Gündem Değerlendirmesi (17.08.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 17 Ağustos 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; İstanbul sözleşmesi, istihdamdaki büyük düşüş, işgal rejimi ile BAE arasındaki anlaşma, Doğu Akdeniz gerilimi ve Mısır zindanlarındaki ölümler gibi gündemin önce çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KUTUPLAŞTIRMAYA DEVAM ETMEKTEDİR

İstanbul Sözleşmesi’nin olumsuz etkileri ortaya çıktıkça toplumda oluşturduğu infial büyümekte ve toplumdaki ayrışmanın derinleşmesine sebep olmaktadır. Parçalanan aileler, icraya düşen çocuklar, kadın cinayetleri, aile içi sadakatsizlikler, kadın ve çocuklara yönelik şiddet, gayri meşru ilişkiler ve meşruiyet kazandırılmaya çalışılan sapkın hareketlerin bu sözleşme sonrası artışta olduğu istatistiklerle ortaya konmaktadır. Çocukları ailesiz, aileleri çocuksuz bırakmayı hedefleyen, uzun vadede ise ailesiz toplum inşa projesinin sacayaklarından biri olan bu sözleşmenin yürürlükte kalmaya devam etmesi toplumda ciddi bir kaosa neden olacaktır.

Kadın veya aileden birini korumak için diğerini feda etmek ikilemi yoktur. Kadını şiddete karşı korumak için ailenin yıkılmasına seyirci kalınamaz. Hükümet, bu meseleye oy hesabı üzerinden bakmamalıdır. Evet, kadınlar şiddete uğramaktan ve cinayetlere kurban gitmekten korunmalı, ama aynı zamanda aile kurumumuz ve ahlaki değerlerimiz de müfsitlerden ve sapıklıklardan korunmalıdır. Bir an önce ifsat edici, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olan bu sözleşme feshedilmelidir. Başta 6284 sayılı yasa olmak üzere bu sözleşmenin uygulanması için çıkarılmış kanunlar yerine var olan sosyal sorunlara inanç ve ahlak değerlerimize uygun düzenlemeler yapılmalıdır

İSTİHDAMDA BÜYÜK DÜŞÜŞ

TÜİK’in Mayıs ayı verilerine göre işsizlik oranı, bir önceki yılın aynı ayına göre %0,1 artarak %12,9 oldu. Öte taraftan istihdam edilenlerin sayısında ise 2 milyon 411 bin azalma oldu. Bu rakama ücretsiz izne ayrılanlar dâhil değildir. Hayat pahalılığı ve işsizlik başını almış gidiyor. İkisinin eş zamanlı artışı iktisadi bir garabet ve sosyal bir felakettir. TL’nin değer kaybetmesi; hayat pahalılığı, enflasyon ve rekabet gücünün düşmesi olarak geri dönerken hazine bakanının bunun bir tercih olduğunu dile getirmesi, diğer yandan Cumhurbaşkanının meseleyi bir dış saldırı olarak açıklaması, ülke ekonomisi hakkında var olan kafa karışıklığını daha da artırmıştır. Enerji, ara mallar, birçok iş makinası ve teçhizatı ile bazı tarım ürünlerinin ithal edildiği, bu nedenle de bir türlü kapatılamayan dış ticaret açığı bir realite iken, dövizin bu şekilde yükselmesinin ağır sonuçlarının olacağı muhakkaktır.

TL’nin değer kaybetmesinin bu ağır sonuçlarını görmezden gelerek olayı magazinleştirmek, halktan kopuk olmanın, sıkıntılarına ortak olmamanın ve duyarsızlığın ifadesidir. İşsizliğe bir çözüm üretilemez ise sosyal ve siyasal sıkıntılar kaçınılmazdır. Var olan sorunları halının altına süpürmek ya da yokmuş gibi davranmak sorunu ortadan kaldırmadığı gibi daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. İstihdama ilişkin ciddi çalışmalar yapılmalı ve ekonomi dışa bağımlılıktan kurtarılmalıdır.

İŞGAL REJİMİ İLE BAE ANLAŞMASI

BAE ve siyonist işgal rejimi arasında tam normalleşme hedefleyen İbrahim anlaşması, ABD başkanı Trump tarafından dünyaya duyuruldu. Siyonist rejiminin Filistin’de genişlettiği işgal faaliyetlerinin dondurulması karşılığında imzalandığı öne sürülen anlaşma, Müslüman kamuoyunu yanıltmayı amaçlamaktadır. Zira Siyonist rejim başbakanı, ilhak planının iptal edilmediğini, Trump’un ricası üzerine sadece bir süreliğine ertelendiğini açıkladı. Kudüs’te illegal olarak sanayi bölgesi kurmayı hedefleyen ve “yüzyılın ihanet anlaşması” gereğince işgal altındaki topraklarda yeni yerleşim yerleri inşasına hız veren Siyonist rejiminin kendiliğinden duracağı yoktur. Anlaşmanın hemen ertesinde Gazze’ye yapılan saldırılar Siyonistlerin cinayetlerinin ve insanlık dışı uygulamaların devam edeceğini göstermektedir.

Körfez ülkelerinin Siyonist rejimle normalleşme adımları, işgalleri meşru göstermeyi ve işgal faaliyetlerine ekonomik ve siyasi sponsorluğu amaçlamaktadır. Kendi aralarında var olan sorunları çözmek için adım atmayan İslam dünyası, bölgedeki varlığı meşru olmayan Siyonist işgal rejimiyle normalleşme yarışına girmiştir. Filistin ve Kudüs davasına yapılan bu ihanet girişimlerini kınıyoruz. Bölgede kalıcı barışın sağlanmasının tek yolu Siyonist işgal rejiminin ilhak planlarına karşı ortak hareket etmektir. Müslüman kamuoyu, yüzyılın ihanet planının adımları olan bu ihanet anlaşmalarına sessiz kalmayarak gerekli tepkiyi göstermelidir. Başta Türkiye olmak üzere Filistin davasını sahiplenen İslam ülkeleri, BAE yönetimine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulamalı, bütün diplomatik ilişkiler askıya alınmalıdır.

DOĞU AKDENİZ GERİLİMİ

Türkiye’nin Libya ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması ile Yunanistan ve Türkiye arasında başlayan gerilim son olarak Yunanistan’ın Mısır ile yaptığı deniz yetki anlaşmasıyla tehlikeli bir noktaya çıkmıştır. Türkiye’nin bölgede savaş gemileri eşliğinde sismik araştırmalarını devam ettirmesine karşı Yunanistan ve Fransa da bölgede askeri varlıklarını güçlendirdiler. Bölgedeki askeri faaliyetler sıcak çatışma riskini artırmıştır.

Ulusal çıkarların çatışma riskini beraberinde getirdiği bölgede temel çözüm yolu müzakereden geçmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin kaynakların adil paylaşım ve kullanımı için müzakere ve diyalog çağrısı önemlidir.  Sorunların çözülebilmesi, Yunanistan’ın bu çağrıya olumlu cevap vermesine bağlıdır. Adalar uyuşmazlığı, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge iddialarıyla ortaya çıkan sorunların uluslararası sahada kalıcı olarak çözülmesi sağlanmalıdır. Egemenlik alanları kesin olarak belirlenerek ihlallerin önlenmesi için denetim mekanizması aktifleştirilmelidir. Doğu Akdeniz enerji rezervi üzerinden ortaya çıkan ittifak, cepheleşme ve askeri yığılmanın sıcak bir çatışmaya dönüşmesi önlenmelidir. Bu anlamda Türkiye’nin yaptığı müzakere çağrısı BM ve diğer ilgili ülkeler tarafından desteklenmelidir.

MISIR ZİNDANLARI ÜMMETİN LİDERLERİNİ ALMAYA DEVAM EDİYOR

İhvanın önde gelen liderlerinden, Hürriyet ve Adalet Partisinin Genel Başkanı Prof Dr İsam El Iryan, 7 yıldır tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesi, dava arkadaşları ve Mısır halkına taziyelerimizi sunuyoruz. Daha önce İhvan’ın Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif de 22 Eylül 2017’de cezaevinde, Mısır’ın seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ise 17 Haziran 2019 günü duruşma salonunda vefat etmişti. 2013’teki askeri darbe ile birlikte İhvan hareketinin önde gelen isimleri, siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve âlimlerin de aralarında bulunduğu 60 bin insan tutuklanarak cezaevlerine dolduruldu.  Darbeciler yedi yılda 19 yeni cezaevi yapmasına rağmen halen Mısır zindanlarında kapasitenin çok üzerinde hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. 

İhvan’ın önemli şahsiyetleri ve diğer muhalifler, insani bütün haklarından mahrum bir şekilde, yapılan işkencelerle meşhur Akrep cezaevinde tutulmaktadır. Ziyaretçi yasağı, avukatlarıyla görüştürmeme, sağlıklı beslenmeden mahrum bırakma, hastaların tedavi edilmemesi, korona salgını sürecinde gerekli izolasyon ve tedavilerin yapılmaması sıradanlaşan uygulamalardır.  Kalp krizi geçirenler dahi hastaneye götürülmek yerine ölüme terk edilmektedir. Mısır’daki insanlık dışı bu uygulamaların önüne geçmek, adil ve tarafsız bir yargılamanın yapılabilmesi ve cezaevi şartlarının düzeltilmesi için başta BM İnsan Hakları Komisyonu olmak üzere bütün uluslararası kurum ve kuruluşları göreve çağırıyoruz.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI