Yeni düzenleme, geniş halk kitleleri tarafından kabul görecek şekilde olmalı!

İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımız, cezaevlerindeki doluluk oranının getirdiği sorunlar ve yeni infaz sistemine ilişkin yazılı açıklama yaparken, iktidara ve tüm siyasi partilere de çağrıda bulundu.

/ BASIN AÇIKLAMALARI / Küçült | Büyüt

YENİ İNFAZ DÜZENLEMESİ

Uzun bir zamandır ülke gündemini dolayısıyla siyasetin gündemini meşgul eden cezaevlerindeki doluluk oranının getirdiği sorunlar ve yeni infaz sistemi, Coronavirüs tehdidi ile birlikte aciliyet gerektirdiği için tekrar gündeme alınmıştır.

Devlet, korona virüs salgını karşısında tüm kamu kurum ve kuruluşları ile özel kurum ve şirketlerde tedbir amaçlı çalışan sayısını azaltarak virüsün bulaşma ve yayılma riskini asgariye indirmeye çalışmaktadır. Devletin kontrol ve denetimi altında bulunan en kalabalık kurumlar şüphesiz ki cezaevleridir.

Cezaevlerindeki doluluk oranı, mekânsal olarak yeterli hijyen şartları taşımaması ve Covid-19 salgını adli-siyasi ayrımı yapmaksızın yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar başta olmak üzere cezaevindeki tüm insanları tehdit etmektedir. Bilim kurulunun açıklamaları da dikkate alındığında bu tehdidin yakın ve gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu bir gerçektir. Bu nedenle Covid-19 salgınının cezaevlerinde kitlesel ölümlere sebebiyet vereceği düşüncesi hem mahkumları hem de ailelerini ciddi manada endişelendirmektedir. Mahpusların sağlığı ve canı devletin korumasında ve sorumluluğundadır. Birçok ülke, bu tehdidi ve olası sonuçlarını öngörerek cezaevini boşaltmaya yönelik yeni ve etkili düzenlemeler yapmıştır.

Cezaevlerinin bu sağlıksız koşullarında mahpusların sağlığını korumak oldukça zordur. Onları virüsten korumanın en güvenilir yolu cezaevlerini mümkün mertebe boşaltmaktır. Böylece yoğunluğun azaltılması ile hem mahkumların hem de cezaevi personelinin sağlığı ve güvenliği için ciddi bir önlem alınmış olacaktır.

Maalesef devlet kendisine karşı işlenen suçları değil fert ve topluma karşı işlenen suçların cezasını hafifletmek üzere çalışmalar yürütmekte, resmî ideolojiye dayanan klasik devlet refleksini inatla sürdürmeye çalışmaktadır. İddialara göre, konu ile ilgili hazırlanan taslak metinde birkaç suç ile birlikte sistem açısından adeta kırmızı çizgi olarak ilan edilmiş olan devlete karşı işlenmiş suçlar, yapılacak infaz düzenlemesinde kapsam dışında bırakılmıştır.

İlkesel olarak devlete karşı işlenen suçların devlet tarafından af edilebileceğini, kişilere karşı işlenen suçların ise mağdurların rızası alınarak af kapsamına alınabileceğini kabul ediyoruz. Şartlı tahliye ya da af düzenlemesinden siyasi mahpusların yararlandırılmaması, eşitlik ilkesine, devletin ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebileceği yönündeki temel ilkeye ve adalete aykırıdır. Taslak metin üzerinden diğer parti grupları ile görüşmeler yapılmış ve genişlemesi yönünde umutlandıran bazı açıklamalar gündeme düşmüştür.

28 Şubat brifingli yargısının ve paralel yargının hüküm sürdüğü dönemlerde muhalif düşünen kişi ve kesimlere karşı yürütülen kumpas ve sözde yargılamalar ile ceza almış kişilerin mağduriyetinin hala ıskalanıyor olması asla kabul edilemez.

12 Eylül askeri cuntasının sıkıyönetim şartlarında, yargının vermiş olduğu yanlış kararlarla ağır cezalara mahkûm edilenler, 1991 yılında ANAP Hükümeti tarafından tüm mahkumları kapsayan bir düzenleme ile cezalarının 1/5’ini yatan herkes cezaevinden salıverildi. Ayrımsız herkese eşit şekilde uygulanan bu infaz indirimi ile dönemin yanlış kararları geç de olsa düzeltildi.

1990’lı yılların OHAL dönemlerinde DGM’lerin hukuki kriterlere uymayan keyfi kararları ile İslami yapıları, camia ve cemaatleri terör örgütü olarak fişleyen 28 Şubat döneminin brifingli yargısı ve FETÖ yargısının verdiği keyfi kararlar ile ağır cezalara mahkûm edilen birçok kişi halen cezaevlerinde bulunmaktadır.

1991 yılından bu yana siyasi mahkumlar için yargılama hatalarını giderecek hiçbir yasal düzenleme yapılmamıştır. Bugüne kadar çeşitli vesilelerle hep adli suçlara yönelik af ve benzeri infaz düzenlemeleri yapılmış ve vatandaşa karşı suç işleyenler serbest bırakılmıştır. Kısaca devlet vatandaşa karşı suç işleyenlere karşı merhametli, kendisine karşı suç işleyenlere karşı ise intikamcı ve acımasız davranmıştır.

Getirilmesi düşünülen düzenleme, vatandaşa karşı suç işleyenleri kapsamına almakta, siyasileri yani devlete karşı suç işleyenleri ise kapsam dışında bırakmaktadır. Şu an konuşulan infaz indirimi, Cumhurbaşkanın da sık sık dile getirdiği, “Devletin, kişilere karşı suç işleyenleri değil, kendisine karşı suç işleyenleri af etme yetkisi vardır” söylemiyle de çelişmektedir.

Hangi suçtan hükümlü ve tutuklu olmalarına bakılmaksızın cezaevlerindeki insanların sağlığını ve can güvenliğini sağlamak, ailelerinin endişelerini gidermek devletin ve hükümetin sorumluluğudur. Toplumsal barışı sağlayacak, geçmişin yanlış ve hukuksuz kararlarının ve uygulamalarının olumsuz yansımalarını giderecek bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Hükümetin bozulan toplumsal barışı tesis etme noktasında eşitlik, adalet ve kuşatıcılık misyonuyla siyasi bir irade ortaya koyması, geniş halk kesimi tarafından kabul de görecektir.

Bu nazarla HÜDA PAR olarak “ÖNCE İNSAN ÖNCELİK ADALET” temel ilkemizden hareketle; yapılacak olan infaz indirimi, şartla tahliye ya da kısmi af düzenlemesinden adli-siyasi hiçbir ayrım yapılmaksızın cezaevinde olan tüm tutuklu ve hükümlülerin faydalandırılması noktasında çalışma yapılması için başta iktidar olmak üzere tüm siyasi partilere çağrıda bulunuyoruz.

HÜDA PAR İNSAN HAKLARI VE HUKUK İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI