Gündem Değerlendirmesi (07.12.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 7 Aralık 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı açıklamada; İstanbul Sözleşmesi ile zedelenen Aile Kurumu, gıda fiyatlarındaki pahalılık ve enflasyon, uzaktan eğitim ve müfredat, Yemen’de sivil katliamı, Fransa’nın ‘Avrupa İslam’ı oluşturma çabaları ile Bangladeş’in Rohingya politikası gibi gündemin öne çıkan konularını değerlendirdi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE ZEDELENEN AİLE KURUMU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aile hassasiyeti ve İstanbul Sözleşmesi hakkında yaptığı açıklamada sorunun mevzuatla değil, uygulama ile alakalı olduğunu belirtmesi, İstanbul Sözleşmesi’ne dokunulmayacağı kanaatini oluşturdu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Aile kavramı bizde hassastır. Aileye yönelik her saldırıyı doğrudan varlığımıza yapılmış kabul ediyoruz.” şeklindeki sözlerinden hemen sonra aile kurumunu tehdit eden İstanbul Sözleşmesine sahip çıkması üzüntü vericidir. Bizim toplumumuzun aile yapısında bir otorite çatışması yoktur. Görev paylaşımı esası vardır. Kadın da erkek de kendi sahasında otoritedir. “Cinsel ayırımcılık” ve “kadına şiddet” gibi gerekçelerle, birbirinin yardımcısı ve tamamlayıcısı olan eşler birbirinin rakibi ve hatta potansiyel düşmanı gibi gösterilip aile kurumu hedef alınmaktadır. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun ve uygulamaları ailede huzuru sabote etmiş, anne-baba arasında rol çatışmasını, çocuklarda da rol çatışmasından kaynaklanan bocalamayı dayatmıştır.

Şiddetle mücadele perdesi altında bir arada yaşamın zorunlu kıldığı görev paylaşımı ve iç dayanışmayı zedeleyen uygulamalar, aile kavramının içini boşaltmaktadır. Aile fertlerinin genel ahlak ile uyuşmayan davranışlarına karşı yapılacak sıradan bir uyarıyı bile “şiddet” kapsamına alarak cezai tedbirlere başvurmak, tam da mevzuatın dayattığı bir zorunluluk olmuştur. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa, aile bütünlüğünü sağlayan doğal otorite olgusunu anne babadan alarak yerine kanun ve karakolu oturtmuştur. Bu nedenle birçok kişinin nazarında “aile” kavramı artık sorgulanmaktadır. Toplumun kimyası ile daha fazla oynanmamalıdır. Süresiz nafaka ve genç yaşta evlenenler ile ilgili sorunlar da hala çözülmeyi beklemektedir. Aile kurumumuz daha fazla zarar görmeden İstanbul Sözleşmesine atılan imza geri çekilmeli, 6284 sayılı yasa masaya yatırılarak zararlı hususlardan arındırılmalıdır.   

GIDA FİYATLARINDAKİ PAHALILIK VE ENFLASYON

Kasım ayı tüketici enflasyonu beklentilerin üzerinde, %2,3 olarak gerçekleşti. Yıllık bazda da %14,03 oldu. Gıda fiyatlarında ise beklendiği gibi daha yüksek bir artış oldu. Gıda fiyatlarında aylık %4.16, yıllık %21,08 oranında artış gerçekleşti. Yılsonuna yaklaşırken gelen bu rakamlardan, hükümetin yılsonu enflasyon tahmininin yine tutmayacağı anlaşılmıştır. Gıda fiyatlarının küresel piyasalardaki yükselişi, tedarik zincirini tehdit etmektedir. Ülkelerin gıda stoklamaları, her ülkenin kendi kendine yeterlilik için gerekli tedbirleri almasını zorunlu kılmaktadır. Bazı bölgelerde yağış yetersizliğinden kaynaklı muhtemel verim kaybına karşı şimdiden tedbir alınması zaruridir. Tahıl gibi bazı tarım ürünlerinde en kısa dönem bir yıldır. Geç kalmak ciddi kayıplara neden olacaktır.

Enflasyonu besleyen üretim maliyetlerindeki artışlar, büyük oranda kamu kaynaklıdır. Zam ve vergi artışları üretim maliyetlerini artırarak hayat pahalılığı olarak geri döner. Bunun önüne geçmek için kamu kaynakları yerinde ve etkin kullanılmalı, israf ve suiistimallere hiçbir surette müsamaha gösterilmemelidir.

İhtiyaç duyulan ekonomik reform sadece finans alanında değil, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere üretimin her alanında yapılmalıdır. Ülkemiz ile birlikte yakın coğrafyamızı da besleyecek potansiyelimiz varken hala döviz karşılığında dışarıdan tarımsal ve hayvansal ürünler ithal etmemiz garabettir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de kendi kendimize yetecek gıda ürünlerine ulaşamıyor olmamız, hükümetin ve devletin büyük bir zaafıdır.

UZAKTAN EĞİTİM VE MÜFREDAT

Ülkemizde pandemi nedeniyle zorunlu olarak tüm kademelerde uzaktan eğitime devam edilmektedir. Yüz yüze eğitimde dahi vahim boyutlarda olan fırsat eşitsizliği, uzaktan eğitim ile çok daha ciddi bir boyuta ulaştı. Kırsal kesimlerin yüksek dağ başlarında şebekeye veya şehir merkezlerinde sokaklarda/parklarda sağlanan ücretsiz internet ağlarına ulaşmaya çalışan insan manzaraları sık görülmeye başladı. Bu süreçte, öğrencilerimizde ciddi bir öğrenme kaybı yaşanırken öğrenci ve velilerde de kaygı ve stres oluşmaktadır. LGS ve YKS sınavlarında, öğrencilerin bütün müfredattan sorumlu tutulacak olması, uzaktan eğitim süreci için çok ağırdır. Sınav merkezli bir eğitim sistemi uygulayan ülkemizde sınavlar maalesef amaç haline getirilmiştir. MEB’in bu kararı, ülkenin özellikle eğitim sisteminin mevcut gerçekleri ile uyuşmamaktadır. 

Uzaktan eğitimin zorunlu materyalleri olan tablet ve bilgisayar fiyatlarında neredeyse yüzde yüze varan artışlar oldu. Bu araçlara katlanan fiyatlar nedeniyle ulaşmak daha da zorlaştı. Hükümet bu soruna ivedilikle çözüm bulmalıdır. Özellikle kırsal kesimlerde coğrafi ve iktisadi nedenlerle internet erişimi olmayan öğrencilerimizin mağduriyetleri de mutlaka giderilmelidir.

Yüz yüze eğitim ve 40 dakikalık dersler göz önünde bulundurularak hazırlanan müfredat, uzaktan eğitim sistemine uygun değildir. Derslerin daha kısa olması ve uzaktan eğitimdeki verimsizlik göz önünde tutularak müfredat güncellenmelidir. Konular azaltılmalı ve öncelikli olanlar tercih edilmelidir. Sınavların da fiili durum doğrultusunda; okuma, anlama ve yoruma dayalı bir format ile yapılması daha uygun olacaktır.    

YEMEN’DE SİVİL KATLİAMI

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) son raporunda, Yemen savaşının ilk beş yılında tahminen 233 bin kişinin ölümüne neden olduğu bildirildi. Bunlardan 131 bin kişi gıda, sağlık hizmetleri ve altyapı eksikliği sebebiyle yaşamını yitirdi. İnsani dramın her geçen gün ağırlaştığı ülkede birçok yardım programı kapanmış, siviller için gerekli yardım fonuna hala kaynak sağlanamamıştır.

İç savaşın başladığı günden bu yana dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen’de pandemi süreci de çatışmalara engel olamamış ve açıklanan rakamların üzerinde çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun hava saldırıları özellikle sivil ölümlerini artırarak ülkedeki istikrarsızlığı körüklemekte ve yardım çalışmalarını da engellemektedir. Açlık ve pandemi nedeniyle on binlerce sivilin yaşamını yitireceği uyarısına rağmen hala bölgeye silah sevkiyatı yapılmaktadır. Yemen de Suriye gibi bir neslin yok olacağı bir felakete sürüklenmektedir. Yemen’in istikrara kavuşması için tüm taraflar müzakereye zorlanarak, çatışmanın devamını isteyenlere yaptırım uygulanmalıdır.

FRANSA’NIN AVRUPA İSLAM’I OLUŞTURMA ÇABALARI

Fransa içişleri bakanı, ülkede 76 caminin denetleneceğini ve denetim sonucunda bazılarının kapatılabileceğini söyledi. Bu açıklama, Macron’un “içerideki düşman ile mücadele edileceği” söyleminin pratiğe geçtiğini göstermektedir. Fransa’nın İslam düşmanlığının tarihsel arka planı vardır. Kimi zaman soykırım yoluyla kimi zaman ise ülke içerisindeki Müslümanlara yönelik hak ihlalleri ve ırkçılık ile bu devlet politikasını sürdürmüştür.

Söz konusu uygulamalarla Fransa, İslam itikadını, ibadet ve mesajını kendi standartlarına uyarlamayı hedeflemektedir. Camileri, İslami değerleri, Müslümanları her fırsatta hedef alan Fransa hükümeti, diğer Avrupa ülkeleri ile birlikte hareket ederek İslam’da reform adı altında kendi standartlarında bir dini anlayış ve ‘Müslüman kimliği’ oluşturmayı amaçlamaktadır. Müslümanlar, Avrupa’da yaşayan kardeşlerinin din ve ibadet hürriyetlerinin teminat altına alınması ve ibadet yerlerine müdahalelerin önlenmesi için bu hadsiz girişime karşı ortak bir duruş sergilemelidir.

BANGLADEŞ’İN ROHİNGYA POLİTİKASI

Irkçı Myanmar yönetiminin Arakan topraklarında gerçekleştirdiği soykırım sebebiyle yurtlarından kaçarak Bangladeş’e sığınan ve sayıları 1 milyonu aşan Müslüman Rohingya toplumu, yıllardır açlık, sefalet ve hastalıkla mücadele etmektedir. Çok az bir kısmı BM yardımlarından faydalanabilmektedir. Büyük çoğunluğu yaşamını idame ettirecek barınma, beslenme ve sağlık imkânlarından yoksun, her türlü afet riski ile karşı karşıyadır. Dünyanın gözü önündeki bu sefalete uluslararası toplum gözünü kapatmaktadır. Rohingyaların temel ihtiyaçları acil bir şekilde karşılanmayı beklemektedir.

Bu yaşananlarla birlikte Bangladeş hükümeti, Bengal Körfezi açıklarında yer alan Bhasan Char isimli adaya hapishane görünümlü yapılar inşa ederek binlerce Arakanlıyı adaya transfer etmeye başlamıştır. Bu bir izolasyondur. En az 100 bin Arakanlı Müslümanı adaya yerleştirmeyi planlayan Bangladeş hükümetinin, bu adaya eğitim, sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçları götürmesi mümkün görünmemektedir. BM’nin dünyanın en fazla eziyet gören halkı olarak tanımladığı Rohingyalar, her türlü insani muamele ve imkândan yoksundur. İslam dünyası acil bir şekilde bu konuya eğilmeli ve Müslüman Arakanlıların kendi topraklarında özgür bir şekilde yaşayabilmelerinin mücadelesini vermelidir. Bu geri dönüş sağlanana kadar Bangladeş topraklarında yaşayan Rohingyaların temel ihtiyaçlarının karşılanması önem arz etmektedir. Bangladeş’i, insan onuruna aykırı bu izolasyon politikasından vazgeçmeye davet ediyoruz.

İSHAK SAĞLAM - HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI