Gündem Değerlendirmesi (23.11.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 23 Kasım 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; döviz-faiz-borsa sarmalının çaresi üretim ekonomisi, pik yapan pandemi ve uzaktan eğitime geçiş, insan hakları eylem planı, Avusturya’da İslam düşmanlığı, Avustralya askerlerinin Afganistan’da işlediği savaş suçları ve adım adım uygulanan ihanet anlaşması gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

DÖVİZ-FAİZ-BORSA SARMALININ ÇARESİ ÜRETİM EKONOMİSİDİR

Döviz kurlarındaki artışın önüne geçmek için sermaye sahipleri çözüm olarak ısrarla faiz artışını dayattılar. Nitekim Para Piyasaları Kurulu (PPK), son toplantısında neredeyse %50 oranında bir artış gerçekleştirdi. Kapitalist piyasa ekonomisinde kur artışını dengelemek için faiz artışlarına yönelmek geçici bir çözüm gibi görülse de ekonomide istikrarı sağlayamaz. Kur artışlarını etkileyen iç ve dış birçok faktör vardır. Küresel sermaye sahiplerinin manipülasyonları, ithalat-ihracat dengesi ve cari açık, bütçe açıkları, ödemeler dengesi, uygulanan ekonomik politikalar, enflasyon beklentileri, döviz girdisi sağlayan sektörlerin durumu ve siyasal istikrarsızlık bunlardan bazılarıdır.

Yapısal reformlarla piyasalarda güven tesis etmek ve yatırım için istikrarlı bir zemin oluşturmak önemli bir adımdır. Bununla birlikte kaynakları üretime yönlendirip istihdam alanları açmak, döviz kurlarında artışa ve enflasyon baskısına neden olan cari açığı azaltacak politikalar geliştirmek da gerekir. Paradan para kazanan sermaye gruplarının döviz kuru ile piyasaları baskı altına aldıkları aşikârdır. Bu baskı sonrasında faiz artırımına gidildiğinde kısa süreli bir düzelme görülebilir. Ancak yapısal reformlar yapılmadıkça ekonomide istikrar sağlanmaz. Artırılan her faiz puanı borçlanmalarda hazineye milyarlarca liralık ek yük getirmekte, yatırıma yönelmesi beklenen kamu kaynakları faiz ödemeleri ile heba olmaktadır. Artan faizler yatırımları engellediği için üretim ve istihdam sekteye uğramakta ithalat-ihracat dengesini bozarak cari açık, enflasyon ve kur artışları ile yeni bir kısır döngüye dönüşmektedir. Küresel ekonomik sistem, döviz-faiz-borsa üçlüsü ile paradan para kazanma üzerinde kurgulanmıştır. Yani her durumda kazanan, yine sermaye sahipleri olmaktadır.

PİK YAPAN PANDEMİ VE UZAKTAN EĞİTİME GEÇİŞ

Pandeminin kısmen hafiflemesi ile kademeli olarak yüz yüze eğitime geçildi. Bu durum, bütün sınıflarda yüz yüze eğitime geçiş beklentisi oluşturdu. Ancak, salgının yayılma hızı ve ölümlerdeki artış nedeniyle yeniden uzaktan eğitime geçme kararı alındı. Toplumun tamamının büyük bir riskle karşı karşıya kaldığı bu süreçte sağlığın öncelenmesi isabetlidir. Herkesi alınan tedbirlere riayet etmeye davet ediyoruz. Uzaktan eğitim ile çocuklarımızın uzun süre TV, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ile bu denli muhatap olması beden, zihin ve ruh sağlıklarını ciddi anlamda tehdit ettiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle; bu sürecin en erken sürede bitmesi ve yüz yüze eğitime tekrar geçilebilmesi için devlet ve toplum eşgüdümü ile her türlü tedbir alınmalıdır.

Devlet, uzaktan eğitim için gerekli her türlü materyal ve içeriği temin etmelidir. Öğrencilerin ihtiyaç duyduğu araç-gereçler ve internet erişim sıkıntıları halen giderilemedi. Eksiklikler en kısa sürede giderilmeli, dağıtılacağı söylenen tabletlerin ihtiyaç sahiplerine dağıtımı bir an önce tamamlanmalıdır. Alt gelir grubundaki öğrencilere internet erişimi mutlaka ücretsiz sağlanmalıdır. Kırsal kesimdeki köy ilkokullarının şartları göz önüne alınarak yüz yüze eğitim durumu yeniden değerlendirilmelidir. Bazı üniversitelerin online sınavlarda öğrencileri sıkıntıya sokan iki kamera bulundurma zorunluluğu yeniden gözden geçirilmelidir.

İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI

Hükümetin yetkili isimlerinin yargı reformuna gidileceğine ilişkin açıklamaları olsa hangi konularda nasıl değişiklikler yapılacağı konusu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Yargı sisteminin mevcut durumu toplumun adalet beklentisini karşılamamaktadır. Zira masumiyet karinesi ile suçun şahsiliği gibi temel ilkeler uygulamada yok sayılmaktadır. Yargıya olan güven toplumda her geçen gün daha da azalmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri olmasına karşın sorumluluğun büyüğü hükümetindir. Siyaset kurumunun yargıya müdahaleleri, mevzuatın neredeyse tamamının ithal olması, yargıdaki kutuplaşmalar, yargıç bağımsızlığının sağlanamaması gibi birçok ciddi sorun çözüm bekliyor. Bu nedenle; toplumun ilgili bütün kesimleri ile geniş istişareler sonucunda bir reforma gidilmelidir.

Reform gerektiren hususların başında; güçler ayrılığı temel ilkesinde güç dengesinin yürütme lehine bozulması hususu gelmektedir.

Öte taraftan yaşanan sorunların büyük kısmının uygulamalardan kaynaklandığı unutulmamalıdır. Uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi için güçlü bir siyasi iradenin ortaya konması ön şarttır. 2002-2003 yıllarında sıkça tekrar edilen “işkenceye sıfır tolerans” söyleminin doğurduğu memnuniyet verici sonuç bunun açık delillerindendir. Yasalarda değişiklik olmamasına rağmen işkence ve kötü muamele iddialarının yeniden gündeme gelmesi de yine zihniyet sorunudur. Her zaman söylediğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. Adalet hiçbir şeye feda edilmemelidir. Sayın adalet bakanının “adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” sözünün gereği pratikte gösterilmelidir.

AVUSTURYA’DA İSLAM DÜŞMANLIĞI

İslam düşmanlığının Avrupa’daki merkezlerinden biri haline gelen Avusturya’da terörle mücadele bahanesiyle 60 eve baskın düzenlendi. Çocuklara dahi acımasızca müdahale eden güvenlik güçleri gözaltına aldıkları Müslümanlara başörtüsü ve namaz ile ilgili tahrik edici sorular sormuş, Müslüman kişi ve kuruluşları ‘radikal’ yaftasıyla fişlemiştir. İslam düşmanlığını devlet politikası haline getiren Avusturya’da Müslümanların yaşamı her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

Avusturya yönetiminin Müslümanlara yönelik muamelesi temel insan haklarını teminat altına alan uluslararası sözleşmelere de açıkça aykırıdır Avrupa’da devlet politikası haline getirilen İslam düşmanlığına karşı Müslümanların Din ve İbadet Hürriyeti garanti altına alınmalıdır. Aynı zamanda Müslüman kamuoyunca başlatılan ekonomik boykot kampanyalarının kapsamı genişletilerek faşist yönetimlere karşı caydırıcı diplomatik adımlar da atılmalıdır.

AVUSTRALYA ASKERLERİNİN AFGANİSTAN’DA İŞLEDİĞİ SAVAŞ SUÇLARI

Avustralya ordusundan, özel kuvvetlere mensup askerlerin Afganistan’da aralarında çiftçilerin de bulunduğu 39 sivili önce esir aldığı daha sonra katlettiği ortaya çıktı. Bu insanlık dışı cinayetlerin işlendiğine dair belgelerin basına sızmasından sonra, vahşeti daha fazla gizleyemeyeceğini anlayan Avustralya hükümeti ceza soruşturması başlatacağını açıklamak ve özür dilemek zorunda kaldı. Daha önce UCM savcıları, Afganistan’da savaş suçu işlendiği iddiasıyla soruşturma açılması talebinde bulunmuş ancak mahkeme tarafından reddedilmişti. Avustralya’nın Afganistan’da işlediği savaş suçları uzun bir zincirin sadece bir halkasıdır. Bugüne kadar ülkede on binlerce sivil, NATO güçleri tarafından katledilmesine rağmen bir yaptırım uygulanmamış, savaş suçu adeta meşrulaştırılmıştır. Ülkede işlenen tüm hak ihlallerinin tarafsız bir şekilde soruşturulması ve suçluların hak ettikleri cezalarla cezalandırılması gerekir. Müslümanlara karşı işlenen ağır hak ihlalleri ve katliamlar görmezden gelinmemelidir. Her türlü cinayeti işleyebilen işgalcilere karşı direniş yükseltilmeli, bu güçlerin İslam topraklarındaki varlığı derhal tasfiye edilmelidir.

İHANET ANLAŞMASI ADIM ADIM UYGULANIYOR

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, giderayak Siyonist rejimin işgal ve zulümlerini meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Geçen hafta işgal altındaki Filistin topraklarına giden Pompeo, bütün diplomatik teamülleri ve BM kararlarını ayaklar altına alarak Batı Şeria’da Siyonist yerleşim yerlerini ziyaret etti. Bununla yetinmeyen Pompeo, 1967’den beri Siyonistlerin işgalinde olan Suriye’ye ait Golan Tepelerine de gitti. Böylece Golan Tepelerini ziyaret eden ilk ABD Dışişleri Bakanı oldu.

Siyonist rejime verilen bu destek, Filisin ve Kudüs davasına olan ihanetin adım adım yürürlüğe konmasıdır. Golan Tepeleri, Kudüs ve Filistin İslam topraklarıdır. Siyonist rejim burada işgalcidir, eninde sonunda buralardan çıkmak zorunda kalacaktır. Siyonist rejimle ilişkilerin normalleşmesi işgalin tanınmasıdır, ihanettir. Bunu en iyi bilen FKÖ olmasına rağmen ve bunca tecrübeden sonra siyonist rejimle tekrar ilişkiye geçmesi geçmişten ders alınmadığını göstermektedir. Bahreyn’in siyonist rejimde büyükelçilik açmak için başvurması bir zillettir. Kudüs’ün işgalcisini tanımak, işgalini de tanımak; Filistin halkını arkadan hançerlemektir.

İSHAK SAĞLAM – HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI