Gündem Değerlendirmesi (22.06.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 22 Haziran 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; hızla artan alkol tüketimi, Suriye Kürtleri arasındaki ittifak çabaları, FETÖ ile mücadele adına İslami değerlere saldırılar, Sezar Yasası ve bölge üzerindeki etkileri, uluslararası insan hakkı ihlalleri ve işgal rejiminin yeni Golan tepeleri politikası gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

ALKOL TÜKETİMİ HIZLA ARTIYOR

Türkiye’de alkol tüketimi ile ilgili verilere göre, 55 milyon yetişkinden 11 milyonu alkollü içki tüketmektedir. Kişi başı tüketim yıllık 2.5 litreye ulaşmıştır. Türkiye’de ilk alkol kullanım yaşının 11’e kadar düşmesi ise tehlike boyutunun çok büyük olduğunu göstermektedir. Her türlü kullanımı ciddi sosyal ve sağlık sorunlarına sebep olan alkol, irade ve kontrol kaybına sebep olmakta ve bireyi uyuşturucu madde kullanımına açık hale getirmektedir. Alkole karşı alınacak tedbirler, madde bağımlılığı ve şiddet olayları için de önleyici bir rol alacaktır. Zira uyuşturucu kullananların %70’inin alkol kullandığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu kişilerin, uyuşturucudan önce ilk olarak alkol deneyimi yaşadıkları görülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl alkol kaynaklı sorunlar nedeniyle 3,3 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Örgütün Türkiye dâhil 30 ülkeyi kapsayan alkolün etki yüzdesi çalışmasına göre cinayet, boşanma, eşler arası şiddet ve trafik kazalarında %70 oranında etkili olduğu görülmüştür. Kadına yönelik şiddet konusunda verilen mücadelenin bu şiddeti körükleyen alkol kullanımına karşı da verilmesi büyük önem arz etmektedir. Aile Bakanlığı tarafından alkol kullanımının zararlarını ortaya koyacak kamu spotları hazırlanmalı, MEB’in okul müfredatlarında konuya daha fazla yer verilerek beden ve toplum sağlığına verdiği zararlar işlenmelidir. RTÜK tarafından, TV’lerde alkol teşvikinin yasaklanması önemli olmakla birlikte bu yasak dizi ve sinema filmleri dâhil bütün yayınlarda ciddiyetle uygulanmalı, özendirici sahnelere ağır müeyyideler konulmalıdır.  

SURİYE KÜRTLERİ ARASINDAKİ İTTİFAK ÇABALARI

Suriye Kürtleri arasındaki ittifak görüşmelerini dikkatle takip ediyoruz. Coğrafyamızda kanın, gözyaşının, zulmün, tahakkümün ve muhaceretın olmadığı, her hak sahibinin hakkına kavuştuğu, herkesin kendisini güven içerisinde hissettiği adil bir yönetim görmek istiyoruz. Ancak bu sürecin başında kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi umursamayan ABD’nin olması ürkütücüdür. Bunun yanı sıra; Suriye’de kaos başladığı günden beri 700 bini aşkın Suriyeli Kürt vatandaşın Türkiye ve Irak Kürdistan Bölgesine sığınmaları, sayısız Kürt kanaat önderi, âlim, akademisyen ve siyasetçinin katledilmesi, kaçırılması ve sürgün edilmesinden sorumlu olan PYD’nin de bu ittifak arayışının bir tarafı olması endişe vericidir. 

Zira PYD’nin anlaşmaya uyacağının hiçbir garantisi yoktur. İttifakta silahlı silahsız bütün Kürtlerin adil bir şekilde temsil edilmesi, silahlı olan grupların tahakkümünün önünün alınması, ittifakın yürüyebilmesinin en önemli şartlarıdır.

FETÖ İLE MÜCADELE ADINA İSLAMİ DEĞERLERE SALDIRILAR

Geçtiğimiz günlerde Mersinde FETÖ’ye yönelik gerçekleştirildiği belirtilen bir operasyonda hadis ve tefsir kitapları örgütsel doküman adı altında Mersin KOM Şubesi’nde sergilendi. Kütüb-ü Sitte, Hak Dini Kuran Dili ve İslam Fıkhı Ansiklopedisi gibi İslam kültür külliyatında önemli bir yer tutan kitaplara örgütsel doküman muamelesi yapılması, 28 Şubat döneminde yapılan hadsiz ve hukuksuz uygulamaların tekrarıdır.

İslam kültür külliyatını temsil eden kitapların suç unsuru olarak örgüt vitrinine alınması, İslam’a ve İslami değerlere hakarettir. Bu nedenle yetki sahibi herkes hassasiyetle bu konuya eğilmeli ve bu tür hadsizliklere fırsat verilmemelidir. FETÖ bahanesiyle İslami değerlere terör kaynağı muamelesi yapmak, FETÖ’nün yaptığından daha küçük bir cürüm değildir.

SEZAR YASASI VE BÖLGE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ABD’de yürürlüğe giren Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası, insan hakkı ihlalleri sebebiyle Esad yönetimi ve destekçilerini ekonomik baskı altına almayı hedeflediği iddia edilmektedir. ABD, aksini iddia etse de ilk günden beri Suriye iç savaşını ve istikrarsızlığı uzatacak bir politika izlemiş, sayısız hak ihlalleri gerçekleştirmiştir. BM’nin, açlık ve yoksulluğun giderek arttığı uyarısında bulunduğu Suriye’de Suriye lirası hızla değer kaybettiği için gıda fiyatları iki katına çıkmıştır. Hayat pahalılığındaki hızlı artış, yetersiz beslenmeyi de beraberinde getirmiştir. Sezar yasası asıl darbeyi Mart ayında iflasını açıklayan Lübnan’a vuracaktır. Ekonomik kriz ile mücadele eden ülkede, IMF ile devam eden müzakere süreci de olumsuz etkilenecektir. Bunun yanı sıra Lübnan ekonomisinin belini büken bir milyondan fazla Suriyeli mültecinin geri dönüş politikalarının da başarısız olacağı öngörülmektedir.

Suriye rejiminin halk üzerindeki baskısını engellemek gerekçesiyle yürürlüğe konulan yasa, aslında sivil halk üzerinde daha yıkıcı etkiler bırakacaktır. Yoksulluğun artmasının yanı sıra Suriye’nin yeniden imar edilmesine yönelik planlar da başarısız olacak, savaş sebebiyle çöken ekonominin toparlanması mümkün olmayacaktır. Aynı zamanda komşu ülkelere göç eden mültecilerin geri dönüşü zorlaşacak ve bölgesel olarak ekonomik bir daralma söz konusu olacaktır. Suriye sorununun temel çözümü; siyasi müzakere sürecini yeniden canlandırmak, yeni süreçte ekonomiyi iyileştirmek ve ülkenin yeniden imarı için uluslararası bir fon oluşturmaktır.

İNSAN HAKKI İHLALLERİNİN CEZALARI DAHA CAYDIRICI OLMALIDIR

 BM’nin “Silahlı Çatışmalarda Çocuk İhlalleri” konulu raporunda 25 binden fazla ihlal belgelenmiştir. Suriye, Filistin, Orta Afrika Cumhuriyeti, Yemen ve Afganistan gibi çatışmaların yaşandığı bölgelerde gerçekleştirilen ihlaller, 10 binden fazla çocuğun ölmesine ya da sakat kalmasına yol açmıştır. Ancak daha önce Yemen’de çocuk ölümlerinden sorumlu tutulan Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri, çocuk ölümlerinin düşüşü sebebiyle utanç listesinden çıkarılmıştır. Salgın felaketi ile mücadele kapsamında ilan edilen ateşkese rağmen sivil hak ihlallerine devam edilen Yemen’de, halen milyonlarca çocuk açlık ve salgın hastalık tehlikesi ile yüz yüzedir.

İnsan hakkı ihlalleriyle hesaplaşmanın ölüm ile sınırlandırılması, yeni ihlalleri teşvik etmektedir. Öncelikle çocuklara karşı yapılanlar olmak üzere insan hakkı ihlallerine ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Çatışma bölgelerinin yanı sıra, hayatta kalmak umuduyla göç eden milyonlarca sığınmacı da temel haklar noktasında mağduriyet yaşamaktadır. Son olarak Yunanistan güvenlik güçleri, göçmenlere insanlık dışı yöntemlerle müdahale etmekte ve sığınmacıların giysileri ile paralarını gasp ederek ölüme sürüklemektedir. Uluslararası kuruluşlar, ağır insan hakları ihlallerini gerçekleştiren güçlere yönelik yaptırımlarını artırmalı ve caydırıcı hale getirmelidir.

İŞGAL REJİMİNİN YENİ GOLAN TEPELERİ POLİTİKASI

İşgal rejimi, Golan Tepelerinin ismini Trump Tepeleri olarak değiştireceğini ve buraya yeni yerleşim yerleri kuracağını açıkladı. 1967 Altı Gün Savaşında Golan Tepeleri Siyonistlerce işgal edilmiş, Aralık 1981'de Siyonist parlamentosu tarafından tek taraflı olarak ilhak edilmişti. Bu işgal ve ilhakı, dünya kamuoyu kabul etmedi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1981'de aldığı 497 sayılı karar ile durumun hukuki geçerliliği olmadığını bildirdi. İşgalle birlikte buranın sahibi olan 131 bin Suriyeli sürgün edildi. Yirmi bin işgalci Yahudi için 45 Yahudi yerleşim yeri ve 60 askeri karargâh kuruldu.

Golan Tepeleri, 1800 km karelik topraklarıyla Şam’a sadece 60 km uzaklıktadır.  Golan, verimli topraklara, zengin su kaynaklarına, stratejik ve ekonomik öneme sahiptir. BM ve dünya kamuoyu İşgal rejiminin Golan Tepelerini işgali ile ilhakını reddettiği halde 25 Mart 2019'da Donald Trump, işgal rejiminin egemenliğini tanıdığını ilan etti. Buna karşın BM bir açıklama yaparak daha önceki politikasında değişiklik olmadığını ifade etti. Golan Tepeleri, Suriye topraklarıdır. Alınan kararların dünya kamuoyunca bir değeri yoktur. Burada yaşayan Araplar, işgal rejiminin vatandaşlığını halen kabul etmiş değiller. BM ve bütün dünya kamuoyunu bu zorbalığa dur demeye,  yeni Yahudi yerleşim yerlerinin açılmasını engellemeye ve işgali sona erdirecek adımlar atmaya davet ediyoruz.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI