özel kliniklere mahkûm etmiştir. Özel sağlık kurumlarında tedavi hizmetlerinin yüksek fiyatlarla ücretlendirilmesi, vatandaşları ciddi anlamda mağdur etmiş, alt gelir seviyesindeki vatandaşları bu hizmetlerden mahrum bırakmıştır.

Vatandaşı özel kliniklere mahkûm etmek sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir. Özel diş klinikleri hizmet verirken kamuya ait Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinin pasif olması kabul edilebilecek bir durum değildir. Suiistimaller için önemli bir alan açan bu durum bir an önce sonlandırılmalı, sağlık çalışanlarının yaşadığı ekonomik hak kaybı giderilmelidir. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinin hizmete başlayabilmeleri için gerekli tedbirler alınmalı, tedavi işlemleri birimlere ayrılarak yaşanabilecek karışıklığın önüne geçilmelidir.

KURAKLIK TEHLİKESİ, TEDBİR VE SU POLİTİKASI

Türkiye, bölgeler arasında farklılıklar görülse de mevsim şartlarına göre bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu durum sadece Büyükşehirlerin şebeke suyu için değil, aynı zamanda tarım ve hayvancılık için de ciddi bir sorundur. Bazı bölgelerde yağışlar son elli yılın en düşük seviyesinde gerçekleşmiştir. Ülke tarımı ve hayvancılığının olumsuz etkilenmemesi ve gıda sıkıntısının yaşanmaması için şimdiden bazı tedbirler alınmalıdır. Bu yağış azlığı bir kez daha su israfını engelleme, suyun önemi ve etkin bir ulusal su politikası geliştirilmesinin zaruretini gündeme getirmiştir. İklim değişimleri, bunun sonuçlarıyla yüzleşme ve buna ilişkin araştırmaların yapılmasının gerekliliği görülmüştür.

Suya ilişkin orta ve uzun vadeli projeler geliştirilmelidir. Su israfının önüne geçmek ve suyu verimli kullanma bilincini yerleştirmek için eğitim programları kısa sürede başlatılmalıdır. Sulamaya ilişkin projelerin önemi, kuraklık kapıya dayanınca daha iyi anlaşılmaktadır. GAP bölgesinde neredeyse yarım asırdır bitirilemeyen sulama projeleri memlekete çok pahalıya mal oldu. Yetkilileri yarım kalan projeleri en kısa zamanda bitirmeye ve ihtiyacı karşılamak için yeni projeler geliştirmeye davet ediyoruz.

SUUDİ REJİMİ HAMAS’LI MÜSLÜMANLARI SERBEST BIRAKMALIDIR

HAMAS lideri İsmail Heniyye, Suudi rejiminin yetkililerine Suudi zindanlarında tutuklu bulunan HAMAS yetkilisi Muhammet el Hudari ve oğlu ile diğer tutuklu Filistinlilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu. HAMAS’ın üst düzey yetkililerinden Muhammet el Hudari ile birlikte yaklaşık 60 Filisinli, HAMAS üyesi olma suçlamasıyla Suudi rejiminin cezaevlerinde tutulmaktadır. Merkezi Cenevre'de bulunan Avro-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi Eylül ayında, Suudi rejiminin bu Filistinlileri gerekçesiz bir şekilde gözaltında tuttuğunu açıkladı. İçişlerine karışmadıkları, ülke güvenliğini tehlikeye atacak davranışlarda bulunmadıkları ve misafiri bulundukları bir İslam toprağında Filistinlilerin tutuklanmasının izahı yoktur. Siyonizmin işgal ve ablukası altında, her türlü zulüm ve katliama maruz kalan Filistinli kardeşlerimizin tutuklanması, Suudi rejiminin ihanetinin belgesidir. Bu durum, Siyonizme hizmettir. Suudi yönetimi, Siyonistleri memnun etme adına yaptığı zulümlerden vazgeçmeli ve Filistinli kardeşlerimizi derhal serbest bırakılmalıdır.

2021 YILI AÇLIK YILI OLMASIN

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in “Krize yol açan salgınların çatışmalar, iklim değişikliği, afetler ve yerinden edilmelerle birleşmesi çocuklar açısından yıkıcı etkiler doğurabiliyor. Bugün COVID-19 ve diğer krizlerin bir araya gelerek çocukları sağlık ve refahtan yoksun bıraktı. Çocuk hakları bakımından acil bir durumla karşı karşıyayız…” şeklindeki açıklaması basına yansıdı.  UNİCEF Direktörü, 2021 yılının sonuna kadar 190 milyonundan fazlası çocuk olmak üzere 300 milyon insana temel hizmetlerin ulaştırılması için 6,4 milyar dolar tutarında acil fon çağrısında bulundu. Önceki yıla göre %35 daha fazla olan bu fon, UNICEF tarihinin en büyük acil fon çağrısı olma niteliğini taşıyor.

Dünya genelinde silaha yatırılan para yaklaşık 2 trilyon, kozmetiğe ayrılan para ise 200 milyar dolardır. Silaha yatırılan paranın sadece binde 3’ü dahi bu ihtiyacı karşılamaya yetecektir. Acil ihtiyaçlar için bu fonun tedarik edilememesi, bir insanlık ayıbıdır. BM’nin bu çağrısına bütün ülkeler karşılık vermeli ve insanlık bu ayıptan kurtarılmalıdır.

ÇİN VE TÜRKİYE ARASINDA ‘SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASI’

2017 yılında Türkiye ile Çin arasında imzalanan ‘Suçluların İadesi Anlaşması’ Çin tarafından onaylandı. Anlaşmanın Türkiye tarafında da yürürlüğe girmesi halinde Çin tarafından ‘terörist’ kabul edilen Uygur Türklerinin Çin’e iadesi söz konusu olacaktır. Çin’in Uygur Müslümanlarına yönelik asimilasyon politikaları defalarca belgelenmiş, eğitim kampı olarak lanse edilen işkence ve zorla çalıştırmanın yaşandığı toplama kamplarının görüntüleri defalarca kamuoyuna yansımıştır. Türkiye, Çin’in bu insanlık suçuna karşı çıkar endeksli bir politika yürütmekten vazgeçmelidir.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ‘bugüne kadar Çin’in iade taleplerini kabul etmedik’ şeklindeki açıklaması önemlidir. Ancak anlaşmanın sadece ‘suçluların iadesi ile ilgili’ olduğu söylemi, Çin’in Uygurları potansiyel terörist kabul ettiği gerçeğini göz ardı etmektedir. Türkiye, Uygur Müslümanlarına yönelik asimilasyon politikasına rağmen bugüne kadar Çin’e karşı ciddi bir tepki bile ortaya koymamıştır. Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde insan hakları ihlallerine ortak olma sonucu doğacaktır. Meclis, bu anlaşmayı onaylamamalı ve Çin’in zulümlerine ortak olmamalıdır.

TÜRKİYE, İŞGAL REJİMİ İLE İLİŞKİLERİ NORMALLEŞTİRMEKTEN VAZGEÇMELİDİR

Normalleşme girişimlerinin arttığı bir süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan, İşgal rejimiyle istihbarat düzeyinde görüşmelerin gerçekleştiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı’nın İşgal rejiminin sadece üst düzey yöneticileriyle sorunlar yaşandığına ve yine bazı üst düzey isimlerin Mart ayında işgal rejimi ve Türkiye arasında ilişkilerin başlayabileceğine dair açıklamaları endişe vericidir. Bugüne kadar Filistin direnişinin lehine bir duruş sergileyen Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmesi, Filistin halkına ve direnişe ağır bir darbe vuracaktır.

Türkiye, İşgal rejimi ile ilişkilerini konjonktüre ve şahıslara endekslememelidir. Varlığını işgal ve soykırıma dayandıran işgal rejimi, gayrimeşru varlığını ABD’nin baskılarıyla İslam dünyasına kabul ettirmeye çalışmaktadır. Türkiye halkı ‘normalleşme’ girişimlerine karşıdır, Siyonist rejim ile yeniden normalleşmeye tepki göstermelidir. Türkiye’nin İşgal rejimini tanımaktan vazgeçmesine yönelik beklentilerin olduğu bir dönemde ilişkilerin yeniden normalleştirilmesinin tercih edilmesi, toplumda büyük bir hayal kırıklığı oluşturacaktır.

İSHAK SAĞLAM – HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI