Gündem Değerlendirmesi (14.09.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 14 Eylül 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; bitirilemeyen Güneydoğu Anadolu Projesi, İstanbul Sözleşmesi ve yansıması, uzaktan eğitimde yaşanan sorunlar, Barzani’nin Türkiye ziyareti, Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Filistin Fetvası, ABD terörü ve 11 eylül gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

GAP NEDEN BİTİRİLMİYOR

1977 yılında Güneydoğu Anadolu Projesi olarak isim alan GAP, 27 Ekim 1989 tarihinde GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının kurulması ile fiilen başladı. 32 milyar dolar bütçeli Güneydoğu Anadolu Projesi, üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen ancak %40-45’lik kısmı tamamlanabilmiştir. Güneydoğunun refah düzeyini yükseltmek, bölgeler arası kalkınmışlık farkını gidermek, ülkenin enerji ve tarım ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla hayata geçirilen projenin hala tamamlanmamış olması ciddi soru işaretlerine neden olmaktadır. 2016 yılında dönemin ilgili bakanı tarafından GAP’ın 2019 yılında tamamlanacağı ifade edilerek 2014-2018 yılları arasında yapılması gereken projeler için toplamda 51,7 milyar TL bütçe ayrılmasına rağmen proje hala bitirilememiştir. Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre ayrılan Projeler bütçe harcanmasına rağmen bitmesi gereken 208 projeye hiç başlanmamıştır.

Güneydoğu Anadolu projesi tamamlanmış olsaydı 3 milyon 800 bin kişi istihdam edilecek, 1,8 milyon hektar arazi sulu tarıma kavuşacak, ülkenin enerji ihtiyacı karşılanacak ve tarım konusunda kendi kendisine yeten bir ülke olacaktık. Yani büyük oranda ekonomik sorunlar çözülecek, bölgeler arası kalkınmışlık farkı giderilmiş olacak, her yıl on binlerce mevsimlik işçi, yüzlerce kilometre uzaklara gidip başka kapılarda ekmek aramak zorunda kalmayacaktı. GAP’ın bitirilmesi için ayrılan bu kaynak, 3 milyon 800 bin kişiye istihdam imkânı sağlamaktan daha önemli hangi işe aktarılmıştır. Belli ki memleketin kalkınmasını istemeyen bir irade bu projenin bitmesini istememektedir. Mecliste grubu bulunan bütün partileri bu konuda göreve çağırıyoruz. Bir meclis araştırma komisyonu kurulmalı ve engel olan zihniyet açığa çıkarılmalıdır.

AVRUPA’NIN DEĞİL, MİLLETİN HASSASİYETLERİ GÖZETİLMELİDİR

İstanbul Sözleşmesi, uygulanmaya başlandığı günden beri her yıl artan kadın cinayetleri ve artan aile içi şiddet vakaları ile birlikte anılır hale gelmiştir. Sözleşmenin kendisine ve uygulama kanunu olan 6284 sayılı kanuna yönelik gelişen toplumsal itiraz sonucunda hükümet, sözleşmeye atılan imzanın geri çekilmesi yerine küçük bir açıklama ekleme ile yetineceğinin işaretini vermektedir. Kapalı kapılar ardında yapılan çalışmada toplumsal beklentiyi karşılamak yerine Avrupa Konseyi’nin onayının gözetileceğinin anlaşılması beklentileri boşa çıkarmıştır. Değişiklik kapsamının sadece “Cinsel yönelimi” içeren dördüncü madde ile sınırlı kalması, şiddet üreten mekanizmaya dönüşen 6284 sayılı kanuna dokunulmayacağı anlamına gelmektedir. Bu da önlenmesi gereken cinayet ve şiddet olaylarının her yıl artmaya devam edeceğini göstermektedir.

Toplumda yaşanan tahribatı önlemek ve beklentileri karşılamak için, kapalı kapılar arkasında değil, toplumu en geniş manada temsil eden kurumlar ve konunun uzmanlarıyla birlikte geniş bir platformda, daha kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Milletimizin değer yargıları, Avrupa Konseyi’nin değer yargılarından farklı olduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla bir hassasiyet gözetilecekse bunun Avrupa Konseyi değil milletin ahlaki/manevi değerleri olmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’nin tamamı masaya yatırılmalı, 6284 sayılı kanun da milletin değerleri doğrultusunda revize edilmelidir.      

UZAKTAN EĞİTİMDE YAŞANAN SORUNLAR ÇÖZÜLMELİDİR

2020-2021 Eğitim öğretim yılı 31 Ağustos itibariyle uzaktan eğitimle başladı. Ancak devam eden süreçte özellikle “canlı sınıf” üzerinden derslerin yapılamadığı, alt yapının tamamlanmadığı ve derslere katılımın çok düşük kaldığı görüldü. “Canlı sınıf” üzerinden ders yapılabilmesi için ülke geneli güçlü bir internet ağına, tablet, bilgisayar ve akıllı telefonlara ihtiyaç vardır. Özellikle kırsal kesim ve dar gelirli ailelerin bu imkanlara sahip olmadığından canlı sınıf sisteminin temel eğitim sistemi olarak kullanılması da mümkün değildir. Devletin bu sistem için gerekli desteği sağlamadığı ortadadır. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da canlı ders sisteminden mevcut şartlarda yeteri kadar verim alınamayacaktır. Kalabalık ailelerde çocuğun derse katılımdaki zorluğu ve çalışan ailelerde çocuğun evde yalnız kalması ayrıca sıkıntı oluşturmaktadır. Sınırsız internet ve teknolojik materyaller konusunda devlet gerekli desteği vermelidir. Aksi halde fırsat eşitliğinde dengeler daha da bozulacaktır.

Küresel emperyalizmin dijital bir dünya oluşturma ve onun üzerinden robotik bir insan modeli hedefi olduğu gerçeğiyle teknolojik araçların kullanımı konusunda daha hassas olunmalıdır. Bu nedenle alternatifler oluşturulmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. Pedagojik anlamda yüz yüze eğitimin yerinin asla doldurulamayacağından hareketle en kısa zamanda yüz yüze eğitim için şartların müsait hale getirilmesi sağlanmalıdır.

BARZANİ’NİN TÜRKİYE ZİYARETİ

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani 4 Eylül günü Türkiye'yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmeler gerçekleştirdi. HÜDA PAR olarak yapılan görüşmeyi iki ülke ilişkileri ve bölge barışı için önemli görüyoruz. Yüzyıllardan beri bu coğrafyada birlikte yaşamış Kürtler ile Türklerin iş birliği yapma, beraber hareket etme dışında seçenekleri yoktur. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler konjonktürel olmanın ötesinde, yüzyıllardan beri birlikte yaşamış iki halkın adalet ve kardeşlik üzerine inşa edilmesi gereken, uzun soluklu bir ittifak şeklinde olmalıdır.

Bu ziyaret bir kesim tarafından Kürdistan Bayrağı üzerinden tartışılmış ve linçe tabi tutulmuştur. Irak halkı tarafından onaylanan ve Irak Anayasası ile kurulan “Kürt Federe Bölgesi”nin yine Irak Anayasası tarafından tanınan Kürdistan Bayrağına bu saygısızlığı yapanlar gerçek manada kendi ülke bayraklarına da saygı duymazlar. Kürdistan Bölgesi yetkililerinin Türkiye’ye yaptığı üst düzey ziyaretlerde, diplomatik teamüllere uygun hareket edilmesine karşı çıkılması son derece yanlıştır. Kürt karşıtlığı üzerinden, Kürtlerin herhangi bir bölgedeki meşru kazanımlarını bir “tehdit” olarak görmek, hastalıklı bir anlayıştır. Bu değişmediği müddetçe adaletin ikamesi ve güven tesis edilmesi mümkün değildir. Erbil ile Ankara arasındaki ilişkiler güçlendiği oranda Kürt meselesinin çözümüne, bölge barışına ve Türkiye’nin güçlenerek yoluna devam etmesine katkı sunulmuş olacaktır.

DÜNYA MÜSLÜMAN ALİMLER BİRLİĞİ’NİN FİLİSTİN FETVASI

Dünya Müslüman Alimler Birliği, Siyonist rejim ile normalleşme adı altında yapılan tüm anlaşmaların haram olduğuna dair bir fetva yayınladı. 13 Ağustos’ta ABD arabuluculuğunda kamuoyuna açıklanan Siyonist rejim ile Birleşik Arap Emirliği normalleşme anlaşmasının 15 Eylül’de yapılacak olan resmi imza töreni öncesinde yayınlanan bu fetva İslam Alemi için önemli bir belgedir. İslam ümmeti bu fetvaya sahip çıkmalı, işgal rejimi ile normalleşme adımlarını mahkûm etmelidir. İşgal rejimi ile yapılacak her türlü anlaşma başta Kudüs davasına, sonra da tüm İslam alemine yapılmış olan bir ihanettir.

Yüzyılın ihanet planının önüne geçebilmek için siyonist rejim ile normalleşme adımlarının durdurulması ve buna tevessül eden ülkelere caydırıcı yaptırımların uygulanması hayati önem taşımaktadır. Bu anlamda kuruluş amacı Kudüs’ü özgürleştirmek olan İslam İş birliği Teşkilatı pasif politikasını sonlandırmalıdır. Dünya Müslüman Alimler Birliğinin fetvasının arkasında durmalı ve işgali normalleştiren adımlara karşı aktif bir politika yürütmelidir. Başta Türkiye, İran ve Pakistan olmak üzere İslam ülkelerini bu fetvaya sahip çıkmaya ve normalleşme adımlarına karşı net bir duruş ortaya koymaya davet ediyoruz.          

ABD TERÖRÜ VE 11 EYLÜL

Brown Üniversitesi tarafından yayınlanan ‘Mülteci Yaratmak: Amerika’nın 11 Eylül Savaşlarının Neden Olduğu Zorunlu Göç’ başlıklı raporda, ABD’nin sözde küresel terörizme karşı yürüttüğü savaşta 2001’den bu yana 59 milyon kişiyi göçe zorladığı yer aldı. Afrika ve Asya’da ABD’nin katıldığı en az 8 kanlı savaşta yüzbinlerce kişi yaşamını yitirirken milyonlarca sivil ise evlerini terk etmek zorunda kaldı. Daha önce Wikileaks belgeleri ile ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği savaş suçları ortaya çıkmış ancak herhangi bir yaptırımla karşılaşmamıştı. Saldırgan politikasını devam ettiren ABD, 11 Eylül saldırısından bu yana NATO gölgesinde insanlığa karşı işlediği suçlara her gün yenilerini eklemektedir.

Küresel terörizm ile mücadele adı altında Asya ve Afrika’da asker ve üs sayılarını arttıran, ülkelerin ekonomik kaynaklarını sömüren ve siyasetlerini dizayn eden ABD, birçok bölgeyi insansızlaştırmıştır. Söz konusu tablo 11 Eylül saldırılarının yayılmacı politika doğrultusunda bir paravan olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Birçok ülke üzerinde askeri ve ekonomik bir Tahakküm kuran ABD’nin sömürü ve katliamlarına karşı artık küresel bir irade ortaya konulmalıdır. 3 kıtada sebep olunan yıkım, göç ve katliamlar savaş suçu kapsamında değerlendirilerek ABD’ye hukuki ve ekonomik bir bedel ödetilmelidir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI