Gündem Değerlendirmesi (15.06.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 15 Haziran 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde; rekor düzeye ulaşan istihdam kaybı, darbe süreçleri, süresiz nafaka ve erken yaşta evlilik mağdurları, Libya’da son gelişmeler, işgal rejiminin ilhak planları gibi gündemin öne çıkan başlıklarını masaya yatırdı.

İSTİHDAM KAYBI REKOR DÜZEYE ULAŞTI

Mart ayı işsizlik rakamları açıklandı. TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre hem işsizlerin hem de istihdam edilenlerin sayısı azaldı. İşsiz sayısında 576 bin kişilik bir azalma olurken istihdamda da bir önceki Mart ayına göre tam 1 milyon 662 bin kişi azaldı. Henüz salgın döneminde işsiz kalanlar bu rakama dâhil olmamıştır. Bir yılda görülen en yüksek istihdam kaybına ulaşıldığını gösteren bu rakamlar, hem çelişkiyi görmek hem de tedbir almak anlamında üzerinde çokça düşünülmesi gereken rakamlardır. Bütün Türkiye’yi düşük faizli kredilerle bankalara mahkum hale getiren ekonomi yönetiminin yalancı baharını deşifre eden bu tablo, ekonomi yönetiminin başarısızlığının da resmidir.

Hem işsizlerin sayısının azaldığını hem de istihdam oranlarındaki düşüşün rekor düzeye çıktığını gösteren TÜİK rakamları, kurumun güvenirliğini tartışmalı hale getirmiştir. TÜİK’in yapısı, hesaplama yöntemi ve verileri üç ay geriden açıklaması yönleriyle masaya yatırılarak bağımsız, tarafsız, şeffaf ve güvenilir hale getirilmelidir. Resmî istatistiklerin gerçekleri yansıtması sağlanmalı, tüm kullanıcılara tarafsız ve eş zamanlı olarak sunulmalı, kamuoyunun bilgi edinme hakkı gözetilmelidir. Üretilen istatistikler, güvenilirlik, tutarlılık, tarafsızlık, güncellik ve şeffaflık ilkelerine göre hazırlanması sağlanmalıdır. 

DARBE SÜREÇLERİ BÜTÜN SONUÇLARI İLE ORTADAN KALDIRILMALIDIR

Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihi bir yönüyle darbeler ve muhtıralar tarihidir. 27 Mayıs 1960 ihtilali, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat post modern darbesi, 27 Nisan e-muhtırası ve en son 15 Temmuz darbe girişimi şeklinde devam eden darbeci gelenek, toplumun hafızasında oluşturduğu derin izlerle ülkenin siyasi tarihini adeta travmalar tarihine dönüştürmüştür. TBMM başkanı Sayın Mustafa Şentop’un imzasıyla meclise sevk edilen bir kanun teklifi, 27 Mayıs 1960 darbesi ile hesaplaşma ve yol açtığı mağduriyetleri giderme amacıyla “Yüksek Adalet Divanı” yargı kararlarını lağvetmeyi hedeflemektedir.

Bu kanun teklifinin meclisteki bütün siyasi partilerce de desteklenmesi, darbe geleneğinin bitmesi adına bir zorunluluktur. Meclise sunulan teklif gerekli ve isabetlidir, ancak diğer darbe ve muhtıraları kapsamaması itibarıyla da büyük eksiklik taşımaktadır. Ayırım yapmadan bütün darbelerin mahkum edilerek yol açtıkları sonuçları ortadan kaldırmak, darbeci zihniyete karşı alınacak en etkili yöntemdir. Bugün hala mağdurlarının sesleri bile duyulmayan 28 Şubat ve FETÖ yargısının yol açtığı mağduriyetler devam etmektedir. Kaldı ki yürürlükteki anayasa önemli oranda değiştirilmiş olsa bile darbeci zihniyetin anayasasıdır. Dolayısıyla darbeci zihniyetle mücadele edip olası darbe girişimlerinin önüne geçmenin yolu darbe zihniyetini taşıyan yasaları sonuçları ile birlikte ortadan kaldırmaktan geçmektedir. 

SÜRESİZ NAFAKA VE ERKEN YAŞTA EVLİLİK MAĞDURLARI

743 sayılı mülga Türk Kanun-u Medenisi’ne 04.05.1988 tarihinde getirilen ve nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaksızın, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen tarafa süresiz nafaka verilmesine ilişkin düzenleme, 32 yıldır devam etmektedir. Birbirleriyle hiçbir bağı kalmayan insanlar arasında bir ömür maddi menfaat boyutuyla bağ kurmak, nafaka ödeyen açısından büyük bir haksızlık ve adaletsizlik doğurmaktadır. Yoksulluk nafakası yükletilen eş, çoğunlukla maaşının geriye kalan kısmıyla bir ev ve yuvayı geçindirememekte; yeni bir evlilik yapması neredeyse imkansız hale gelmektedir. Bu durum; sosyal devlet işlevinin boşanan eşe yüklenmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.

Süresiz nafaka yükümlülüğünün neden olduğu olumsuz sonuçlar göz önünde bulundurularak bu sistem düzeltilmelidir. Uygulama devlet tarafından oluşturulacak bir fonla desteklenmelidir. İnsan odaklı olmayan ve toplumsal gerçeklikten uzak her türlü düzenleme, toplumsal düzen ve işleyişe önemli ölçüde zarar vermektedir. Kadına pozitif ayrımcılık adına, boşanan erkeğin süresiz nafakaya mecbur bırakılması, artık tahammül edilemez bir zulme dönüşmüştür. Bu anlamda nafaka, makul bir süre ile sınırlandırılmalı, sonrasında bir mağduriyet söz konusu ise devlet desteğini sağlayacak bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Genç yaşta evlenen binlerce ailenin dramı devam ediyor. Yetkililer tarafından verilen sözler hala tutulmuş değildir. Kadınları koruma amaçlı çıkarılan yasalar, ilk önce kadınlarımızı mağdur ediyor. Erken evlilik nedeniyle verilen cezalar aslında kadınlara ve onların binlerce çocuklarına verilmiştir. Eşleri hapse atılan bu kadınlar çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalmaktadırlar. Küçücük çocuklarıyla ortada kalan, tek başına hayat mücadelesi veren mağdur kadınların ve babasız büyüyen çocukların yaşadığı bu ağır mağduriyetin giderilmesi hükümetin en öncelikli sorumluluklarındandır.  Bu konuda bütün partileri işbirliği yapmaya çağırıyoruz.

 LİBYA’DA SON GELİŞMELER

Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Libya’da özlenen istikrar ve huzur bir türlü sağlanamadı. Libya’daki zengin petrol ve doğalgaz rezervleri Libya topraklarını siyasi ve askeri savaş alanına çevirirken Libya halkını da kaosa, savaşa, açlık, göç ve yıkıma sürüklemektedir. Bir an önce çatışmalar sona erdirilip Libya istikrara kavuşturulmalı, kaos daha fazla devam etmemelidir. Coğrafyamız ikinci bir Suriye krizini kaldıramaz. Bu durum, bölgemiz için felaket olacaktır. Buna asla müsaade edilmemelidir.

Komşu ve bölge ülkeleri, meşru Ulusal Mutabakat Hükümetini muhatap almalıdır. Türkiye ve meşru Libya Hükümeti arasındaki işbirliği ile komşu ülkeler arasındaki koordinasyon, Libya’nın barış ve istikrarı için geliştirilmelidir. Ülke, dış güçlerden ve paralı askerlerden biran önce arındırılmalıdır. Sorun ve problemlerin çözümü için silahlı çatışma değil, siyasi müzakere yolu tercih edilmeli, ülkede siyasi birlik sağlanmalıdır. 

İŞGAL REJİMİ MEŞRU DEĞİLDİR

Siyonist rejim, her gün Filistin topraklarının bir parçasını işgal etmektedir. Son olarak Batı Şeria’da yasadışı yerleşim yerlerini ilhak edeceğini ve Ürdün Vadisi üzerindeki hâkimiyetini devam ettireceğini ilan etti. Bütün uluslararası hukukun ihlali olan bu girişim, Filistin halkına karşı uygulanan zulüm ve haksızlıkların sadece küçük bir parçasıdır. İşgal ve zorbalığın sona erdirilerek Filistin halkının özgürlüğüne kavuşturulması, bütün insanlık üzerinde bir borçtur. Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 40 İslam ülkesinin liderlerine birer mesaj göndererek Batı Şeria’nın işgal girişimine ve Kudüs’e karşı işlenen suçlara karşı acilen harekete geçme çağrısında bulundu. Heniyye, liderlere gönderdiği mesajda işgal rejiminin suçlarına karşı ‘İslam ve Arap Ülkeleri zirvesi’ düzenlenmesini istedi.

İslam ülkelerinin yöneticileri ve vicdan ehli bütün insanlar Heniyye’nin çağrısını dikkate almalı, 72 yıldır devam eden bu işgal ve talanı sona erdirecek adımlar artık atılmalıdır. Kuruluş amacı Kudüs’ün Özgürlüğüne kavuşturulması olan İslam İşbirliği Teşkilatı acilen toplanmalı, işgali sona erdirecek, Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturacak bir projeyi hayata geçirmelidir. İslam ülkeleri, işgalin kabul edilmesi ve Siyonist rejimin meşru görülmesi anlamına gelecek “Normalleşme Adımları”ndan vazgeçmelidir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI