Gündem Değerlendirmesi (28.09.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 28 Eylül 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; EBA sistemi, elektrik-gaz zamları ve hayat pahalılığı, Coronavirus tedbirleri ve müeyyideleri, Yemen’de insani dram, ihanet anlaşması ve Filistin’in dostları, HAMAS ve El-Fetih ittifak görüşmeleri ile Karabağ bölgesindeki çatışmalar gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

EBA SİSTEMİ

2020-2021 Eğitim öğretim yılının uzaktan eğitim ile başladığı ifade edildi. Ancak ilk günden aksaklıklar yaşandığı ve EBA sistemi çöktüğü için aslında eğitim başlayamadı. Milli Eğitim Bakanı, çöküşün sebebini her ne kadar talebin yoğunluğuna ve siber saldırıya bağlamış ise de teknik alt yapının hazır hale getirilemediği görülmektedir. Teknik araç ve gereçler ile güçlü bir internet altyapısı sağlanmadan başarılı bir uzaktan eğitim mümkün değildir. Altyapısı hazırlanmadan uzaktan eğitime geçilmesi halinde kullanılan EBA sisteminin yetersizliği görülmüştür.

Sosyo-ekonomik nedenler ve coğrafi etkenler sorunu daha da derinleştirmektedir. Ülke insanının çoğunluğunun dar gelirli olması, araç-gereçlerin tedarik edilmesini engellemektedir. Uzaktan eğitimin başarısızlığı bir yana öğrencileri internete bağımlı hale getirmesi başlı başına ciddi bir sorundur. MEB Yüz yüze eğitimin alt yapısını oluşturmaya yoğunlaşmalıdır. Uzaktan eğitimin doğurduğu fırsat adaletsizliği ve ekonomik yük getirmesinin yanı sıra aile içinde oluşan sorun ve pedagojik kaygılar dikkate alınmalıdır. Bulaş riskini en aza indirecek tedbirler alınmalı, kontrollü ve kademeli olarak bir an önce yüz yüze eğitime geçilmelidir.

ELEKTRİK-GAZ ZAMLARI VE HAYAT PAHALILIĞI

TÜİK, 2020 yılı 1. dönem elektrik ve doğalgaz fiyat istatistiklerini açıkladı. Buna göre sanayi elektriğinde önceki yılın aynı dönemine göre %21,8 konutlarda ise %32,3 oranında fiyat artışı meydana geldi. Doğalgazda da önceki yılın aynı dönemine göre sanayi tüketiminde %13,2, konut tüketiminde ise %34,7 oranlarında artış görüldü. Memur, işçi ve emeklilerin maaşları ile asgari ücrete yapılan artışların 4-5 katı olan bu zamlar, hayat pahalılığı ve enflasyon olarak tüketiciye geri dönmektedir. Elektrik ve doğalgaz, sanayi ve üretim sektörü ile tarımın temel girdi kalemi oldukları için bir taraftan maliyetleri yükseltirken diğer taraftan üretim ve istihdamı düşürmektedir. Üreticiye, tüketiciye, esnafa, işçiye, çiftçiye; neredeyse toplumun bütün kesimlerine ağır yük olarak dönen enerji fiyatlarındaki bu yükselişin aşağıya çekilmesi için hiçbir adım atılmadı.

Üreticinin maliyetleri daha da yükseldi, dar gelirlinin hayat şartları daha da zorlaştı. Türkiye’deki iktisadi sistem, zengini daha zengin, fakiri her geçen gün daha da fakirleştirmektedir. Bu adaletsizliğin önüne geçecek yapısal değişiklikler zorunludur. Önümüzdeki süreçte arz yetersizliği nedeniyle temel gıda maddelerinde fiyat artışlarının önüne geçmek için şimdiden tedbirler alınmalıdır. Asgari ücretli ile dar gelirlilerin refah düzeyini yükseltmek için zaruri ihtiyaçları oranında elektrik ve doğalgaz ücretsiz verilmeli ve vergilerden muaf tutulmalıdırlar.

CORONAVİRUS MÜEYYİDELERİ

Corona salgını nedeniyle devlet ve toplum olarak zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse her gün, uzak veya yakın bir tanıdığımızı kaybediyoruz. İş ve sosyal hayat eskiye oranla ciddi kısıtlamalara maruz kaldı. Bu zorlu sürecin aşılması, elbette devlet ve toplum dayanışması ve elbirliği ile ancak mümkün olabilir. Tedbirlere riayet etme, toplumun tamamının hayatını korumaya tekabül eden hayati bir husustur. Bu sıkıntılı süreçte herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapmak zorundadır. Bu ağır riske rağmen sorumsuzca davranıp tedbirlere riayet etmeyenlere konulan müeyyideler toplumun sağlığının korunması ve yaşamın kolaylaştırılması amacına matuf olmalıdır.

Uygulanan cezaların bazı kamu kurumlarında yapılacak işlemler öncesi ödenmiş olmasının mecburi hale getirilmesi bu amaca hizmet etmeyecektir. İdari para cezasının ödenmemiş olmasının kamu hizmetlerini almaya engel teşkil etmesi, Anayasanın ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Pandeminin sonuçlarının her geçen gün ağırlaştığı bu süreçte vatandaşlara yeni hak mahrumiyetleri getirmek, toplumu daha da bunaltacaktır. Tedbir ve müeyyideler kişilerin temel hak ve hürriyetlerini zedelememelidir.

YEMEN’DE İNSANİ DRAM

BM Yemen’deki 15 yardım programına finansman yetersizliği nedeniyle son verdi. İnsani yardım programları için talep edilen 3,2 milyar dolardan yalnızca 1 milyar doları sağlandığı için, ülkede 30 yardım programı daha kapanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen’de iç savaş ile birlikte 22 milyondan fazla kişi yardıma ve korunmaya muhtaç duruma düşmüştür. Yemen’de insani krizin derinleşmesini engellemek için kalıcı ateşkesin ivedilikle sağlanması gerekmektedir. Gerekli olan fon desteği ise uluslararası seferberlikle sağlanarak ülkenin tüm kesimlerine gıda ve sağlık hizmetleri ulaştırılmalıdır. İnsani krizin kalıcı olarak sona ermesi için çatışmaların süresiz olarak sonlandırılması, iç savaşa müdahil olan ülkelerin de kalıcı ateşkes ve barış için çaba harcamaları gerekir. Aksi takdirde salgın hastalık ve kıtlık yüz binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebebiyet verecektir.

İHANET ANLAŞMASI VE FİLİSTİN’İN DOSTLARI

15 Eylül’de Bahreyn ve BAE ile ‘İlişkilerin Normalleştirilmesi’ anlaşması imzalayan Siyonist rejim, beş ülke ile daha ilişkileri normalleştirmeyi hedefliyor. ABD arabuluculuğunda başlatılan normalleşme görüşmelerinin bölgedeki öncülüğünü Suudi Krallığı yürütmektedir. Bölgesel sorunlarda kutuplaştırıcı bir politika izleyen Krallık bugün, Siyonist rejim lehine başlatılan normalleşme sürecinin garantörü konumundadır. Filistin davasını ve Kudüs’ü işgal rejimine peşkeş çeken, bölgesel kuruluşlarda Siyonist rejim aleyhine karar alınmasını engelleyen Suudi Krallığı ihanet çemberini daha da genişletmek istemektedir.

İslam ülkeleri bu ihanet projesine karşı caydırıcı müeyyideler uygulamalı, Suudi krallığı ve normalleşme anlaşması imzalayan ülkeler ile diplomatik ilişkiler derhal dondurulmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz ihanet sürecine karşı Filistin’in yanında duruş sergileyen Katar, Cezayir, Fas ve Tunus’un tavrı tüm İslam ülkeleri için örnek teşkil etmelidir. Filistin davasına sahip çıkan İslam ülkeleri direnişe umut olmakta ve işgalin önüne geçmektedir.

HAMAS VE EL FETİH İTTİFAK GÖRÜŞMELERİ

Siyonist rejim ve onu destekleyen ABD, ‘Normalleşme’ adı altında İslam ülkelerini Siyonist rejimle ilişki kurma ve işgali tanımaya zorlamaktadır. Bu şeytani plana karşı HAMAS ve EL FETİH başta olmak üzere bütün Filistinli gruplar bir araya gelmeli, Siyonist düşmana karşı birlikte direnmelidirler. Bu birliktelik, şeytani planın akim bırakılması açısından bir zarurettir. Bu anlamda HAMAS ve FKÖ’nün özgür iradeleriyle İstanbul’da bir araya gelmeleri son derece önemlidir. Yıllardır alınamayan mesafenin birkaç görüşmede alınması, Siyonist işgale karşı birlikte hareket edilmesi iradesinin ortaya çıkması, geleceğe yönelik umutları artırmaktadır. Siyonist işgale karşı olan Kudüs dostu bütün devlet ve kuruluşlar, güçlü bir şekilde Filistin halkının birlikteliğinin arkasında durmalıdır. Bu birlikteliğin devamlılığını sağlamalı, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için ellerindeki bütün imkânları seferber etmelidir.

KARABAĞ BÖLGESİNDEKİ ÇATIŞMALAR

Emperyalist güçlerin İslam coğrafyasına miras bıraktığı ve çözüm bekleyen sorunlardan bir tanesi de Güney Kafkasya’daki Karabağ sorunudur. Bir İslam toprağı olan ve uluslararası hukuka göre Azerbaycan toprağı olan Karabağ, 1992 yılında fiilen Ermenistan işgaline maruz kaldı.  Fiili savaş her ne kadar 1994’te bitti ise de Azerbaycan’ın yüzde 20’sini oluşturan Karabağ ve çevresindeki yedi bölge Ermenistan’ın işgalinde kalmaya devam etti. Her iki taraftan otuz bin insan öldü. Burada demografik yapı zorla değiştirilmeye çalışıldı. Hocalı da yüzlerce sivil Ermenilerce soykırıma uğratıldı. Uluslararası kaynaklara göre 600 bin, Azeri kaynaklarına göre ise bir milyon Azeri, mülteci durumuna düştü. Bu mülteciler hala topraklarına geri dönmeyi bekliyorlar.  

Soruna kalıcı çözüm bulma adına farklı tarihlerde yapılan girişim ve müzakereler 2009 yılında iki tarafın da kabul edebileceği bir noktaya getirildi. Ancak Madrid Prensipleri adını alan bu taslak hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmemesi ve bir milyon Müslümanın mülteci olarak dışarıda kalmaya devam etmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Bu nedenle bölgeden gerginlik ve çatışmalar hiç eksilmedi. İki taraftan onlarca kişinin hayatını kaybettiği, yüzden fazlasının da yaralandığı son çatışmalar bir kez daha gösterdi ki soruna acilen bir çözüm bulunmalıdır.

Her ne olursa olsun fiili işgal mutlaka bitmeli, yerlerinden çıkarılan bir milyon Azeri’nin topraklarına geri dönmesi sağlanmalıdır. Ancak savaşın bir çözüm olmadığı defaten tecrübe edilmiştir. Karabağ’da patlak verecek bir savaşın sadece Kafkasya ile sınırlı kalmayarak ilgili bütün ülkeleri de içine katacak bölgesel bir savaşa dönüşebilme potansiyeli gözden uzak tutulmamalıdır. Küresel güçlerin bölgeyi hesaplaşma sahasına dönüştürmelerine engel olunmalı ve diplomatik yollar sonuna kadar kullanılmalıdır.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI