Gündem Değerlendirmesi (11.08.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 11 Ağustos 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; Türk Lirası'nın değer kaybetmesi, Covıd-19 ile mücadele, Hindistan'daki Müslümanlara yönelik hak ihlaleleri ile Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki patlamaya ilişkin konuları masaya yatırdı.

TL'nin Değer Kaybı Durdurulmalıdır

Son günlerde TL'nin hızla değer kaybetmesi ekonominin geleceği açısından endişe vericidir. İçeride ve dışarıda meydana gelen gelişmeler karşısında görülen bu aşırı kırılganlık, ekonominin zayıflığını göstermektedir. Yıllardan beri beklenen temel yapısal düzenlemeler yapılmadığı ve ekonominin savunma mekanizmaları güçlendirilmediği için bugün bu sıkıntılar yaşanmaktadır. Döviz ve altın fiyatlarının tüm zamanların rekorunu kırması, dış girdi bağımlılığı yüksek sektörler başta olmak üzere birçok ürüne fiyat artışı olarak yansıyacaktır. Şimdiden birçok üründe zamlar görülmeye başladı. Bu durum elbette sabit ve düşük gelirli yoksul kesimleri daha da yoksullaştıracaktır. Faiz artış talepleri de dikkate alındığında sermayedar ve zenginler daha da zenginleşecek, yoksul ve fakirler ise her yeni güne daha da fakirleşmiş, borçları daha da artmış olarak uyanacaklardır.

Ucuz kredi ile yalancı bolluk ve tüketimi teşvik etmek kısa vadede geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadede sıkıntıların büyümesi, borçların katlanması, fakirliğin daha yaygın hale gelmesine neden olmaktadır. Son pansuman tedbirlerle bir kez daha fiyatlar fırladı, ekonomi faize daha da bağımlı hale geldi. Ekonominin arızi şoklara karşı mukavemetini artıracak yapısal düzenlemelere gidilmelidir. Üretimin sorunlarına çözümler bulunmalı, maliyetler düşürülmeli, çalışma zorlukları ortadan kaldırılmalıdır. Konut, taşıt ve seyahat kredileri yerine üretim ve istihdama tekabül edecek kredilere ağırlık verilmeli, makine ve üretim teçhizatına teşvikler sağlanmalıdır. Yapılacak bu teşvik kredilerine ise kesinlikle faiz uygulanmamalıdır. Girdi maliyetleri düşürülmeli, SGK primleri ve vergilerde teşvikler artırılmalıdır. Faizli kredilerle toplum, yalancı bir bahar ile oyalanacağına, üretim ve istihdama yönelik adımlar atılırsa çok daha hızlı bir toparlanma sağlanacaktır.

Covid 19 Mücadelesi İçin Daha Güçlü Tedbirler Gerekir

Tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de Corona virüs felaketine karşı önemli bir savaş verilmektedir. Ekonomik, sosyal ve siyasi birçok etkisi olan bu salgında ekonomik kaygıların mücadele sürecini ciddi anlamda sekteye uğrattığı da gözden kaçmamaktadır. Özel hastanelerin ağır maliyet nedeniyle pandemi kapsamından çıkarılması, çarşı pazardaki tedbirlerin gevşetilmesi, turizm sektörünün zarar görmemesi için tatil yerlerine yönelik tedbirlerin daha fazla gevşetilerek yoğunluğun oluşmasına göz yumulması salgın ile mücadelede şimdiye kadar alınan mesafenin neredeyse heba olmasına neden oldu. Şehir hastanelerinin olmadığı, mevcut kamu hastanelerin de yoğun bakım ünitelerinin pandemi ile mücadelede yetersiz kaldığı illerde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Yoğun bakımda tedavi görmesi gereken hastaların acillerde sıra beklemesi sık karşılaşılan durumlardan biri haline geldi. Normalleşme süreci ile birlikte hem toplumda görülen gevşeme hem de sağlık sektöründe görülen fiziki ve psikolojik yorgunluk sonucu vaka oranları bazı illerimizde bugün rekor seviyelerinde seyretmektedir.

Vaka sayısının bu yoğunlukta seyrettiği bir süreçte okulların açılmasının da ağır sonuçları olacaktır. Bu anlamda salgın ile mücadelede daha güçlü tedbirlerin zorunlu olduğu görülmektedir. Kapasite sorunu yaşanan veya yaşanma riski bulunan yerlerde tedavi imkânlarının artırılması, yoğun bakım ünite desteğinin sağlanması, yeni pandemi hastanelerinin faaliyete geçirilmesi mutlaka düşünülmelidir. Toplumun sağlığının muhafazası her türlü kaygının üzerinde tutulmalı ve sağlık, ekonomiye feda edilmemelidir. Türkiye genelinde ise; çarşı pazara yeni tedbirler konulmalı, toplu etkinliklere ağır müeyyideler getirilmelidir.

Hindistan’ın Keşmir Politikası ve Babri Camisi

Hindistan’ın kuzeyindeki Ayodha kentinde 16. yüzyılda inşa edilen ancak 28 yıl önce faşist Hinduların saldırısıyla yıkılan Babri Camisi’nin yerine yapılacak olan Hindu tapınağının inşasına başlandı. Faşist yönetimin seçim vaatleri arasında yer alan tapınak inşası, Modi yönetiminin illegal politikalarını sembolize etmektedir. Ülkede ayrımcı politikalar, Güney Doğu Asya’dan gelen Müslümanlar dışındaki tüm mültecilere vatandaşlık hakkının tanınmasıyla başlamıştı. Bu süreç, radikal Hindu ve faşist yönetimin Müslümanlara yönelik gerçekleştirdikleri hak ihlalleriyle devam etmektedir. Müslümanlara ait ibadethane arazisinin üzerine inşa edilen tapınak, ırkçı/ayrımcı nefret politikaların somut delili niteliğindedir.

Ülke içerisindeki ayrımcı politikaların yanı sıra faşist Hindistan yönetimi, Cammu Keşmir bölgesinin otonom yapısını kaldırarak bölgede etnik ve dinsel soykırım amaçlamaktadır. Bu doğrultuda özel mülk ihlallerinin yanı sıra iletişim kanalları sınırlandırılmış, 13 bin kişi gözaltına alınmış ve 900 bin Hindistan askeri tarafından abluka altına alınan Keşmir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen etnik ve dini soykırıma karşı uluslararası kuruluşların sessizliği endişe vericidir. Cammu Keşmir sorunu ve ayrımcılığa uğrayan Müslümanları gündeme almaktan kaçınan İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere tüm uluslararası kuruluş ve devletlerin hak ihlallerine karşı harekete geçerek faşist Hindistan yönetimine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulaması gerekmektedir.

Lübnan yeni bir iç savaşa sürüklenmemelidir.

4 Ağustos Salı günü Lübnan’ın başkenti Beyrut Limanında patlayıcı maddelerin bulunduğu depoda yangın çıkmış, ardından kenti harabeye çeviren güçlü bir patlama meydana gelmişti. Bu elim patlamada resmi rakamlara göre 200'den fazla kişi hayatını kaybederken 6000 kişi de yaralanmış, on binlerce insan işsiz ve evsiz kalmıştır. Bu vesile ile bir kez daha bütün Lübnan halkına taziye ve başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.  Patlamanın ihmalden kaynaklanan bir kaza mı yoksa bir sabotaj sonucu mu meydana geldiğini açıklığa kavuşturmak Lübnan hükümetinin sorumluluğundadır. Zaten siyasi ve ekonomik bir istikrarsızlık içinde bulunan Lübnan’da bu patlamanın ülkeyi yeni bir etnik, mezhebi ve siyasi buhrana sürüklemesine izin verilmemelidir. Aksine bütün parti ve gruplar, aralarındaki ihtilaf ve sorunları bir kenara bırakarak Lübnan’ın birlik içerisinde yeniden ayağa kaldırılması için gayret göstermelidir. 

Fransa, ABD, Siyonist işgal rejimi ve diğer emperyalist güçlerin Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürükleyecek politikalarına prim verilmemelidir. Lübnan’da var olan ekonomik ve siyasi krizlerin nedeninin dışarıdan yapılan müdahaleler olduğu unutulmamalıdır. Bölge ülkeleri, BM ve İİT gibi uluslararası kurumlar, Lübnan’ın yaralarını sarabilmesi ve bu krizi atlatabilmesi için ekonomik, siyasi ve lojistik destekte bulunmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki Lübnan’da ortaya çıkacak bir istikrarsızlık ve kaos ortamı sadece Lübnan ile sınırlı kalmayacak, bütün bölgeyi yeni belirsizliklere sürükleyecektir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI