Gündem Değerlendirmesi (29.06.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 29 Haziran 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; Güvenlik Soruşturmaları Yasası, sel felaketleri ve tedbirler, ekonomideki yapay gelişmeler, salgına karşı daha fazla tedbir alınmalı, uluslararası siyasi kuruluşların ihtilafları körükleyen açıklamaları, ABD’nin “2019 terör raporu” ile Fransa’nın Libya tuzağı gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

GÜVENLİK SORUŞTURMALARI YASASI

AYM’nin iptali sonrasında yeniden meclise sunulan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi, İçişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Teklif her ne kadar güvenlik soruşturmasını istihbarat, emniyet, askeriye, adliye gibi gizlilik dereceli birimler için öngörmekteyse de, gizlilik dereceli birimler teklifte netleştirilmediği için tüm kamu görevlerinin bu kapsama dâhil edilmesinin önünde bir engel yoktur. Nitekim uygulamada gizlilik dereceli olmayan kamu kurumlarının mühendis ve hizmetli sınıflarında çalışacaklara dahi gizlilik dereceli birim olduğu gerekçesiyle güvenlik soruşturması yapılmaktadır.

Teklifte hukukun evrensel ilkelerinden ve anayasal bir ilke olan suçun şahsiliği ilkesi göz ardı edilmektedir. Delil ve ispattan uzak iltisak ve irtibat sözcükleri, yeni güvenlik soruşturması uygulamasının da ruhunu oluşturmaktadır. Sıhri hısımlığı dahi soruşturmaya tabi tutan bir yasa memlekete fayda sağlamayacaktır. Babasının suçu nedeniyle evladı dahi cezalandırmayan bir medeniyetimiz varken kayınbabasının suçuyla damadı cezalandıran bir anlayış memlekete adalet getirmez. Temel gaye adaletin ikamesi olmalı iken, hukuksuzluğu yasalaştırmak, siyasetin olması gereken maksadına aykırıdır. Bu anlamda Devlet Memurları Kanunu, Ceza Kanunu ile diğer ilgili mevzuat, kamu hizmetini yapabilecekler ile yapamayacakları açık bir şekilde belirtmiştir. Bu hususta ayrıca bir düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Bu anlamda parlamentodaki tüm gruplar, güvenlik soruşturmalarına ilişkin kanun teklifine aklıselimle yaklaşmalı ve hukuksuzluğu yasalaştırmamalıdırlar.

SEL FELAKETLERİ VE TEDBİRLER

Geçtiğimiz hafta yaşanan sel felaketlerinde vefat eden aynı aileden beş vatandaşımıza ve İstanbul’da vefat eden mülteci kardeşimize Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz. Bunun yanında selden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Tarım arazilerinin yanı sıra işyerlerini ve konutları basan su ve çamur nedeniyle vatandaşlarımız büyük maddi zarara uğramıştır. Bursa’da dere yatağında uzun süredir biriken kir, kum ve diğer birikintinin temizlenmemiş olması ve sel ihtimaline karşı halkın önceden uyarılmaması taşkına davetiye çıkarmıştır. İstanbul’daki sel felaketinin de son on yılda imara açılmış dere yataklarındaki konut ve işyerlerinde yaşandığı görülmüştür.

DSİ de Kent merkezlerindeki çarpık yapılaşmanın sel felaketlerini tetiklediğini raporlamıştır. Yaşanan her felaketin ağır can ve mal kaybına neden olması, yeteri kadar ders çıkarılmadığını göstermektedir. Yapılması gereken, doğayı anlayıp doğaya uygun yaşamaktır. Depremden sonra en çok can ve mal kaybı sel felaketlerinde görülmektedir. Türkiye’de taşkınlar yıllık 150 milyon dolar zarara sebep olurken, taşkınlardan korunmaya yönelik yatırımların tutarı ise 30 milyon dolar civarındadır. İvedilikle afet risk haritaları oluşturularak kontrol edilebilecek riskleri minimize edecek projeler hayata geçirilmeli, kontrol edilemeyecek alanlarda yerleşime izin verilmemelidir. Binaların altındaki sığınakların ve Risk altındaki alanlarda bodrum katlarının ikamet amaçlı kullanımı sonlandırılmalı, bilinçlendirme ve denetim çalışmaları sıkılaştırılmalıdır. Diğer yandan vatandaşların mağduriyetleri giderilerek yaraları sarılmalıdır.

EKONOMİDEKİ YAPAY GELİŞMELER

Kamuoyuna ‘müjdeli haber’ olarak duyurulan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketlerinin reel ekonomiden ziyade bankacılık sektörünü desteklediği anlaşılmıştır. Reel sektör yine ihmal edilmiş, bankacılık sektörüne bağımlı ve mecbur bırakılmıştır. Paket öncesi düşük faizli taşıt, konut, seyahat, tatil ve lüks ihtiyaç kredileri öne çıkarılmıştır. Faizli borç içeren bu paketlerin sadra şifa olması mümkün değildir. Piyasalarda geçici bir iyimserlik oluşturmuş ise de halka faizi dayatmıştır. Son süreçte tam 780 bin kişi ömründe ilk defa borçlanmak suretiyle faizli kredilere bulaştırılmıştır.

Bu nedenle reel sektörün sorunları yerinde saymış, istihdam azalmış, işsizlik artmıştır. MB’nın para basımı ve faiz indirimleriyle piyasalara suni sıcak para akışı sağlanmıştır.  Sonuçta konut ve otomobil piyasasının %40 ile 70 oranında artması nedeniyle enflasyonun ateşi yükselmiştir. Açıktır ki yapılması gereken bu değildir. Üretici ve yatırımcı faizsiz kredilerle desteklenmeli, aracı kurum ve bankalar aradan çıkarılmalıdır. Bankalara faiz gelirleri olarak dönen destekler, yatırımcı ve üreticiye vergi, sigorta ve istihdam desteği olarak aktarılmalıdır. Böylece üretim, yatırım ve istihdam artacak, maliyetler, işsizlik ve enflasyon düşecektir. Ekonomik sömürü, sıkıntı ve krizlerin temel nedeni olan faiz terk edilerek alın teri, emek ve üretimi merkeze alan bir ekonomi modeli geliştirilmelidir.

SALGINA KARŞI DAHA FAZLA TEDBİR ALINMALIDIR

1 Haziran tarihi itibarıyla başlayan normalleşme sürecinde özellikle bazı bölgelerimizde koronavirüs vakaları ciddi anlamda artış göstermiştir. Bu artış vatandaşlarımızın tedavisinde gecikmelere ve salgının kontrolsüz bir şekilde yayılmasına neden olmaktadır. Özellikle doğu ve güneydoğu illerinde artan vakalara karşın sağlık hizmetinin yetersiz kalması ile yataklı tedavi kurumlarının kapasite yetersizliği vatandaşlarımızı tedavi olabilmek için başka illere gitmek zorunda bırakmaktadır.  Salgın ile mücadele sürecinde ortaya çıkan bu tablo, sağlık yatırımlarının bölgeler arası farkını da ortaya koymuştur.

Bu yönüyle belirtilen bölgelerin nüfus yoğunluklarına oranla kamu hastane yatak kapasitesi batı illerine kıyasla çok düşük kalmıştır. Yeni kurulan şehir hastanelerinin bölgesel dağılımına bakıldığında doğu illerinin bundan nasibini almadığı görülmektedir. İl ve İlçe devlet hastaneleri, ihtiyaca cevap verememiş, alt yapı neredeyse çökmüştür. Bu realite, doğu illerimizde ihtiyaca cevap verebilecek sayıda yataklı tedavi kurumu ihtiyacını da gün yüzüne çıkarmıştır. Doğu illerimizde salgınla mücadelenin başarılı olabilmesi için devlet-vatandaş dayanışması çerçevesinde daha kapsamlı tedbirler zorunlu hale gelmiştir.

ULUSLARARASI SİYASİ KURULUŞLARIN İHTİLAFLARI KÖRÜKLEYEN AÇIKLAMALARI

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el Useymin, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın DAİŞ’ten daha tehlikeli olduğunu öne sürerek, topluma nüfuz etmesini önlemek için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. İslam dünyasında var olan ihtilaf, kaos, ekonomik problemler ile pandemiye karşı kurumsal bir varlık ortaya koyamayan İİT, suni gündemler üreterek İslam dünyasının temel problemlerinden her gün biraz daha uzaklaşmaktadır. Filistin, Yemen ve Suriye başta olmak üzere sivil halkın katliam ve ambargolara maruz kaldığı bölgelerde irade ortaya koyamayan kuruluş, silahsız mücadeleyi benimseyen ıslah hareketlerini hedef alarak ihtilafları derinleştirmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatının yanı sıra bölgedeki Siyonist işgal faaliyetlerini görmezden gelen Arap Birliği de Türkiye ve İran’ı hedef alan kararlar almıştır.

Kuruluş ve işleyiş amaçlarının dışına çıkarak İslam dünyasındaki ihtilafları körükleyen, emperyalist ve Siyonist çıkarlar doğrultusunda açıklamalar yapan İİT ve Arap Birliği gibi kuruluşlar, ihtilafları körüklemekten ziyade sorunları çözmeye odaklanmalıdır. Müslümanlar arasında birliği sağlayacak ve krizleri çözecek politikalara ihtiyaç vardır.

ABD’NİN “2019 TERÖR RAPORU”

ABD’nin “Terörizm 2019 Ülkeler Raporu’nda DAİŞ’in global bir ağa dönüştüğü ifade edilirken İran, Sudan, Kuzey Kore ve Suriye ülkeleri de terör sponsoru olarak tanımlanmıştır. Dünyanın birçok noktasında işgal faaliyetleri gerçekleştiren, nokta operasyonlarla ulusal sınırları ihlal eden ABD için tehdit algısı, çıkarlarına paralel olarak değişkenlik göstermektedir. Uluslararası hukuk ve anlaşmaları ihlal ederek işgal ve soykırım faaliyetleri yürüten işgal rejiminin en büyük destekçisi olan ABD’nin bu raporu trajikomiktir. ABD Çıkarları doğrultusunda şekillenen listeler ambargo ve askeri hamlelere zemin hazırlamaktadır. Son rapor, ABD’nin DAİŞ bahanesiyle bölgedeki askeri faaliyetlerini arttıracağını göstermektedir.

Ekonomik ve siyasi hegemonyasını kullanarak bazı devletlere ve uluslararası kuruluşlara yaptırımlar uygulayan ABD, son olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım uygulanmasının önünü açan bir kararname çıkardı. Amerikan askerlerinin Afganistan’daki katliamlarının soruşturulmasının engellenmesi için alınan bu karar, ABD’nin yaptırım gücünü çıkarları doğrultusunda kullandığının en açık delilidir. Kurum ve devletlerin yıpratılmasına sebebiyet veren yaptırım hegemonyasına karşı küresel iş birliğinin sağlanması kaçınılmaz hale gelmiştir.

FRANSA’NIN LİBYA TUZAĞINA TÜRKİYE DÜŞMEMELİDİR

Batı destekli bütün darbelerde olduğu gibi darbeci Sisi de Mısır halkının çıkarını değil kendisini oraya getirenlerin menfaatini önceleyen politikalar izlemektedir. Halk açlık ve sefaletle boğuşurken kendisi, dışardan milyarlarca dolarlık silah ve savaş gemileri alarak halkın sermayesini emperyalist güç odaklarına peşkeş çekti. BM tarafından tanınan meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti yerine kendisi gibi bir darbeci olan Hafter’i destekledi. Türkiye’nin Libya’da UMH’yi desteklemesi ile Libya ordusu önemli kazanımlar elde etti. Afrika’daki sömürge düzenini devam ettirmek isteyen Fransa ve emperyalist ülkelerin yeni stratejileri; Libya üzerinden Türkiye ile Mısır’ı karşı karşıya getirmektir. 

400 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Mısır halkı ile Anadolu halklarının kadim tarihi, siyasi ve kültürel çok yönlü ilişkileri mevcuttur. İslam coğrafyasının iki güçlü ülkesi olan Mısır ve Türkiye’nin Libya üzerinden sıcak bir çatışmaya girmesi salt iki ülke için değil ümmet coğrafyası için felaket olacaktır. Sisi bir darbecidir ama Mısır, Sisi’den ibaret değildir. Türkiye ve Mısır, Fransa’nın oyununu bozmalıdır. Sisi’ye ve aklı başında Mısır yöneticilerine çağrımız, emperyalistlerin taşeronluğunu bir kenara bırakarak kendi ülkelerinin sorun ve problemlerine yönelmeleri ve Libya’nın meşru hükümeti ile işbirliğine giderek bölgenin barış ve huzuruna katkı sağlamalarıdır.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI