İktisat İşleri Başkanlığımızdan asgari ücret açıklaması

Asgari ücret uygulamasının adaletsizliğin gelenekselleştirilmiş hali olduğunu ifade eden İktisat İşleri Başkanlığımız, Türkiye'de asgari ücretin haksızlığın adı olduğunu belirtti.

/ BASIN AÇIKLAMALARI / Küçült | Büyüt

Asgari Ücret Uygulaması Adaletsizliğin Gelenekselleştirilmiş Halidir

Asgari ücret uygulaması bir kural olarak, kriz dönemlerinde işgücü piyasasında artan arzın işverenler tarafından daha fazla suistimal edilip sömürülmesinin önüne geçmek amacıyla oluşturulmuş bir mekanizmadır. Zaman içerisinde işveren bu mekanizmayı sevdi ve asgari ücret uygulaması iş hayatının ayrılmaz bir parçasına dönüştü. Kamu sektöründe çalışanlar asgari ücret mekanizması karşısında nispeten daha avantajlı olsalar da, iş hayatının büyük oranda özel teşebbüse kaydığı Türkiye’de asgari ücret, büyük bir haksızlığın adı olmuştur.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), iş hayatı içerisinde asgari ücretle çalışanların oranlarını ülkeler bazında karşılaştırmalı olarak ortaya koyduğu raporlar yayınlamaktadır. Türkiye’de asgari ücretlilerin kayıtlarını tutan SGK, 2010 yılından bu yana asgari ücret istatistiklerini yayınlamadığı için Eurostat’ın raporlarında Türkiye’ye ait en son 2010 verileri yer almaktadır.  Buna göre Avrupa genelinde en çok asgari ücretli oranı açık ara ile Türkiye’de bulunuyor. Bazı Avrupa ülkelerinde asgari ücretli çalıştırma oranı sıfır iken Türkiye’de bu oran %43 olarak yer alıyor. Kayıt dışı istihdam ve on kişiden daha az işçi çalıştıran işyerleri ise bu orana dâhil değildir.

Ödenen asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, belirtilen asgari ücretli oranıyla karşılaştırıldığında durumun vahameti ortaya çıkıyor. Normal zamanlarda işveren ve yatırımcılar için teşvik cennetine dönüşen Türkiye’de vergi indirimlerinden tutun prim desteklerine kadar işverene her türlü kolaylık sağlanırken asgari ücretlilerin bu teşviklerden yararlanamaması büyük bir haksızlıktır. İşveren normal zamanlarda üretim ve ihracat rekorları kırarken asgari ücretlinin durumunda iyileşmenin olmaması, gelir dağılımında yaşanan uçurumu açıklayan önemli bir faktör olarak önümüzde duruyor.

Destek ve teşvik ile başlayan adaletsizliklerin örnekleriyle her zaman karşılaşmak mümkün iken, son olarak meclise sunulan mini istihdam paketinde de bu çelişki yine ortaya çıkmıştır. İşsiz kalanlar için ihdas edilen işsizlik fonu kaynaklarından çalışanlardan ziyade işvereni destekleyici bir tutum benimsenmesi, bariz bir adaletsizliği de beraberinde getirmektedir. Bunun yanında ücretsiz izne çıkarma, kısa çalışma ödeneğine bağlı düşük ücret uygulaması veya bazı durumlarda iş akdinin tazminatsız şekilde işveren lehine feshedilmesi kolaylığının mini pakette yer alması, tipik bir patrona kıyak olarak göze çarpmaktadır.

İş ve ticaret piyasası gelişmelere paralel olarak gelgitler yaşayan bir piyasadır. Bidayetinde derin ekonomik krizler gibi olağanüstü koşullardan kaynaklanan asgari ücret uygulaması, ya da çalışanlara yönelik bazı kısıtlayıcı tedbirler kriz dönemlerinde makul karşılansa da; üretim, pazarlama ve ihracat alanlarında rekorların kırıldığı dönemlerde bunu makul görmek insafsızlıktır. Bu insafsızlığın önüne geçmek için daha farklı modeller de düşünülmelidir. Çalışanların yarıya yakınının asgari ücretle çalışmak zorunda bırakıldığı iş hayatında öncelikle asgari ücret kural olmaktan çıkarılmalı, daha adil bir mekanizma geliştirilmelidir.

Örneğin temel asgari ücrete ek olarak işletmelerin kâr oranına bağlı ekstra destek primi ya da çalışanların üretimden kaynaklanan emekleri karşılığı işletmenin elde ettiği kâr üzerinden oransal bir dağılım ile adaletli bir ücret politikası geliştirilebilmelidir. Hatta işletme ile çalışanlar arasında tamamen kar-zarar ortaklığına dayanan çalışma modelleri de düşünülmelidir.

Bu tür durumlarda işçiler üretime daha fazla katkı sağlamaya teşvik edilebileceği gibi bir klasik halini alan işçi-patron düşmanlığı yerine dostluk ve dayanışma iklimi de oluşturulabilecektir.

Farklı modellerin yanı sıra hâlihazır uygulanan asgari ücret uygulamasında işçi lehine atılması gereken acil adımlar da vardır. En azından asgari ücret belirlenirken kabul edilen açlık ve yoksulluk rakamları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin en etkin unsurlarından olan ve küresel çapta bir kangrene dönüşen vergi adaletsizliğinin bir nebze de olsa önüne geçmek adına asgari ücretliden kesilen vergilere son verilmelidir. SGK primlerinde işçiden kesilen pay devlet veya işveren tarafından karşılanacak şekilde, ya da üçü arasında bölüştürülmek suretiyle bir uygulama geliştirilmelidir. Bu tür teşvik ve katkılardan genellikle iş sektörleri yararlanırken, ne yazık ki çalışanlar göz ardı edilmektedir.

Sektörler desteklenecekse eğer; işçinin emeğini ve alın terini heba ederek iş güvencesini tırpanlamak ilk akla gelen olmamalıdır. Farklı yöntemler de devreye sokularak işçinin omuzundaki yük hafifletilmelidir. 

HÜDA PAR İKTİSAT İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI