Gündem Değerlendirmesi (27.07.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 27 Temmuz 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; Yozgat’ta mevsimlik işçilere yönelik linç girişimi, mahkemenin Kürdistan bayrağı kararı, aile ve genç nesil/İstanbul Sözleşmesi, BM’nin küresel yardım önerisi, Mısır’ın Libya’ya müdahale teskeresi gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

YOZGAT’TA MEVSİMLİK İŞÇİLERE YÖNELİK LİNÇ GİRİŞİMİ

Meşe kömürü işinde çalışmak üzere Mardin’den Yozgat’ın Çekerek ilçesinin Bazlamaç ve Kayalar köylerine giden mevsimlik işçiler, köy muhtarlarının da provokatif girişimleri nedeniyle linç girişimine maruz kaldılar. Yaşanan hadiseyi şiddetle kınıyoruz. Çekerek Kaymakamlığı’nın işçileri koruyamayacakları gerekçesiyle bulundukları yeri terk etmelerini istemesi utanç vericidir. Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü mercilerin acziyet içerisinde olması kabul edilemez. İşçilerin Kürt oldukları için baskı ve saldırılara maruz kaldıkları yönündeki iddialar ise çok vahimdir. Son yıllarda artan benzeri vakalar, siyasetin ayrıştırıcı dil kullanma ısrarı ve yetkililerin sorumluluklarını yerine getirmemelerinin bir sonucudur.

Acı tecrübelerle dolu yakın tarihimiz, toplumu kutuplaştırma ve ayrıştırmanın hiçbir sorunu çözmediğini ortaya koymuştur. Devlet, birileri tarafından mütemadiyen empoze edilen bu ayrıştırıcı ve ötekileştirici anlayışa tedbir almak zorundadır. Tedbir, askeri ve güvenlikçi politikalar değildir. Etnik, dini, mezhebi ve bölgesel farklılıklar en kısa zamanda ayrışma nedeni olmaktan çıkarılmalı ve kimsenin kendini “öteki” olarak görmediği “adil” ve “insani” bir zemin inşa edilmelidir. Toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak bir anlayış, bu ülkenin en öncelikli ihtiyacıdır. Bununla birlikte geçimlerini sağlayabilmek umuduyla şehir şehir gezen mevsimlik işçilerin mağduriyetleri giderilmelidir. Emeklerinin sömürülmesine izin verilmemeli, çalışma ve hayat şartları iyileştirilmelidir.

MAHKEMENİN KÜRDİSTAN BAYRAĞI KARARI

2015 yılında Van’da düzenlenen bir etkinlikte Irak Kürdistan Bölgesi Bayrağının açılması ‘örgüt propagandası’ kabul edilerek Van 2’nci Ağır Ceza Mahkemesinde ceza davası açılmıştı. Yerel mahkeme söz konusu fiil hakkında beraat kararı vermiş, bu karar İstinaf Mahkemesi tarafından da onaylanmıştır. Mahkeme gerekçeli kararında Kürdistan Bölgesel Yönetiminin Irak Anayasası tarafından tanınan meşru bir yapı olduğuna dikkat çekerek PKK/KCK’den farklı tutulması gerektiğini ifade etti.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak Anayasası’nın 117. Maddesine göre kurulmuş, bayrağı da Anayasal olarak tanınmıştır. Bu bayrak, bölgesel yönetim yetkililerinin Türkiye’ye yaptıkları üst düzey ziyaretlerde, diplomatik teamüller gereği defalarca göndere çekilmiştir. Uluslararası meşruiyet sahibi olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağının örgüt propagandası olarak ceza davası konusu edilmesi vahim bir durum olmakla birlikte mahkemenin aldığı karar önemlidir. Mahkemelerin bu kararı Türkiye’de farklı etnisitelere karşı var olan ırkçı ve inkârcı anlayış ve yaklaşımların bitmesine katkı sunmasını ümit ediyoruz.

AİLE VE GENÇ NESİL KORUNMALIDIR

Son günlerde kadın üzerinden yapılan toplum mühendisliğini hayretle izliyoruz. İstanbul Sözleşmesi hayata geçtiği günden beri her yıl biraz daha artan kadın cinayetlerinin görünürlüğünün artırılması ve boy boy manşetlere çıkarılması kadınlara yönelik şiddet ve cinayetleri önleme amacıyla yapılmamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesinden çekilmenin düşünülebileceğini açıklamasının ardından hızlandırılan bu algı operasyonu İstanbul Sözleşmesinin devamını amaçlamaktadır. “Kadın cinayetleri politiktir” sloganı üzerinden erkek düşmanlığını körükleyenler, toplumu kutuplaştırdıklarını, kin ve düşmanlık ürettiklerini bilmelidirler.  Kültürel, ahlaki ve dini değerlerimizi direk olarak hedef alan bu mihraklar “aile” mefhumunu ve ülkenin genç potansiyelini bitirerek geleceğimizi karanlığa mahkûm etmek istiyorlar.

Kadın ve erkeğin birbirine düşmanlaştırılması, kadına yönelik şiddeti değil doğrudan toplumun ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır. Ahlak ve erdem eğitimi doğru uygulanmış bir toplumda kadına yönelik şiddete rastlamak mümkün değildir.  Aile içerisindeki sevgi ve sadakat bağlarının zayıflatılması için çaba gösteren her etken, kadına yönelik şiddette pay sahibidir. Kadına yönelik şiddetteki artış, aile içi sorunlarda yaşanan patlama ve bizatihi yaşanan bu tartışmalar; sorunun temelinde devletin aile politikalarının olduğunu ortaya koymaktadır. Aile ile ilgili mevzuat, toplumsal gerçekliğimiz, değerlerimiz ve ihtiyacımız muvacehesinde, ortak bir akıl ile yeniden tanımlanmalı, aile kurumunun içinden polis, savcı ve hâkimlerin elleri çekilmelidir.

BM’NİN KÜRESEL YARDIM ÖNERİSİ

BM, Kalkınma Programı kapsamında pandemi süreciyle birlikte artan yoksulluğa karşı 2 milyar 780 milyon kişiye yönelik geçici temel gelir fonunun oluşturulması çağrısı yaptı. Yılsonuna kadar 265 milyon insanın daha açlıkla karşı karşıya kalma tehlikesi olduğunu ilan eden BM, bugüne kadar insani yardım için gerekli olan rakam 10,3 milyar dolardan bugüne kadar sadece 1,7 milyar dolar toplanabildiğini bildirdi. Günde 6 bin çocuğun önlenebilir nedenlerden dolayı ölebileceği uyarılarına rağmen gerekli fon sağlanamadığı için bu önleyici çalışmalar yapılamamaktadır.

Geçici temel gelir olarak kişi başı en az 199 dolara ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak yüksek gelirli ülkeler küresel kriz sürecinde ekonomilerini önceleyen bir politika izleyerek yoksulluğu önleyici fona gerekli desteği vermemektedirler.  Dünyada yoksulluk ve insani krizlerin en temel sebebi olan kaos, askeri harcamalara ayrılan bütçelerle derinleştirilmektedir. Yoksulluk sınırının altında yaşayan milyarlarca insana geçici temel gelir sağlayabilecek ekonomik kaynaklar askeri harcamalarla tüketilmektedir. Gün geçtikçe kötüleşen insani krizin çözümü için gerekli olan yardım ivedilikle toplanmalı, kriz bölgeleri için sağlık ve eğitim gibi temel gereksinimleri kapsayan fonlar oluşturulmalıdır. İnsani krizlere yönelik geçici tedbirlerin yanı sıra adil gelir dağıtımını sağlayacak, kaynak paylaşımını denetleyecek, kaynak ve iş gücünde sömürünün önüne geçecek, krizleri derinleştiren askeri müdahaleleri önleyecek küresel bir oluşuma şiddetle ihtiyaç vardır.

MISIR’IN LİBYA’YA MÜDAHALE TEZKERESİ

Emperyalist politikaların sonucu olarak Libya’da yaklaşık on yıldır çatışma ve insani kriz devam etmektedir.  Son olarak Mısır Parlamentosunda Libya’ya askeri müdahalenin önünü açan tezkerenin onaylanması krizi daha da derinleştirme amacına matuftur. Böyle bir müdahalenin gerçekleşmesi durumunda Mısır, Libya ve bütün Afrika’da savaş ve yıkım kalıcı hale gelecektir. Sadece Rusya, Amerika ve Siyonizm kazanacaktır. Bu nedenle ilgili ülkeler, Libya’da siyasi çözüm dışında bir seçeneği asla tercih etmemelidirler.

Libya’daki krize siyasi çözüm bulmak için Türkiye ile Rusya arasında sürdürülen görüşmelerin mutabakatla sonuçlanarak kalıcı bir ateşkes için ortak çabaları sürdürme kararı almaları sevindiricidir. Ancak bilmek gerekir ki Rusya, ABD ve Siyonizmin ortak çıkarları Libya’da kaosun devam etmesindedir. Mısır ile Türkiye’nin fiili bir çatışmaya girmesi, bu üç ülkenin de çıkarlarına hizmet edecektir. Bu nedenle; Mısır, Türkiye ve Libya arasında aracılar dışarıda tutulmak suretiyle siyasi çözüm masası mutlaka kurulmalıdır. Mısır, Türkiye ve Libya’nın ortak çıkarlarının korunması, Libya’nın toprak bütünlüğünün muhafazası ve insani yardım kanallarının açık tutulması esasları üzerinde bir konsensüsün acilen sağlanmasına ihtiyaç vardır. Rusya, ABD ve Siyonist rejim denklem dışına çıkarılmadığı müddetçe bunun sağlanması mümkün değildir.

İSHAK SAĞLAM |HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI