Gündem Değerlendirmesi (28.12.2020)

Genel Başkan Vekilimiz Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun 28 Aralık 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkan Vekilimiz Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, yaptığı açıklamada; tarihi dini mekânlara yapılan hakaretler, üretim ve yatırımı tehdit eden faiz artışı, Avrupa’da İslam karşıtlığı, Afganistan ve Irak’ta ‘savaş suçu’ ve işgal rejimi ile yapılan normalleşme anlaşmaları gibi gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

TARİHİ DİNİ MEKÂNLARA HAKARET SON BULMALIDIR

Şemdinli’nin Nehri köyündeki tarihi Seyyid Taha En-Nehri El-Hakkâri Dergahının resminin bir içki firması tarafından bira kutularına işlenmesi tarihi yapıları itibarsızlaştırma girişimlerinin farklı bir versiyonudur. Bu son olay yakın zamanlarda Mardin Kasımiye Medresesi ile İshakpaşa Sarayının, kıyafetlerden ziyade kadınların bedenlerini teşhir eden defileler için podyum olarak kullanılması ile birlikte değerlendirildiğinde, kültürel değerlerimizin sistematik bir saldırı altında olduğu görülecektir. İdarecilerin bu tarihi yapıların korunması noktasında gösterdikleri zafiyet ve vurdumduymazlık, hatta kimi zaman bu projeleri desteklemeleri esef vericidir. Bu mekânların aslına uygun bir şekilde restore edilmesi, ilmi-siyasi ve kültürel mirasımızın canlı tutulması adına tarihi bir sorumluluktur.

Bölgedeki medrese, tekke ve dergâhların faaliyetleri, sadece tasavvuf alanıyla sınırlı kalmamış, ilmi, içtimai ve siyasî alanlarda da kendisini göstermiştir. Tarihi Nehrî Dergâhı da yıllarca ilim irfan faaliyetlerinin merkezi olmuştur. Osmanlı-Rus savaşlarında da memleketin savunmasında önemli bir işlev gören dini bir mekânın dinin haram kıldığı bir üründe reklam amaçlı kullanılması inanç değerlerimize hakarettir. Bölge halkının inancı, manevi değerleri ile kadim tarihine yapılan bu çirkin saldırı sona erdirilmeli, benzer suiistimalleri önlemek için yasal tedbirler alınmalıdır.

FAİZ ARTIŞI, ÜRETİM VE YATIRIMI TEHDİT ETMEKTEDİR

Merkez Bankasının geçtiğimiz ay faizleri 475 baz puan artırmasının ardından yılın son toplantısında 200 baz puan daha artış yapması, ekonominin faiz, kur ve enflasyon sarmalına mahkûm kaldığının resmidir. Kur artışını yüksek oranlarda faiz artırımı ile kontrol etmeye çalışmak, sermaye sahiplerinin ekonomi yönetimi üzerindeki etkisini göstermektedir. Üretim ve istihdamı artırmaya yönelik bir ekonomi politikası yerine faizleri artırmayı tercih etmenin iyi bir sonuç vermesi mümkün değildir. Tam aksine, faizleri artırmak ekonominin dışarıya ve faiz lobisine daha fazla mahkûm kalmasına neden olacaktır. Faiz artırımını tek çare olarak görmek, zihinsel olarak kapitalist sömürü düzenine teslim olunduğunu göstermektedir.

Dünyada faizlerin sıfıra indirildiği bir dönemde Merkez Bankasının faizi bu kadar yukarıya taşıması ön görülen hedeflere ulaşmayı imkânsız hale getirecektir. Faiz, üretimi ve yatırımı tehdit etmekte; maliyet artışı, enflasyon ve işsizlik olarak piyasaya geri dönmektedir. Finans çevrelerinin ekonomi yönetimi üzerinde oluşturduğu baskıya teslim olmak, ekonomiyi bir girdaba çekmiştir. Bu politika, ekonomik krizi her geçen gün daha da derinleştirecektedir. Önceki hatalara düşülmeden ve hiç zaman kaybetmeden istihdam ve üretim alt yapısı güçlendirilmelidir. Şimdiye kadar piyasaya verilen mesajların az da olsa oluşturduğu güven, hayal kırıklığına dönüşmemelidir.

AVRUPA’DA İSLAM KARŞITLIĞI

İslam karşıtlığının merkezi haline gelen Avrupa ülkelerinde Müslümanlara karşı şiddet eylemleri her geçen gün artmaktadır. Almanya’da Pakistanlı bir imamın şehit edilmesi ile güvenlik güçlerinin başörtülü bir kadına şiddet uygulaması, Fransa’da sağcı bir parti tarafından üniversitelerde başörtüsünün yasaklanmasına yönelik yapılan çağrı, İslam karşıtlığının fiili İslam düşmanlığına dönüştüğünü göstermektedir. Faşist siyasetçi ve milisler tarafından başlatılan saldırıların sadece marjinal aşırılıkla açıklanması mümkün değildir. Avrupa’da İslam karşıtı saldırgan eylemlere karşı bir önlem alınmaması faşist çeteleri cesaretlendirilmektedir. Saldırılara karşı yönetimlerin sessizliği, esas hedefin İslam’ın Avrupa’dan tasfiyesi olduğunu göstermektedir. Bazı Avrupa ülkelerinde devlet politikası haline gelmeye başlayan bu hedef doğrultusunda İslam düşmanlığının korunması için yasal düzenlemeler yapılarak hak ve özgürlükler sınırlandırılmaktadır.

Bu yapılanlara karşı İslam dünyasından bugüne kadar kayda değer bir tepki gelmemiştir. Hatta ülkemizdeki Batı hayranı bazı ezik tipler İslam ve Müslüman düşmanlığını mazur göstermeye çalışmışlardır. Halka hizmetle görevli olanların bazıları ise saldırganları farklı bahanelerle davet ve taltif etmeye kalkışmışlardır. Avrupa’da yükselen İslam karşıtlığına karşı İslam dünyası tek ses olmalı, Müslümanların inanç ve ibadet özgürlüğünün muhafaza edilmesi için güçlü bir mekanizma oluşturulmalıdır.

AFGANİSTAN VE IRAK’TA ‘SAVAŞ SUÇU’

Avustralyalı özel kuvvet askerlerinin Afganistan'da işledikleri savaş suçlarının açığa çıkmasının ardından Hollandalı bir asker de Afganistan’da sivilleri katlettiklerine dair itirafta bulundu. Daha önce Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Temyiz Dairesi Başsavcısı Fatou Bensuda, Afganistan'da ABD ordusu ve müttefikleri tarafından işlenen savaş suçlarını soruşturabileceğine hükmetmişti. Ancak ABD, UCM çalışanlarına karşı yaptırım kararı almıştı. Bununla da yetinmeyen ABD Başkanı Trump, geçtiğimiz günlerde Irak’ta sivilleri katleden özel savaş şirketinin kiralık katillerini affetti. 

İtiraf ve belgeler ABD ve müttefiklerinin Afganistan’da sivillere karşı savaş suçu işlediğini ortaya koymuştur. ‘İstikrarı sağlamak’ gerekçesiyle müdahale edilen Afganistan ve Irak’ta kasıtlı olarak hedef alınan binlerce sivil kişi katledilmiştir. Bugün NATO bünyesinde bu katil devletler hala işgal ve katliamlarına devam etmekte, işgal ettikleri ülkeleri istikrarsızlığa mahkûm etmektedir. İç ihtilaflarla bölünmüş İslam ülkelerinin, aynı masaya oturmaktan aciz ama ABD ve müttefiklerinin seri katillerinden medet uman yönetimleri de bu katliamlardan sorumludur. İslam dünyası kendi sorunlarını çözebilecek, işgalci güçlerin İslam topraklarına müdahalesini engelleyebilecek bir iradeye sahip olmalıdır. Savaş suçu işleyen katillerin hesap vermesi sağlanmalıdır.

İŞGAL REJİMİ İLE YAPILAN NORMALLEŞME ANLAŞMALARI

Bütün uyarı ve ikazlara rağmen Siyonist işgal rejimi ile normalleşme adı altında Kudüs ve Filistin davasına ihanet eden ülkelere yenileri katılmaktadır. Buna karşın onurlu ve izzetli bir duruş ortaya koyan İslam ülkelerinin ABD’nin her türlü baskı, şantaj ve rüşvetlerini elinin tersiyle ittiklerine de şahit olmaktayız. Onların bu izzetli duruşları, Kudüs ve Filistin davasına güç katmaktadır. Tunus ve Cezayir yönetimleri de bu ihanet kervanına katılmaları için tehdit edilmektedir. Ama elhamdülillah şu ana kadar bu iki ülkenin duruşları takdire şayandır. Geçen hafta Tunus ve Cezayir, Tel Aviv’den Fas'ın Rabat kentine doğru havalanan uçağın kendi hava sahalarından geçmesine izin vermediler. Bu tavır, Siyonist rejimi endişelendirmekte, Filistin halkına umut aşılamaktadır. Temennimiz bu onurlu tavrın devam etmesi, ihanet kervanına katılan ya da katılmayı düşünen ülkeler için bir örnek olmasıdır.

ZEKERİYA YAPICIOĞLU - HÜDA PAR GENEL BAŞKAN VEKİLİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI