Gündem Değerlendirmesi (07.09.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 7 Eylül 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; işsiz KYK borçlularına icra takibi, Avukatlık Kanunu’nda yapılacak değişiklikler, mevsimlik işçilerin dramı, ikinci çeyrek büyüme rakamları, Charlie Hebdo provakasyonu ve ABD’nin Akdeniz’deki tutumu gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

İŞSİZ KYK BORÇLULARINA İCRA TAKİBİ

Öğrencilerin eğitim sürecinde devletten aldıkları krediler can yakmaya devam ediyor. Son açıklanan verilere göre, KYK borcunu ödeyemeyen öğrencilerin sayısı 5 milyonu aştı. Devlet ise 300 bini aşkın öğrenci hakkında icra takibi başlatmış bulunmaktadır. Uzun eğitim maratonundan sonra mezun olan öğrenciler, işsizlik problemiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. İşsizlik ve borçluluk psikolojisi, bugün öğrencilerin kâbusu haline gelmiştir. Özellikle kovid-19’un ardından işsizlik verilerinin rekor seviyelere çıktığı bu dönemde, öğrencilerin kredi borçlarını icra yoluyla tahsil etmek sosyal devlet anlayışına uygun değildir. 

İşsiz üniversite mezunu kredi aldığı öğrencilik döneminden daha dezavantajlı bir durumdadır. Bu nedenle maddi manevi sosyal destek alması gerekir. Sosyal devlet olmanın gereği bireyi içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmaktır. Onu icra yoluyla cezalandırmak değildir. Kredinin geri dönüşümü için; ödeyemeyecek olanlar ile ödeme imkânına sahip olanların aynı kefeye konması yanlıştır. İmkânı olmayanların borçlarının silinmesi veya bir işte istihdam edilinceye kadar geri ödemesi ertelenmelidir. Bu imkân oluştuktan sonra ise borcun anaparasının taksitlendirilmek suretiyle ödeme kolaylığı sağlanması sosyal devlet olmanın gereğidir.

AVUKATLIK KANUNU’NDA YAPILACAK DEĞİŞİKLİKLER

Cumhurbaşkanının, avukatlara meslekten çıkarma cezası getirileceğine dair açıklamaları sonrasında, Avukatlık Kanunu’nda yeniden değişikliğe gidilmesine yönelik bazı hazırlıklar yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, Avukatlık Kanunu’nda hâlihazırda yer alan disiplin hükümleri ve avukatın ruhsatının geri alınmasını gerektiren haller yeterli görülmeyerek, yeniden bir düzenlemeye gidilecek ve güvenlik soruşturmalarından aşina olduğumuz irtibat ve iltisak kavramları, avukatların mesleklerinden ihraç edilmesinde de bir araç olarak kullanılabilecektir. Avukatlık mesleği, bir suçla itham edilen bireyin kamu gücü karşısında hakkını ve hukukunu savunmanın, hukuken henüz suçlu kabul edilmemiş, Anayasal olarak masumiyet karinesine sahip bireylerin adil yargılanabilmelerinin güvencesidir.

Böylesine hassas bir mesleğin mensuplarını, bazı suçların şüphelilerini savunmaktan çekinir hale getirmenin, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. Kaldı ki mevcut mevzuat, belli suçları işlemiş olan avukatlar bakımından yeterli denetim ve yaptırım gücüne sahiptir. Mevzuata eklenecek soyut gerekçelerin, iktidarlara göre şekillenecek bir suiistimal aracına dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir. Avukatlık mesleği, özü itibariyle bağımsız ve serbest bir meslek olup devlet memuriyeti değildir. Yapılması düşünülen yeni düzenlemeler, yargının üç sacayağından biri olan savunma makamını önemli derecede yaralayacak ve yargılamayı hukuk devleti ilkesi bağlamında nakıs bırakacaktır. Böylesi bir yanlıştan şiddetle kaçınılmalıdır.

MEVSİMLİK İŞÇİLERİN DRAMI

Mevsimlik işçilerin dramı bu yıl da devam ediyor. Onlar 21. asrın Türkiye’sinin en kötü yaşam şartlarında, açıkta veya en iyi ihtimalle barakalarda, en düşük ücretle hayat mücadelesini veriyorlar. Horlanıp dışlanıyor, emekleri sömürülüyor, saldırılara maruz kalıyor; özlük haklarından ve insani hayat şartlarından mahrum bir şekilde her yıl aynı çileyi yaşıyorlar.

İşçilerin can güvenliğini sağlaması ve özlük haklarını koruması gereken yetkililer, meselelerin üzerini örtmemelidir. “Mevsimlik işçiler” sorunu, bir yönüyle bölgeler arası gelir düzeyi ve kalkınmışlık farkının bir sonucudur. Kendi memleketinde geçinemeyen insanlar, neden çok uzak memleketlerde, en ağır şartlarda ekmek arayışına girsin? Türkiye bu ayıptan kurtarılmalıdır. Doğu ve Güneydoğu illerine yapılan bu negatif ayırımcılık bitmeli, kimse kimsenin kapısında ekmek aramak zorunda kalmamalıdır.

Geçtiğimiz hafta Mardinli işçiler Sakarya’da şiddete maruz kaldılar. İnsanlık dışı saldırılara göz yumulması, yeni saldırılara davetiye çıkarmaktır. Saldırganlar mutlaka cezalandırılmalı, hele hele ırkçılık güdüsüyle yapılmış ise cezalar artırılarak uygulanmalı, böylece etnik ayrımcılık yapanların hevesleri kursaklarında bırakılmalıdır.  Mevsimlik işçilerin özlük hakları güvence altına alınmalı, mağdur edilmelerine izin verilmemelidir.

İKİNCİ ÇEYREK BÜYÜME RAKAMLARI

Yılın ilk çeyreğindeki %0,9'luk büyümeden sonra ikinci çeyrekte, Pandeminin de etkisiyle %9,9 oranında küçülme gerçekleşti. Meydana gelen küçülme ve büyüme oranlarına sektörel bazda bakıldığında ülke ekonomisinin yanlış bir istikamette yürüdüğü net bir şekilde görülecektir. Zira hizmet sektörünün %25, sanayinin %16 küçülmüş olması ve tarım sektörünün %4 büyümesine karşın finans ve sigorta sektörünün %27 oranındaki büyümesi normal bir durum değildir. Sanayi, üretim ve istihdam küçülürken finans sektörünün büyümesi, yerli ekonomiye geçiş anlamında ciddi bir çelişkidir. Bu durum; temel yapısal bozukluğun neticesi olmasının yanında yapısal düzenlemeye nereden başlanacağının da işaretini vermektedir. Küçülmeyi sadece pandemi ile izah etmek gerçeğin teşhis ve tedavisini güçleştiren bir durumdur.

Son yıllarda durgunluğa giren sanayi, üretim, makine ve teçhizat gibi yatırım harcamaları, şimdiki krizin temel nedenlerindendir. Ekonomi idaresi bu sıkıntıları görmezden geldi. Ta ki pandeminin etkisi her tarafı sardı. Şimdi çözüm üretme zamanıdır. Zaten veriler de bunun içindir. Bir an önce pandeminin oluşturduğu olumsuzluk aşılmalı, bireylere ve firmalara umut verilmelidir. Hızlı ve isabetli adımlarla üretimi ayağa kaldırmanın, kaybedilen istihdamı yeniden oluşturmanın teknik, finansal, kurumsal ve yasal altyapısını oluşturma zamanıdır.

CHARLİE HEBDO PROVAKASYONU

Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo, 2015 yılında yayınladığı ve Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatürleri yeniden yayınladı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ifade özgürlüğü olarak nitelendirdiği karar, Müslümanları dini hassasiyetleri üzerinden provoke etmeyi hedeflemektedir. Charlie Hebdo dergisinin Müslümanların kutsiyetine hakaret içeren alçakça eylemini kınıyoruz.  Dini değerleri aşağılamanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi kabul edilemez. Son dönemlerde özellikle Avrupa ülkelerinde İslam’a ve değerlerine yönelik hakaret ve saldırganlık içeren eylemler tırmanışa geçmiştir. Bu eylemler, artık bir değer üretemeyen Batı’nın İslam karşısında iflas ve acziyetinin de bir göstergesidir.

İsveç ve Norveç’te Kur’an-ı Kerim’in yırtılmasının ardından Charlie Hebdo’nun provokatif kararı ile yükselen ve normalleştirilen İslam karşıtlığı çok tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. İslam karşıtlığı ve İslami değerlere hakaretin özgürlükler kapsamında değerlendirildiği Batı medeniyetinde Müslümanların inanç ve ibadet özgürlüğü olabildiğince kısıtlanmakta, hukuki güvenceden yoksun olarak fiziksel ve psikolojik baskıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. İslam karşıtlığı, İslam’ın yükselmesine karşı bir tepkidir. Müslümanlar uluslararası sahada kendi hak ve özgürlüklerine sahip çıkabilmelidirler. Bu doğrultuda Müslüman kamuoyu ve İslam ülkelerinin yöneticileri aktif bir rol üstlenmelidir. Hz. Muhammed’e karşı hakareti ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren Fransa’ya karşı diplomatik ve ticari yaptırımlar devreye girmeli, batı ülkelerinde yaşayan Müslümanların inanç ve ibadet özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

ABD AKDENİZ’DE ATEŞİN ÜZERİNE BENZİN İLE GİTMEKTEDİR.    

ABD, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne uygulanan 33 yıllık silah ambargosunu kısmi olarak kaldırdı. Güney Kıbrıs’ı Akdeniz’deki ortağı olarak tanımlayan ABD, Doğu Akdeniz gerginliğinde Türkiye karşıtı bir politika izlemektedir. Yunanistan ve Türkiye arasında Navtex ilanı ve askeri tatbikatlarla sıcak temas riskinin yaşandığı bir süreçte ABD’nin bu adımı, bölgede istikrarsızlığın artmasını istediğinin en açık göstergesidir.

ABD’nin askeri çatışma riskini artıran son adımı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz sorununda müzakere çabalarını arttırmasını gerekli kılmaktadır. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte müzakereye yönelik tavrını koruması, müttefiklik ilişkisine aykırı davranan ve çatışmacı bir politika izleyen ABD ile ilişkilerini gözden geçirmesi gerekmektedir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI