Gündem Değerlendirmesi (22.09.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 22 Eylül 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; İstanbul Ticaret Üniversitesinin Kürtçe tahammülsüzlüğü, gelir ve yaşam koşulları araştırması, gıda sıkıntısı yaşanmaması için alınacak tedbirler, aşı çalışmaları, AP’nin Türkiye kararı ve Doğu Akdeniz gerilimi ile işgal rejimiyle ihanet anlaşmaları gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİNİN KÜRTÇE TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ

İstanbul Ticaret Üniversitesinde akademisyen iken, 2017 yılında öğrencilere İstiklal Marşı ile Gençliğe Hitabeyi Kürtçe’ye çevirme ödevi verdiği için hakkında soruşturma açılan öğretim üyesi Dr. Bekir Tank’ın sözleşmesi yenilenmeyerek Ağustos ayında görevine son verildi. Dicle Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünde halen devam eden Kürtçe tez yasağı sonrasında bu olayın da yaşanmış olması bölücü, ötekileştirici, inkârcı anlayışın halen sistematik bir şekilde desteklenerek sürdürüldüğünü göstermektedir. Bilimin, fennin ve hür düşüncenin yeri olması gereken üniversitelerin saplantılı birer ideoloji merkezlerine dönüştürülmesi esef vericidir.

Türkiye, bu yasakçı zihniyetle hiçbir yere varamaz. 20 milyon vatandaşın anadilini, kültür ve medeniyetini yok saymak akıl tutulmasıdır.  Türk-Kürt Kardeşliği, bir medeniyet projesidir. Bu memleketin geçmişinin temel harcı olduğu gibi geleceğinin de teminatıdır. İnkârcı bir tutum ve kutuplaştırıcı dil sahipleri toplumun geleceğini yok etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmektedirler. Bu yasakçı zihniyet muhakkak bitmeli, kardeşlik yasal ve anayasal zemine oturtulmalıdır.  Bunun ilk adımı da anadilde eğitimin önünün açılmasıdır

GELİR VE YAŞAM KOŞULLARI ARAŞTIRMASI

Her yıl düzenli olarak Gelir ve Yaşam koşulları ile ilgili istatistikler yayınlanmaktadır. 2019 yılına ait istatistiğe göre en zengin %20'lik halk kesimi, gelirin %46,3’ünü alırken en düşük gelire sahip %20'lik kesim ise ancak %6,2’sini alabilmektedir. Bu istatistik, gelir dağılımı ve refah payındaki adaletsizliği göstermesi açısından önemlidir. Maalesef zengin ve fakir arasındaki bu fark, uçurum noktasına gelmiştir. Vergi yükünün dar gelirlilerin sırtından kaldırılması ve refahın tabana yayılması için ciddi bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır.

Ülkenin temel yapısal sorunlarından bir tanesi olan bu mesele, elbette kısa vadede çözülebilecek bir sorun değildir. Ancak ülkenin gündemine en kısa zamanda gelmelidir. Hükümetin daha fazla duyarsız kalma lüksü yoktur. Adaletin, Allah’ın emri, idarenin hedefi ve mülkün temeli olduğu unutulmadan; insanı esas alan bir anlayış hayatın her alanını kaplamalıdır. Adaletin yeniden tesisi siyasetin en önemli hedefi olmalı, mevzuatın ruhunu oluşturmalıdır. Her türlü yolsuzluk, kayırmacılık ve suiistimalin önü alınmalıdır. Ülkenin ekonomi sisteminde adaletin sağlanabilmesi için az kazanandan az, çok kazanandan da çok vergi alınması ilkesi mutlaka oturtulmalı, asgari ücret vergiden arındırılmalıdır.

GIDA SIKINTISI YAŞANMAMASI İÇİN TEDBİRLER ALINMALIDIR

Salgın süreci, tarım ve gıda alanları ile tedarik zincirinin güvenliğinin ülkeler için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Pandeminin etkisinin artarak sürmesi önümüzdeki dönemde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hububat, bakliyat, bitkisel yağ ve diğer temel gıda malzemelerine talebin artmasını öngörmektedir. Bu nedenle temel gıda ürünlerinin temininde küresel anlamda yaşanabilecek sıkıntılara daha hazırlıklı olmak için hükümet bir eylem planı hazırlamalıdır. Salgının tüm dünyada daha da artacağı tahmin edilen kış mevsiminde gıda krizi yaşanmaması için söz konusu gıda ürünlerinin ihracatı durdurulmalı, üretimi az olan ürünler için acilen tedarik çalışmaları yapılmadır.

Ekim döneminin başladığı bugünlerde girdi maliyetleri minimize edilmeli, çiftçilere tohum, gübre, zirai ilaç ve mazot desteği sağlanmalı, en yüksek rekolteye ulaşmak için seferberlik mantığıyla hareket edilmelidir. Alım gücünün her geçen gün daha da düştüğü günümüzde temel gıdalara gelen zamlar vatandaşı ciddi anlamda endişelendirmektedir. Önümüzdeki aylarda olası gıda fiyatlarındaki artışın önüne geçmek için tedarik zincirinin güvenliği sağlanmalıdır.  Stokçular ve karaborsacıların piyasaların dengesini bozmalarına fırsat verilmemelidir.

AŞI ÇALIŞMALARI

Koronavirüs şimdiye kadar dünya genelinde bir milyona yakın insanın ölümüne sebep oldu. Virüsün hızla yayılmasının yanı sıra ilaç şirketleri ve araştırma enstitülerinin aşı geliştirme çalışmaları da yoğunluk kazanmış, tüm dünyanın gözü aşı çalışmalarına çevrilmiştir. Bazı ülkelerin büyük bütçeler ayırdığı bu çalışmalarda henüz bir sonuca varıl(a)mamıştır. Geçtiğimiz günlerde Çin'de geliştirilen Covid-19 aşısının Faz-3 çalışmalarına Türkiye'de de başlandığının duyurulması sevindirici bir gelişme olmakla beraber insanlı deneylere, normalden çok daha hızlı bir şekilde geçilmiş olması da ciddi endişeler doğurmuştur.

Kapitalist sistemlerin insandan çok, ticari fırsatçılığa odaklandığı bir gerçektir. İlaç şirketleri de aşı geliştirme sürecinde insan sağlığından ziyade, piyasaya herkesten önce girmeyi öncelemektedirler. Klinik testleri tamamlanmış olsa dahi uzun vadeli etkileri bilinmeyen aşıların kullanılmasında acele edilmemelidir. Salgının olumsuz etkilerinden bir an önce kurtulmak için aşıda acele edilmesi daha kötü sonuçlar doğurabilir. Koruma sağlamayan veya ağır yan etkileri olan bir aşıya karşı yanlış bir güven hissi felaketle sonuçlanabilir. DSÖ’nün salgını tamamen bitirecek bir aşının hiçbir zaman bulunamayabileceği, şu an en etkili korumanın maske ve mesafe olduğu uyarısı dikkate alınmalıdır. Güvenli bir aşı geliştirilinceye kadar tedbirler gevşetilmemeli, ekonomi/insan ikileminde muhakkak insan öncelenmelidir.

AP’NİN TÜRKİYE KARARI VE DOĞU AKDENİZ GERİLİMİ

Avrupa Parlamentosu’nda oylanan kararda, Türkiye’ye Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini durdurma çağrısının yanında Yunanistan’la dayanışma vurgusu yer aldı. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki keşif ve sondaj faaliyetlerini yasa dışı olarak nitelendiren karar, Türkiye’nin meşru haklarını görmezden gelmiştir. Türkiye’nin sürecin başlangıcından bu yana diyalog ve müzakere çağrılarını yok sayarak uzlaşmaz bir siyaset yürüten Yunanistan ile dayanışma vurgusunun yapılması, AP’nin taraflı tutumunu ortaya koymaktadır. AB’nin koşulsuz desteğiyle şımaran Yunanistan yönetimi ve basını normal diplomatik nezaket kurallarını da çiğneyerek seviyeyi düşürdükçe düşürmektedir.

Doğu Akdeniz üzerinden oluşturulan kutuplaşma ve olası bir savaştan kâr elde etmeyi hedefleyen ülkelerin gerilimi tırmandırma girişimleri tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Türkiye’nin bu süreçte diyalog ve müzakereye dayalı makul bir dil kullanması, oluşturulan kutuplaşmaya karşı hak ve çıkarlarını meşru zeminde koruma iradesi büyük önem arz etmektedir. Olası bir sıcak çatışmadan tarafların kazançlı çıkması mümkün değildir. Bu sebeple diyalog ve diplomasi kanallarının kapatılmaması gerekir. Doğu Akdeniz sorununda uluslararası kuruluşlar tarafsız bir pozisyon ile egemenlik sahalarının kesin olarak belirlenmesi ve ihlallerin önlenmesi üzerine bir çalışma yürütmeli, çözüm uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde hakkaniyet gözetilerek sağlanmalıdır.

İŞGAL REJİMİ İLE İHANET ANLAŞMALARI

BAE ve Bahreyn’in Siyonist rejim ile yaptıkları “İlişkilerin Normalleştirilmesi” anlaşması, Beyaz Saray’da Trump’ın da katıldığı bir toplantıda imzalandı. Trump’ın “Yeni bir Ortadoğu’nun şafağındayız” diyerek anlattığı anlaşma, Kudüs’e, Filistin’e ve İslam Ümmetine yapılmış büyük bir ihanettir. BAE, Bahreyn ve bu tayfaya katılması muhtemel diğer ülkeler, siyonist rejimin safında yer aldıklarını, Filistin halkına karşı yürütülen işgale destek verdiklerini, kendi halklarının ve bütün ümmetin kin ve nefretini kazandıklarını bilmeliler. Ruh ve bedenlerini İslam düşmanlarına satan bu yöneticilere karşı en başta kendi halkları tepki göstermeli, bu ihaneti asla kabul etmemelidirler. Bu anlamda Bahreyn’de yapılan gösteriler çok değerlidir. Protestolar, yaygınlaşarak devam etmelidir.

Bu ihanet karşısında Filistin halkı her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe muhtaçtır. Bütün direniş grupları, bütün farklılıkları bir kenara bırakarak Kudüs’ün özgürleştirilmesi ortak paydasında muhakkak bir araya gelebilmelidirler. Bu birlik, ihanet adımlarını akim bırakacaktır. Muhammed Dahlan gibi ömürleri boyunca işgal rejimi ile iş birliği içerisinde yer alan bir proje adamın yeniden parlatılıp sözde “Birlik Hükümeti”nin başına geçirilmek istenmesi, ihanet projesinin diğer bir saç ayağıdır. Filistin halkı, tescilli Siyonist işbirlikçisinin başlarında idareci olmasına asla izin vermeyecektir.

İSHAK SAĞLAM |HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI